Ayakkabı Bot ve çizme Günlük ayakkabı Bot ayakkabı modelleri Çizme ayakkabı Terlik ayakkabı Sandalet Babet Spor ayakkabı Topuklu ayakkabı İç giyim Mayo Çorap Fantezi giyim İç çamaşır takımları Sütyen Gecelik Pijama takımı Gece elbisesi Plaj giyim Giyim Büyük beden Tesettür Etek Trenckot tarz eşofman takımları bayan Mont Gömlek Pantolon T-shirt Sweatshirt Kırmızı elbiseler Ceket Çanta Çanta aksesuarlar Bebek bakım çantası Spor çanta Okul çantası Laptop çantası Portföy çanta Bel çantası Postacı çantası El çantası Sırt çanta Bebek bakım çantası Omuz çantası

Dolar 18,6421
Euro 19,7316
Altın 1.077,10
BİST 4.855,92
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
17°C
Hafif Yağmurlu
Cts 19°C
Paz 16°C
Pts 14°C
Sal 10°C

Adana escort Ankara escort Bursa escort Antalya escort İzmir escort Mersin escort Samsun escort Gaziantep escort Eskişehir escort Bodrum escort Denizli escort Kayseri escort Konya escort Kuşadası escort Alanya escort İzmit escort Kocaeli escort Malatya escort Diyarbakır escort escort Beylikdüzü escort Ataköy escort Bakırköy escort Avcılar escort Şirinevler escort Bahçeşehir escort Merter escort Mahmutbey escort Kayaşehir escort Büyükçekmece escort Küçükçekmece escort Başakşehir escort Halkalı escort Esenyurt escort Sarıyer escort Bahçelievler escort Yenibosna escort dubai escort girl krypton escort seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle porno izle paply.org

Bilal Habeşi Kimdir? Bilal Bin Rebah’ın Hayatı..

Kölelikten Efendiliğe uzanan bir hayat. Kızgın kumları altında Allah birdir diyen aslan.. Habeşistanlı bir zenci. İslamın ilk müezzini ve ezanı ilk okuyan kişi.. Bilali Habeşi Kimdir? İşte ibretlik hayatı..

Ağustos 4, 2020 10:26 am
493
Bilal Habeşi Kimdir? Bilal Bin Rebah’ın Hayatı..

Bilali Habeşi Kimdir? Bilal Bin Rebah

Hz. Ebu Bekir anıldığında Hz. Ömer: “Ebu Bekir efendimizdir, efendimizi azat etmiştir. “ derdi. Bilal’ı kastederdi bu sözüyle. Bir adam ki, Hz. Ömer ondan “Efendimiz” diye bahsediyor, o adam yüce ve uludur. Koyu esmer tenli, zayıf yapılı, oldukça uzun boylu, sık saçlı, seyrek sakallı biriydi.

Kölelikten Efendiliğe..

Bilal, ravilerin anlattığına göre; kendisinde üstünlük görülmesini ve övgü yapılmasını duymak istemez, böyle bir durumda başını eğer, gözlerini indirir ve şöyle derdi: “Ben ancak bir Habeşîyim. Düne kadar da köleydim.” Düne kadar da köle olan bu Habeşî kimdi? Bu Habeşî, Bilal b. Rebah idi. O, İslam’ın müezzini, putları söküp atan, iman ve doğruluk mucizelerinden biri… İslam’ın doğuşundan günümüze ve Allah’ın dilediği zamana kadar karşılaştığımız her on müslümandan en az yedisi Bilal’ı tanıyor.

Asıllar ve nesiller boyu yüz milyonlarca müslüman Bilal’ı tanıyor, ismini biliyor rolünü öğreniyor. Tıpkı ilk iki büyük halife Ebu Bekir ve Ömer’i tanıdıkları gibi. Mısır, Pakistan, Malezya, Çin, Amerika, Avrupa, Rusya, Irak, Suriye, Türkiye, İran, Sudan, Tunus, Cezayir, Fas’taki, Afrika derinliklerinde ve Uzakdoğu’da, ilk okulda okuyan müslüman çocukların herhangi birine: “Ey küçük, Bilal kimdir?” diye sorsan o hemen: “Allah Resulü’nün müezzinidir.” diye cevap verecek ve ekleyecek: “Sahibi kızgın taşlarla zulüm ederken, o “Ahad, Ahad” diyen köle… İslam’ın bağışladığı bu sonsuz nimeti gördüğünde bil ki, Bilal müslüman olmadan önce sadece bir köle idi.
Hurma bahçelerinde efendisinin develerini güderdi. Eğer İslam olmasaydı, acı kölelik içinde yuvarlanıp gidecek, neticede ölümün pençesine düşüp, unutulacaktı. Ama imanı ve yüce dini onu yüksek bir mevkiye, İslam büyükleri arasına soktu. Nice makam, mevki, servet sahibi olan kimseler Habeşî kölenin ulaştığı sonsuz nimete ulaşamadılar. Nice tarihî kahramanlar Bilal’ın elde ettiği şöhrete eremediler. Derisinin siyahlığı, soyunun ve nesebinin düşüklüğü, azat olmuş bir köle olması, İslam’ı seçtiğinde en yüksek makama ulaşmasına engel olmadı.

Onu bu makama çıkaran doğruluğu, kesin imanı, temizliği ve gayreti idi. İnsanlar zannederler ki, kökeni uzaklara dayanan… ailesi ve desteği olmayan… kendisini parayla satın alan efendisine ait bir mülk olup, kendi yaşamına sahip olmayan… efendisinin ihtirasları ile devesi ve sürüleri arasında gidip gelen… Bilal gibi bir köle… Zannederler ki, böyle birisi ne bir şeye güç yetirebilir ne de bir şey olur. O ise bütün zanları boşa çıkardı. İman etmeye muktedir oldu. Ondan başkasının böyle bir şeye güç yetirmesi ne mümkün?! Sonra İslam’ın ve Allah Resulü’nün ilk müezzini oldu. Halbuki bu müezzinliği müslüman olan ve Resulullah’a tabi olan bütün Kureyş uluları ve seçkinleri arzu ediyorlardı.

Evet… Bilal b. Rebah… Hangi kahramanlık, hangi yücelik onu, şu üç kelimeden daha güzel ifade edebilir? “Bilal b. Rebah” Siyahîlerden bir Habeşî… Kader onu, tıpkı cariye olan annesi gibi, Mekke’de Benî Cumah kabilesine köle yapmıştı. Köle hayatı yaşıyordu. Günleri monotonluk içinde geçiyordu, ne kendisine bir hak tanınıyor ne de yarını için bir düşünce taşıyordu. Muhammed’in (s.a.v.) haberi gelmeye başladı. İnsanlar aralarında konuşuyor ve birbirlerine naklediyorlardı.

O da efendilerine ve onların misafirlerine kulak verip dinliyordu. Özellikle Ümeyye b. Halef’in anlattıklarına… Çünkü Bilal onun kölesiydi. Ayrıca bu adam arkadaşlarıyla ve kabilesiyle birlikte sürekli kin, nefret ve öfkeyle Allah Resulü’nden bahsediyorlardı. Bu dinlemeleri esnasında yeni din ve dini getiren kişi hakkında yapılan öfkeli, kin dolu, uygunsuz konuşmalara tanık oluyordu. Yaşadığı çevrede bu yepyeni bir oluşumdu, onun için. Aynı şekilde Muhammed’in şerefi, doğruluğu ve de emin bir kimse oluşuna dair sözleri sıkça duyuyordu.

Evet… Onların, Muhammed’in (s.a.v.) getirdikleri karşısında hayretler içinde kaldıklarını görüyordu. Kendi aralarında şöyle diyorlardı: “Muhammed şu ana kadar ne bir yalan söylemiş, ne bir büyü yapmış, ne de kendisinde delilik görülmüş bir kimsedir. Ancak onun dinine girmek isteyenleri engellemek için bütün bu uygunsuz sıfatları ona yakıştırmalıyız.” Onlardan onun emin kimse olduğunu işitiyordu.

Vefasını, mertliğini, temizliğini ve ahlakî üstünlüğüne dair sözler işitiyordu. Yine onların gizli gizli konuşmalarından, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) karşı çıkmalarının ve düşmanlıklarının sebeplerini anlıyordu. Onlar ona iki şeyi korumak uğruna karşı çıkıyorlardı: Birinci olarak, atalarının dinini; ikinci olarak, Kureyş’in itibarını korumak.

Bu itibar ki, Mekke’yi dinî merkez ve adeta yarım adanın başkenti durumuna getirmişti. Son olarak ise, Haşim oğullarına olan kinleri, yani Peygamber’in başka bir kabileden değil de onlardan çıkmasını kabullenememeleri. Bir gün Bilal b. Rebah Allah’ın nurunu gördü ve ruhunun derinliklerinden titreşimler hissetti. Hemen Hz. Peygamber’e gitti ve müslüman oldu. Bilal’ın müslüman olduğu haberi çok geçmeden her tarafta yayıldı.

Zor ve Çetin İşkenceler..

Benî Cümah ulularının kulaklarına kadar vardı. Bu ulular, kibir ve gurur kaleleriydiler. Bütün şeytanlar Ümeyye b. Halef’in göğsünde toplanmış, onu kışkırtıyorlardı. Kölelerinden birinin müslüman olmasından dolayı gururunun incineceğini telkin ediyorlardı. Nasıl olur da Habeşî bir köle müslüman olup, Muhammed’e (s.a.v.) tabi olur?!.. Ümeyye kendi kendine: “Hiç önemli değil, bugün güneş batımına kadar sadece bir köle müslüman oldu.” diyordu. Ama güneş sadece Bilal’ın müslüman olmasıyla batmayacak, bütün Kureyş’in putlarının yıkıldığı günleri de gösterecekti.

Bilal’ın müslüman olması, sadece İslam için bir şeref değil; bütün insanlık için şerefti. Azabın en katısına maruz kaldı. Allah sanki onu, insanlık için bir örnek kılmıştı. Siyah derili bir köle, imanı bulduğu ve Allah’a sığındığında horlanamaz ve kötülenemez. Bilal, hem o zaman hem de ondan sonra yaşayan bütün insanlara açık bir ders verdi: Vicdan hürriyeti, ne dünya dolusu altınla değişilir, ne de dünya dolusu işkence ile vazgeçilir. Çırılçıplak kor üzerine yatırıldı, dininden dönmesi, Muhammed’den (s.a.v.) yüz çevirmesi için işkenceler yapıldı.

Allah Resulü ve İslam, bu güçsüz Habeşî köleyi, kimliğini korumada ve özgürlüğünü savunmada insanlığa üstad kıldı. Güneşin en kızgın olduğu bir zamanda çıkarıyorlar, çölün cehennemî sıcağı altında taşların üzerine yatırıyorlar, üzerine de ancak birkaç kişinin taşıyabildiği koca kayaları koyuyorlardı. Ve bu vahşi azap, her gün tekrar ediliyordu. Sonunda Bilal’a yapılan bu korkunç işkence karşısında bazı cellatların kalpleri biraz olsun yumuşadı. Aslında kendileri perişan olmuştu. Bilal putlarını bir kelimeyle olsun iyilikle ansa, yol vereceklerdi. Kureyş’in yüzüne bakamaz olmuşlar, bir köle karşısında hezimete uğramışlardı.

Hatta bu kelimeyi kalbinden değil de sadece diliyle söylese, imanını kaybetmeksizin hayatını ve kendisini kurtaracaktı. Bilal bu bir kelimeyi bile söylemeyi reddetti!.. Evet, o bir kelimeyi söylemeyi reddetmiş, onun yerine ölümsüz nakaratını tekrarlamaya başlamıştı:

“Ahad, Ahad! (Allah Bir, Allah Bir)” Cellatları ona bağırdılar. Ona doğru yöneldiler ve: “Lat ve Uzza’yı söyle!” diye zorladılar. Onlara cevap verdi: “Ahad Ahad!” Onlar, “Bizim söylediğimizin aynısını söyle” dedikçe, adeta onlarla dalga geçer gibi: “Benim dilim sizin dediğinizi söyleyemiyor.” diyordu. Bilal kızgın taşların üzerine yatırırlar, üzerinden kaynar sular dökülür.

Güneş sararmaya, batmaya yakın hal almaya başlayınca kaldırılır, boğazına bir ip geçirilir, sonra çocuklara, Mekke’nin sokaklarında dolaştırmaları söylenir. Ama Bilal’ın dilinde hep o eski nakarat: “Ahad Ahad!..” Gece olduğunda ise, sanki onunla pazarlık ediyorlar ve: “Yarın ilahlarımızı hayırla an. Rabbim Lat ve Uzza’dır, de. Biz de seni bırakalım. Çünkü sana işkence etmekten yorulduk. Sanki biz işkence edilen durumuna düştük.” Bilal kesin imanı ve azameti ile: “Ahad Ahad!..” diye cevapladı.

Kendisine iyi adam rolü verilen birisi Bilal’a şirin görünerek, onun iyiliği için çalışıyormuş gibi şöyle dedi: “Ey Ümeyye sen git! Bugünden sonra Lat asla azap etmeyecek. Bilal bizden biridir. Annesi de cariyemizdir. Bilal, müslüman olduğu için Kureyş’in dedikodumuzu yapıp, bizi alaya almasına asla razı olmaz.” Bilal, bu yalancı ve hain yüzlere gözünü aralayarak baktı ve fecir aydınlığı gibi tebessüm ederek, onları zelzeleye tutulmuş gibi sarsan bütün heybetiyle: “Ahad Ahad!” dedi. Sabah oldu. Öğlenin kavurucu sıcaklığı yaklaştı ve Bilal alınıp çöle götürüldü.

O ise sabırlı, ruhen dimdik ve inancında tavizsizdi. Ebu Bekir (r.a.) onlar Bilal’a bütün acımasızlıklarıyla işkence ederlerken geldi ve haykırdı: “Rabbim Allah! diyen birini mi öldüreceksiniz?” Sonra Ümeyye’ye bağırdı: “Kaç para istiyorsan al. Ama onu serbest bırak!” Denizde boğulmamak için çırpınan Ümeyye’ye sanki bir can simidi yetişmişti. Yüzü gülmüş, içini mutluluk kaplamıştı, Ebu Bekir’in para teklifi üzerine… Çünkü Bilal’a işkence etmek, kendileri için azap haline dönmüş, dayanılmaz bir durum almıştı.

Ayrıca onlar tüccar milletti. Bilal’ın birkaç kuruşa satılması ölmesinden daha iyiydi. Ebu Bekir’e Bilal’ı sattılar. O da hemen oracıkta Bilal’ı hürriyetine kavuşturdu. Artık Bilal hür insanlar arasındaki yerini almıştı. Ebu Bekir’in Bilal’ı hürriyetine kavuşturduktan sonra yanına gelen Ümeyye: “Lat ve Menat’a yemin olsun ki, 1 Ukiyye bile verseydin, onu sana satacaktım.” dedi.

Onların bu yılgınlığını anlayan Ebu Bekir, kardeşi Bilal’ın derecesini onlara göstermek için: “Allah’a yemin olsun ki, sen de l00 Ukiyye isteseydin, onu tastamam verecektim.” dedi. Arkadaşlarıyla beraber Allah Resulü’ne (s.a.v.) gittiler ve hürriyetine kavuştuğunu müjdelediler.

İslamın İlk Müezzini ve Ezan Okuyanı..

Büyük bir bayram olmuştu. Allah Resulü ve bütün sahabesi Medine’ye hicret ettikten sonra namaz için ezan okunmasını gerekli gördü Resulullah (s.a.v.). Ama günde beş vakit ezanı kim okuyacaktı? Ki onun tekbir ve tehliliyle bütün ufuklar yankılansın. İşte o Bilal’dır… İşkence altında senelerdir,

“Allahu Ahad, Allahu Ahad” diye inlemişti. Ve Allah Resulü’nün (s.a.v.) tercihi gerçekleşti; Bilal İslam’ın ilk müezzini oldu.

Allahu ekber, Allahu ekber Allahu ekber,
Allahu ekber Eşhedü en la ilahe illallah
Eşhedü en la ilahe illallah
Eşhedü enne Muhammeden Resulullah
Eşhedü enne Muhammeden Resulullah
Hayye ala’s-salah,
Hayye ala’s-salah
Hayye ale’l-felah
Hayye ale’l-felah
Allahu ekber,
Allahu ekber La ilahe illallah

Medine’ye saldıran Kureyş ordusuyla müslümanlar arasında harp çıktı. Savaş çok şiddetli cereyan ediyordu. Bilal düşman üzerine bir kartal gibi saldırıyordu. Bu ilk gazve yani Bedir’di. Nitekim Resulullah (s.a.v.) bu savaşta parolanın “Ahad, Ahad!” olmasını emretmişti. Kureyş, en küçüğünden en yaşlısına kadar bu savaşa katılmıştı. Ümeyye b. Halef, harbe çıkmaktan vazgeçmek istemişti. Bu adam, Bilal’a ölümüne işkence eden efendisi idi. Selmani Farisi Kimdir? Selmani Farisi’nin Hayatı..

Eğer arkadaşı Ukbe b. Ebu Muayt onun korkaklığını ve savaştan geri kalma haberini duyup, yüzüne vurmasaydı, çıkmama isteğini yerine getirecekti. Ukbe, elinde bir buhurdanlık taşıyarak ona gelmiş ve bütün kavminin için buhurdanlığı önüne atıp: “Al bununla tütsülen, çünkü sen kadınlardan birisin!” demişti. Bunun üzerine Ümeyye haykırarak: “Allah senin de getirdiğinin de belasını versin!” demişti. Bu olayın akabinde savaşa çıkmaktan başka yol bulamadı ve mecburen çıktı. Kaderin cilvesi işte, bazen dürer, bazen açar.

Ukbe b. Ebu Muayt, Ümeyye’yi Bilal’a ve diğer mustazaflara işkenceye kışkırtan en azılı kafirdi. Bugün aynı azılı kafir Ümeyye’yi savaşa çıkmaya zorluyordu. Çünkü Bedir Ümeyye için ölüm döşeği olacaktı. Aynı şekilde Ukbe için de… Halbuki Ümeyye savaşa çıkmayacaktı, eğer Ukbe kendisini teşhir edip, çıkmak zorunda bırakmasaydı. Ama Allah, emrini yerine getirendir. Ümeyye savaş meydanına çıkmalıydı. Çünkü onunla, Allah’ın kullarından birinin görülecek eski bir hesabı vardı. Ve hesabın görülme vakti gelmişti. Kaldı ki, hesap görücü Allah ölmez.

Eden, bulur! Kader, böyle zalimler için zamanı ve zemini yerli yerinde hazırlardı. Ukbe, Ümeyye’yi kendi ölümüne teşvik edecekti, tıpkı Bilal’ın üzerine kışkırttığı gibi. Ümeyye de öleceği yere doğru adım adım yaklaşacaktı. Ümeyye’nin ölümü kimin elinde gerçekleşecek? Elbetteki Bilal’ın… Tek başına Bilal’ın. Ümeyye’nin zincirler vurduğu el yapacak bunu… Acılar içinde kıvrandırdığı el… İşte bugün, Bedir gününde kaderin belirlediği hesaplaşmalar gerçekleşecek. Kureyş cellatları yaptıklarının cezasını bulacaktı. Her şey tamamdı.

İki taraf arasında savaş başlayıp da müslümanlar tarafından “Ahad, Ahad!” sesleri afakı inletince, Ümeyye’nin kalbi güm güm vurmaya başladı ve korktuğu başına geldi. Dün işkence altındaki kölesinin tekrarladığı sözler, bugün İslam’ın ve müslümanların parolası olmuştu: “Ahad Ahad!” Bu nasıl olmuştu? Bu kadar çabuk, bu kadar hızla gelişerek… Kılıçlar şakırdadı, çarpışma kızıştı. Savaş sona ererken Ümeyye, Abdurrahman b. Avf ile karşılaştı ve ona sığındı. Ebu Zer El-Gifari Kimdir? Ebu Zer El-Gifari’nin Hayatı..

Onun hayatını bağışlayacağını umarak, esiri olmak istedi. Abdurrahman b. Avf bunu kabul etti ve esirlerin bulunduğu yere doğru onu götürdü. Yolda Bilal’la karşılaştı ve Bilal haykırdı: “Küfrün başı Ümeyye b. Halef! O kurtulursa ben buna dayanamam!” Gurur ve kibir yüklü başı yerinden ayırmak için kılıcını kaldırdı; ama tam o sırada Abdurrahman b. Avf seslendi: “Ya Bilal! O benim esirimdir.”

Esir mi? Savaş alanı alev alev yanıyor. Esir mi? Az önce müslümanlara indirdiği darbelerin kanı kılıcından damlıyor. Hayır. Bu Ümeyye’nin sinsice planıydı ve canını kurtarmak için kendini Abdurrahman’a esir etmesi bir oyundan ibaretti, Bilal’a göre. Daha önce bu oyunu yeteri kadar uygulamıştı. Bugün artık bu oyunu sürdürememeli, ona bu fırsat tanınmamalıydı.

Fakat Bilal tek başına din kardeşi Abdurrahman’ın himayesinde olan bir kafiri elde edemeyeceğini anladı. Var gücüyle bütün müslümanlara bağırdı: “Ey Allah’ın erleri! İşte küfrün başı Ümeyye! Eğer o kurtulursa ben dayanamam!” Bir grup müslüman o tarafa geldi ve Ümeyye ile oğlunun etrafını sardılar. Artık Abdurrahman b. Avf bir şey yapamazdı. Onları hiçbir şekilde koruyamazdı. Artık onu zırhı bile kurtaramazdı. Bilal bir aslan gibi kükredi, “Ahad Ahad!” narasıyla Ümeyye’nin, küfrün elebaşısının başını gövdesinden ayırdı.

Böyle bir durumda Bilal’ın müsamaha göstermesini istemek hakkımız olmasa gerek. Eğer bu karşılaşma başka şartlar altında gerçekleşmiş olsaydı, iman ve takvası böyle olan bir insanın hoşgörüde cimrilik göstereceği düşünülemezdi. Fakat buradaki karşılaşma savaş alanında oluyor. Her fırka, hasmını yok etmek için geliyor. Kılıçlar parlıyor, insanlar ölümüne birbirine saldırıyor, cesetler üst üste yığılıyor. İşte tam bu sırada Bilal, Ümeyye’yi görüyor. Musab Bin Umeyr Kimdir? Musab Bin Umeyr’in Hayatı..

Bu adam ki, Bilal’ın vücudunda bir parmaklık olsun işkence edilmedik yer bırakmadı. Onu nerede ve nasıl görüyor? Harp meydanında… Kılıcıyla önüne gelen müslümanın başını vurmak için geldiği yerde… Şayet Bilal’a de ulaşsa onun da başını vuracaktı. İşte böyle bir ortamda iki kişi karşılaşıyor. Hiçbir mantık bu durumda Bilal’dan Ümeyye’yi affetmesini bekleyemez.

Günler geçti ve Mekke fetih olundu. Allah Resulü on bin müslüman savaşçının başında, Allah’a şükrederek ve tekbirler getirerek Mekke’ye girdi. İlk olarak Kabe’ye yöneldi. Bu mukaddes mekanı Kureyş senelerdir put deposu yapmıştı. Hak geldi, batıl yok oldu. Bugün artık, Lat yok, Uzza yok, Hübel yok! Bugünden sonra insanlar taşlara, heykellere tapmayacak. Eşi, benzeri olmayan bir tek, yüce ve aşkın olan Allah’tan başkasına ibadet etmeyecek.

Bilal’la beraber Allah Resulü (s.a.v.) Kabe’ye girdi. Allah Resulü girer girmez, Hz. İbrahim’i temsil etmek üzere yapılmış ve okları çeken olarak bilinen puta yöneldi. Bu duruma kızıp şöyle buyurdu: “Allah onları helak etsin! Büyüğümüz İbrahim, ne şans oku çekerdi, ne yahudi ne de hıristiyan idi. O, tam bir müslüman idi. Asla müşriklerden değildi.” Bilal’a Kabe’nin damına çıkıp, ezan okumasını emrettiler… Bilal ezan okuyor… Bu ne güzel bir an, cıvıl cıvıl bir mekan… Mekke’de hayat donmuş, binlerce Müslüman ayakta, huzur içinde ezanı dinliyorlar.

Bilal’ı dinliyorlar. Evlerinde müşrikler nerdeyse tasdik edecekler. İşte Muhammed (s.a.v.) ve malını mülkünü geride bırakıp sürülen mü’minler. Bu Hakk’ın ta kendisi değil mi? Yirmi bin müslüman işte onun etrafında… Bu Hak değil mi? Biz onu attık, onunla savaştık, en sevimli yakınlarını öldürdük. Bu gerçek değil mi? Biz onun önünde esirler iken o bize döndü ve : “Gidiniz, sizler hürsünüz.” dedi.

Kureyş ulularından üç kişi, Kabe’nin biraz uzağına oturmuşlar, Bilal’ın, putlarını ayaklan altına alıp onlara hakaret etmesinden dolayı yüzlerini ateş basıyordu. Bütün ufukları kaplayan gür sesi dört bir yanda yankılanıyordu. Bu üç kişi, Ebu Süfyan b. Harb, Attab b. Üseyd ve Hişam b. Haris idi. Ebu Süfyan az önce müslüman olmuştu, son ikisi henüz müslüman olmamışlardı. Attab gözü, ezanı adeta terennüm etmekte olan Bilal’ın üzerinde olduğu halde şöyle dedi. “Allah buna ne güzel ikramda bulunmuş!” “Allah mı? Eğer Muhammed’in hak olduğunu bilsem, ona tabi olurdum!” diye cevap verdi Haris.

Ebu Süfyan onların sözlerini kesti. “Ben hiçbir şey demiyorum. Eğer konuşursam, onun ne kadar akıllı olduğunu haber vermiş olurum.” Allah elçisi, Kabe’ye geldiğinde o üç kişiyi gördü. Yüzlerindeki ifadeyi bir anda okudu. Gözleri pırıl pırıl olmuştu, Allah’ın nuruyla… “Biliyorum konuştuğunuz şeyleri.” dedi. Ve onlara konuşmalarını bir bir söyledi. Haris ve Attab haykırdılar: “Şehadet ediyoruz ki, sen peygambersin. Biz kimseden böyle bir şey işitmedik.

Yeni bir kalple Bilal’a yöneldiler. Kalplerinde Allah’ın elçisinin Mekke’ye ilk girişindeki hitabesi canlandı: “Ey Kureyş topluluğu! Allah sizden cahiliye saygısını ve babalarınıza gereksiz tazim etmeyi kaldırmıştır. İnsanlar Adem’dendir. Adem ise topraktandır.”

Bilal, Resulullah (s.a.v.) ile beraber yaşamış, onun gördüğü her şeye tanık olmuştur. Namaz için ezan okudu, insanları namaza davet etti. İnsanları zulmetten nura, kölelikten hürriyete çıkaran bu yüce dinin sembollerini korudu. İslam’ın sesini en yükseklere çıkardı. Müslümanların durumunu da yüceltti. Her geçen gün Bilal, Allah Resulüne (s.a.v.) olan kalbî yakınlığını artırdı.

Öyle ki, Resulullah (s.a.v.) onu: “Cennetliklerden bir adam” diye niteledi. Ama Bilal, eskiden olduğu gibi yine cömert ve mütevazı biri olarak kaldı. Bir büyüklük havasına kapılmadı. Her fırsatta “Habeşî ve daha dün bir köle olduğunu” söylerdi. Bir gün kendisi ve kardeşi için nişan yapmak üzere bir adamın iki kızını istemeye gitti ve adama şöyle dedi: “Ben Bilal’ım, bu da kardeşim. İkimiz de Habeşî birer köle idik. Dalaletteyken Allah bize hidayet nasip etti.

Köleyken hürriyetimize kavuşturdu. Eğer kızlarını bizimle evlendirirsen, Allah’a şükürler olsun deriz. Eğer bizi bundan mahrum edersen Allah büyüktür.”

Allah Resulü öte dünyaya kendisi Rabbinden razı, Rabbi de kendisinden razı bir halde göçtü. Onun yerine Hz. Ebu Bekir halife olarak geçti. Bilal, Resulullah’ın (s.a.v.) halifesine gitti ve “Ey Allah Resulü’nün halifesi! Resulullah’tan işittim ki, “Mü’minin amelinin en faziletlisi Allah yolunda cihattır.” dedi. Hz. Ebu Bekir: “Ne istiyorsun ey Bilal?” Bilal: “Allah yolunda sınırlarda cihad etmek ve ölmek.” Hz. Ebu Bekir: “Kim bize ezan okuyacak?” Bilal iki gözü iki çeşme: “Ben Allah Resulü’nden sonra hiç kimse için ezan okuyamam.” Ebu Bekir: “Kal ve bize ezan oku ey Bilal! Bilal: “Eğer beni kendin için tutacaksan dilediğini yap! Yok eğer Allah için tutacaksan, beni bana bırak.” Ebu Bekir: “Seni Allah için tutuyorum ey Bilal.” Raviler ihtilaf ettiler ama bir kısmı onun bu olaydan sonra Şam’a gittiğini ve orada mücahit ve murabıt olarak yaşadığını kaydederler.

Bir kısım da onun Ebu Bekir’in (r.a.) ricasını kabul ettiğini, ancak Ömer (r.a.) halife olduktan sonra ondan izin istediğini ve Şam’a gittiğini kaydederler. Her halükarda Bilal cihat için sınırlara gitmiş ve İslam devletinin sınır muhafızlarından biri olmuştu. Böylelikle Allah Resulü’ne (s.a.v.) kavuşurken en hayırlı amel üzerine olacaktı. Son ezanı, Hz. Ömer’in hilafeti sırasında halkın Ömer’den Bilal’ın bir vakit olsun ezan okumasını istemeleriyle okudu. Halife, Bilal’ı çağırmış, namaz vaktinin geldiğini söylemiş ve ezan okumasını istemişti. Bilal çıkmış ve ezan okumuştu.

Bütün sahabe ağlamış, adeta Resulullah’ın devrini tekrar yaşamışlardı, Bilal’ın ezanıyla… Daha önce hiç ağlamadıkları şekilde ağladılar. Halife Ömer (r.a.) en çok ağlayandı. Bilal, Şam’da Allah yolunda İslam sınırlarını koruma görevindeyken vefat etti.

Adana anal escort Çukurova anal escort Seyhan anal escort Ankara anal escort Mamak anal escort Etimesgut anal escort Polatlı anal escort Pursaklar anal escort Haymana anal escort Çankaya anal escort Keçiören anal escort Sincan anal escort Antalya anal escort Kumluca anal escort Konyaaltı anal escort Manavgat anal escort Muratpaşa anal escort Kaş anal escort Alanya anal escort Kemer anal escort Bursa anal escort Eskişehir anal escort Gaziantep anal escort Şahinbey anal escort Nizip anal escort Şehitkamil anal escort İstanbul anal escort Merter anal escort Nişantaşı anal escort Şerifali anal escort Maltepe anal escort Sancaktepe anal escort Eyüpsultan anal escort Şişli anal escort Kayaşehir anal escort Büyükçekmece anal escort Beşiktaş anal escort Mecidiyeköy anal escort Zeytinburnu anal escort Sarıyer anal escort Bayrampaşa anal escort Fulya anal escort Beyoğlu anal escort Başakşehir anal escort Tuzla anal escort Beylikdüzü anal escort Pendik anal escort Bağcılar anal escort Ümraniye anal escort Üsküdar anal escort Esenyurt anal escort Küçükçekmece anal escort Esenler anal escort Güngören anal escort Kurtköy anal escort Bahçelievler anal escort Sultanbeyli anal escort Ataşehir anal escort Kağıthane anal escort Fatih anal escort Çekmeköy anal escort Çatalca anal escort Bakırköy anal escort Kadıköy anal escort Avcılar anal escort Beykoz anal escort Kartal anal escort İzmir anal escort Balçova anal escort Konak anal escort Bayraklı anal escort Buca anal escort Çiğli anal escort Gaziemir anal escort Bergama anal escort Karşıyaka anal escort Urla anal escort Bornova anal escort Çeşme anal escort Kayseri anal escort Kocaeli anal escort Gebze anal escort İzmit anal escort Malatya anal escort Manisa anal escort Mersin anal escort Yenişehir anal escort Tarsus anal escort Mezitli anal escort Erdemli anal escort Silifke anal escort Akdeniz anal escort Anamur anal escort Muğla anal escort Bodrum anal escort Milas anal escort Dalaman anal escort Marmaris anal escort Fethiye anal escort Datça anal escort Samsun anal escort Atakum anal escort İlkadım anal escort Adıyaman anal escort Afyonkarahisar anal escort Ağrı anal escort Aksaray anal escort Amasya anal escort Ardahan anal escort Artvin anal escort Aydın anal escort Balıkesir anal escort Bartın anal escort Batman anal escort Bayburt anal escort Bilecik anal escort Bingöl anal escort Bitlis anal escort Bolu anal escort Burdur anal escort Çanakkale anal escort Çankırı anal escort Çorum anal escort Denizli anal escort Diyarbakır anal escort Düzce anal escort Edirne anal escort Elazığ anal escort Erzincan anal escort Erzurum anal escort Giresun anal escort Gümüşhane anal escort Hakkari anal escort Hatay anal escort Iğdır anal escort Isparta anal escort Kahramanmaraş anal escort Karabük anal escort Karaman anal escort Kars anal escort Kastamonu anal escort Kırıkkale anal escort Kırklareli anal escort Kırşehir anal escort Kilis anal escort Konya anal escort Kütahya anal escort Mardin anal escort Muş anal escort Nevşehir anal escort Niğde anal escort Ordu anal escort Osmaniye anal escort Rize anal escort Sakarya anal escort Siirt anal escort Sinop anal escort Sivas anal escort Şanlıurfa anal escort Şırnak anal escort Tekirdağ anal escort Tokat anal escort Trabzon anal escort Tunceli anal escort Uşak anal escort Van anal escort Yalova anal escort Yozgat anal escort Zonguldak anal escort
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.