DOLAR 7,8116
EURO 9,2657
ALTIN 481,825
BIST 1212,2
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Az Bulutlu

Ahiret Gününe İmanın Önemi ve İnsan Üzerinde ki Etkisi..

Ahiret Gününe İmanın Önemi ve İnsan Üzerinde ki Etkisi..
17.10.2020
32
A+
A-

İmanın altı şartından birisi de ahiret gününe imandır ve bu İslâm’ın temellerinden biridir. Çünkü Allâh’ın birliğine iman, ahirette tekrar dirilmeye imanı gerektirir. Ahiret gününe ve onun başlangıcı olan alâmetlere inanmak insan aklının düşünemeyeceği şeylerdir.

Cennet Nedir? Cennet Katmanları Nelerdir? İsimleri..

Bunlar ancak vahiy yoluyla gelen delillerle bilinir. Bu yüzden biz, dehşet dolu bu güne imanı Kur’ân’da çoğunlukla Allâh’a imanla birlikte zikredilmiş olarak görürüz: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allâh’a ve ahiret gününe inanır.” (Bakara: 177)

Cehennem Nedir? Cehennemin Katmanları Nelerdir?

 

Yine başka bir âyette şöyle buyurmaktadır: “İşte bu, Allâh’a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür.” (Talak: 2). Bunun gibi daha başka âyetler vardır. Yine Kur’ân’ın her sayfasına baktığımızda ya ahiret gününden bahseden ya da o günde olacak olan iyilik veya azabı anlatan bir âyete rastlarız.

Mahşer Ne demek? Mahşer Günü Neler Yaşanacak?

İslâm düşüncesindeki hayat sadece bu kısa dünyadaki yaşantı veya insanın oradaki kısa ömrü değildir. Bilakis İslâm düşüncesindeki hayat zaman olarak ebediyete kadar uzayan bir hayattır. Mekan olarak da genişliği gökler ve yer kadar olan bir cennet ya da yeryüzünde binlerce yıldan beri yaşayan nesilleri alacak kadar geniş bir ateştir.(1) Nitekim Allâh Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabb’inizden bir mağfirete; Allâh’a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşun.” (Hadid: 21) Bir başka âyette şöyle buyurmaktadır: “O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. O da: “Daha var mı?” der.” (Kâf: 30)

Bundan dolayı gerçek mânâda insanı hayır işlemeye yönlendiren Allâh’a ve ahiret gününe ve o günde olacak olan iyilik ve azaba iman etmesidir. Yoksa hiçbir beşeri kanun Allâh’a ve ahiret gününe olan iman gibi insanı doğru yola getiremez. Bu yüzden Allâh’a ve ahiret gününe inanan insanın yaşantısı ile, bunlara inanmayan insanın yaşantısı arasında çok büyük fark vardır. Allâh’a ve ahiret gününe inanan, bu dünyanın ahiretin tarlası olduğunu bilir. Yine salih amellerin de ahiretin azığı olduğunu bilir, Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ne hayır işlerseniz Allâh onu bilir. (Ey mü’minler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır.” (Bakara: 197)

Sahâbe’den Umeyr b. Humam(2) şöyle demiştir:

Azıksız olarak Allâh’a koştuk

Takvaya ve ahiret ameline

Allâh yolunda cihad üzre sabretmeye

Her azık tükenmeye mahkûmdur.

Takva, iyilik ve reşâddan gayrı.(3)

Bu şiirdeki insanın haliyle, hem Allâh’a hem de ahiret gününde olacaklara inanmayan insanın hali arasında çok büyük bir fark vardır. “Ahirete inanan gökteki teraziye göre amel eder, yerdeki teraziye göre değil.”(4) Onun bu hayatta güzel bir yaşantısı vardır. Onu değişmez bir hal üzerinde, geniş düşünen, imanı kuvvetli, zorluklara katlanan sabırlı birisi olarak görürüz. Daima hayır ve ecri ister. O bilir ki Allâh katındaki ecir daha hayırlı ve sonsuzdur.

İlgili Haber:  Mahşer Ne demek? Mahşer Günü Neler Yaşanacak?

Nitekim Sahih-i Müslim’de Suheyb (ra)’dan rivayet edilen hadiste Rasûlüllâh (sav) şöyle buyurmaktadır: “Mü’minin işine şaşılır. Her işi hayırdır. Bu hal mü’minden başkasında yoktur. Eğer onun başına iyi bir şey gelse şükreder. Bu onun için hayırlıdır. Eğer onun başına kötü bir şey gelse sabreder. Bu da onun için hayırlıdır.”(5)

İnsanın hayrı sadece kendisine olmaz. Bilakis yaptığı iyilik hayvanlara kadar uzanır. Aynı Ömer b. Hattab (ra)’dan rivayet edilen onun şu meşhur sözünde olduğu gibi: “Eğer Irak’ta bir katırın ayağı kayıp tökezlese, sanırım Allâh: “Ey
‘Ömer niye onun yolunu düzgün yapmadın” diye bana sorar.”(6)

İşte bu şuur Allâh’a ve ahiret gününe imanın eseridir, işin sonucunu düşünmektir. Göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği ama insanın üzerine aldığı o büyük emanettir. Emanet ister küçük olsun ister büyük, hesabı sorulur. Eğer hayırsa hayır, kötü ise kötü olur: “Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun.” (Âli İmrân: 30) “Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. “Vay halimize!” derler, “Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!” Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf: 49)

Ama eğer Allâh’a ve ahiret gününe inanmayan bir kişi ise, bu dünyadaki amacına ulaşmak için bütün gücüyle uğraşır, işinin peşinden koştururken yorgunluktan dili dışarı sarkar. Mal toplamaya karşı aşırı hırslıdır. Kendisi gibi kazanmak isteyen insanlara engel olur. Onun gayesi dünyadır, dünyayı en büyük gaye ve tasa edinmiştir. Herşeyi kendi menfaatine göre ölçer, başkası onu hiç ilgilendirmez, dönüp bakmaz bile. Eğer kendisine bir faydası olacaksa ancak o zaman onunla ilgilenir. Bu kısa hayatta ancak oranın sınırları kadar hareket eder ve ömrünün sonuna kadar yaşar. Ve netice olumsuz sonuçlanır.(7) Çünkü o öldükten sonra dirilmenin imkânsız olduğunu düşünüyordu: “Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister. “Kıyamet günü ne zamanmış?” diye sorar.” (Kıyamet: 5-6)

İşte bu kapalı, dar cahili görüş, sahiplerini kan döken, malları çalan ve gasb eden ve yolları kesen insanlar haline getirmiştir. Çünkü bu gibiler öldükten sonra dirilmeye inanmamaktadır. Allâh Teâlâ Kur’ân’da onların halini şöyle anlatmaktadır: “Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir daha da diriltilecek değiliz, demişlerdi.” (En’‘âm: 29)

Yine onlardan birisi şöyle demektedir: “Hayat; rahimlerin doğurduğu, yeryüzünün de onu yuttuğudur.”

Asırlar geçer, bu inkârın yerine ondan daha büyüğü gelir. O da “hayat hissedilen bir maddedir” görüşüyle herşeyi inkâr eden kömünist marksist bir düşüncedir ki, bunlar ne Allâh’a inanırlar ne de ahiret gününe. Hayatın sadece bir “madde” olduğunu söylerler ve bu maddeden sonra hiçbir şeyin olmadığını iddia ederler. Çünkü bu düşüncenin önderi Marx’a göre ilâh diye bir şey yoktur, hayat da maddedir. Bu yüzden aynı hayvanlar gibi, hayatın ne anlama geldiğini ve ne için yaratıldıklarını akledemezler. Bilakis bu hayvanlar, eğer onların tekrar oraya toplanmaları gerçekleşecekse, şaşkın şaşkın ne yaptıklarını bilmeden dolaşarak yok olup; giderler. Onlar temel prensiplerinin gücüne sığınsalar da yine de korku içindedirler.

İlgili Haber:  Sekarat Anı Nedir? Ölüm Anında Neler Yaşanır?

Yine bu kesimi insanlar içinde hayata ve yaşamaya en hırslı kişiler olarak görürsün. Çünkü onlar öldükten sonra dirilmeye inanmazlar. Nitekim Allâh Teâlâ Yahudilerden kâfir olanlar hakkında şöyle buyurmaktadır: “Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Putperestlerden her biri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allâh onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.” (Bakara: 96)

Müşrik kişi bu dünyada çok uzun yaşamayı sevdiğinden öldükten sonra dirilmeyi istemez. Yahudi ise yaptıklarından dolayı ahiretteki rezil ve rüsvay olacağını sahip olduğu ilimden dolayı bildiği için(8), bu ve diğer benzerleri insanların en kötüleridir. Bu yüzden dünya hayatının lezzetini elde etmek için hırs, açgözlülük, tamah, insanların hakkından gelmek ve servetlerini ellerinden alarak onları köle gibi çalıştırma duyguları onların arasında yaygındır. Dolayısıyla onların içinde ahlâk bozukluğu ve hayvanca yaşantı gözükür.

Onlar için korkusuzca ölüme gitmelerine hiçbir engel olmadığı halde, üç günlük geçici dünya lezzetlerini elde etmek için dünya hayatında gördükleri güçlükler, zorluklar, elem ve acıları büyütürler. Ve yine onlar ahiretteki azaba dayanamaya-caklarını bildikleri için, bu dünyadan ayrılmaya cesaret edemezler.

İşte bu yüzden İslâm dini ahirete iman, öldükten sonra dirilme ve yapılan amellerden hesap verme üzerinde önemle durmuş, Kur’ân’daki âyetlerle bunları en iyi şekilde açıklayarak inkâr eden müşriklere de karşı çıkmıştır. Rasûlüllâh (sav)’e şöyle demesini emretmiştir: “De ki: Hayır! Rabbime andolsun ki, mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allâh’a göre kolaydır.” (Teğabun: 7)

Kıyametin nasıl kopacağından, sonrasında muttaki kullarına va’dettiği iyiliklerden ve asi kullarına hazırladığı azaptan bahsetmiş ve inkârcıların kalplerindeki şüpheyi yok etmek için onların bakışlarını kat’i delillere çevirmiştir. Öyle ki o gün olacak olayların dehşet ve ürküntüsünü insanların gözlerinin önüne getirmiş, bunun neticesinde tüyleri diken diken olan bedenlerin Hak Din’e ve Rasûlüllâh (sav)’e tâbi olarak bu dünya hayatında doğru yöne yönelmelerini istemiştir.

Şimdi size, ahiret gününden ve dirilmeden şüphe edenlere karşı İslâm dininin getirdiği delillerden bazılarını sunalım:

1- İlk Yaratılış:

Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra uzuvları belirsiz, sonra belirlenmiş canlı et parçasından yarattık…” (Hacc:5)

İnsanı çeşitli merhaleler halinde yaratmaya güç yetiren, onu tekrar diriltmeye güç yetirir. Bilakis mantıksal olarak tekrar diriltmek, yoktan var etmekten daha kolaydır. Nitekim Allâh Teâlâ şöyle diyor: “Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.” (Yâsîn: 78-79)

İlgili Haber:  Cehennemde Azap Çeşitleri Nelerdir?

2- Dirilmenin gerçekleşeceğine dair kâinatta görülen hissi deliller:

Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor: “Sen, yeryüzünü kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten iç açıcı bitkiler verir. Çünkü Allâh hakkın kendisidir; O ölüleri diriltir; yine O, herşeye hakkıyla kâdirdir. Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allâh kabirdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.” (Hacc: 5-7)

Ölü bir arazinin yağmurla canlanarak üzerinde bitkilerin yeşermesi, yoktan yaratan Allâh’ın kıyametten sonra ölüleri dirilteceğine delildir.

3- Allâh’ın yaratmadaki göz kamaştırıcı üstünlüğü:

Allâh Teâlâ şöyle buyuruyor: “Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kâdir değil midir? Evet, elbette kâdirdir. O, herşeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır. Birşey yaratmak istediği zaman O’nun yaptığı “Ol!” demekten ibarettir. Hemen oluverir.” (Yâsîn: 81-82)

Göklerin ve yerin büyüküğüne rağmen onları yaratan, onlara göre çok küçük olan insanı elbette tekrar yaratmaya kâdirdir.

Aynı şu âyette buyurduğu gibi: “Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Ğâfir: 57)

4- Hevasına uymayan ve sabit fikirden sıyrılan her bakış sahibinin, bu kâinatta açıkça gördüğü Allâh’ın yaratma hikmeti:

Herşeyi bir hikmetle yaratan Allâh insanları başıboş bırakmaz, onları boşuna yaratmamıştır. Emir ve uyarılarını boşuna vermez, yaptıkları amelleri de hesapsız bırakmaz. O şöyle buyurmaktadır: “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin gerçekten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Mutlak hakim ve hak olan Allâh, çok yücedir.” (Mü’minun: 115-116) Yine şöyle buyurmaktadır: “Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.” (Duhan: 38-39)

Kim bu âlemdeki canlılara bakar da onlardaki düzen ve uyumu düşünürse, herşeyin bir amaç ve gaye ile ortaya çıktığını ve hedefine doğru ilerlediğini açıkça görür ki, o da Allâh Teâlâ’nın istediği program doğrultusunda olmaktadır.

Bu geniş âleme bakış, -bize Allâh Teâlâ’nın ilminin ve kudretinin büyüklüğü yanında- hikmetinin üstünlüğünü gösterir. O, güçlüler zayıflara haksızlık etsin diye, hiçbir canlıyı başıboş bırakmamıştır. Yine O, doğru yoldan çıkan kullarına, bu dünya hayatının arkasında kendilerine uygun azabı vermeden boş bırakmaz.

Amellerinde Rabb’lerinin rızasını kazanmak için yer bırakmayacak şekilde çalışarak temel atanlar, bununla birlikte ahiret günü Allâh’ın fazlını ve nimetlerini bulamadan mal ve mülkünü yok yere heba edenleri de başıboş bırakmayacaktır. Üstelik onların dünya hayatında zorluklara katlanamamaları, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiç kimsenin aklına dahi getiremediği cennet nimetlerinin yanında çok önemsiz kalır.

Eğer insanlar, Allâh’ın kâinatta oluşturduğu düzeni ve bunun yüce hikmetini, insana verdiği özen ve ikramı düşünürlerse, bu düşünce onları ahiret gününe inanmaya iter. İşte o zaman kendini beğenmişliğin çirkinliği ve dünya hayatına sarılma gözükmez. Aksine iyilik, güzellik, hoşgörü ve Allâh’tan sakınma üzerine dostça yardımlaşılır ve tanışılır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.