Dolar 16,7005
Euro 17,4160
Altın 975,05
BİST 2.421,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Açık
İstanbul
28°C
Açık
Cum 28°C
Cts 27°C
Paz 27°C
Pts 28°C
betexper betexper betexper betexper

Adana escort Ankara escort Bursa escort Antalya escort İzmir escort Mersin escort Samsun escort Gaziantep escort Eskişehir escort Bodrum escort Denizli escort Kayseri escort Konya escort Kuşadası escort Alanya escort İzmit escort Kocaeli escort Malatya escort Diyarbakır escort escort Beylikdüzü escort Ataköy escort Bakırköy escort Avcılar escort Şirinevler escort Bahçeşehir escort Merter escort Mahmutbey escort Kayaşehir escort Büyükçekmece escort Küçükçekmece escort Başakşehir escort Halkalı escort Esenyurt escort Sarıyer escort Bahçelievler escort Yenibosna escort dubai escort girl krypton escort seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle porno izle paply.org

bettilt giriş

casino siteleri
ataşehir escort
anadolu yakası escort bostancı escort bostancı escort bayan kadıköy escort bayan kartal escort ataşehir escort bayan ümraniye escort bayan

Halid Bin Velid Kimdir? Hayatı..

Halid Bin Velid, Halid Bin Velid Kimdir, Halid Bin Velid Hayatı,Halid Bin Velid Sözleri, Halid Bin Velid zaferleri, Sahabe Hayatları, Sahabeler

A+
A-
06.11.2020
626
Halid Bin Velid Kimdir? Hayatı..

HALİD b. Velid Kimdir? 
Kendi Uyumayan, Kimseyi de Uyutmayan Adam

İlginç bir insan, şaşılacak bir hayat…!

Uhud’da müslümanlara karşı… Ömrünün geri kalanında ise, İslam düşmanlarına karşı savaşan bir insan… İsterseniz gelin, onun hayatını baştan anlatalım…

Abdullah Bin Revaha Kimdir? Hayatı..

Fakat hangi baştan? O kendisi bile hayatının hangi noktada başladığını bilemiyor… Bildiği, hatırladığı tek şey; Allah Resulü’ne biat edip, teslim olduğu gün… Eğer elinde olsa, o günden önceki hayatını silip atacak… Öyleyse biz de onun hayatını anlatmaya, kalbinin, Allah korkusu ve Resulullah sevgisiyle dolduğu… İslam’a ilk adımını attığı günden başlayalım…

Cafer Bin Ebu Talip Kimdir? Hayatı..

Bir gün kendi nefsiyle baş başa kaldığı bir vakitte, gittikçe güçlenen yeni din hakkında düşüncelere daldı… Ve Allah’tan kendisine bir yol göstermesini diledi… O an kalbinde yakîn işaretleri belirmeye başladı… “Vallahi, şimdi hakikati buldum… Bu adam peygamberdir… Ne zaman, nasıl gidip de müslüman olsam..?” diye düşünmeye başladı.

Osman Bin Mazun Kimdir? Hayatı..

Allah Resulü’ne gelip müslüman oluşunu, Mekke’den Medine’ye mü’minlerle yolculuğunu onun ağzından dinleyelim. “Birlikte yola çıkacağım bir arkadaş aradım… Osman b. Talha’ya rastladım; durumu ona da anlattım. O da bana katılmak istedi. Birlikte yola çıktık. Yolda Amr b. As’a rastladık. Amr: “Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu. Biz de meseleyi ona anlattık. O kendisinin de Resulullah’a gidip, müslüman olmayı istediğini bildirdi ve bize katıldı. Medine’ye kadar birlikte geldik. Tarih, hicri 8. yılın Safer ayıydı. Allah Resulü’nün huzuruna vardım.

Zeyd Bin Harise Kimdir? Hayatı..

Şehadet kelimesini getirerek müslüman oldum. Allah Resulü bana: “Ben, seni, eninde sonunda hayrı bulacak akıl sahibi bir kişi olarak görüyordum.” dedi. Allah Resulü’ne biat ettim ve İslam’a karşı işlemiş olduğum geçmiş günahlarımdan dolayı benim için mağfiret dilemesini istedim. O da bana: “İslam, geçmişteki (İslam’dan önceki) hataları siler.” buyurdu. Ben: “Ya Resulullah, siz yine de benim için dua edin.” dedim. Allah Resulü de: “Allah’ım! Halid b. Velîd’in İslam’a karşı işlemiş olduğu geçmiş günahlarını bağışla…” diye dua etti. Sonra sırayla Amr b. As ve Osman b. Talha, Resulullah’ın huzurunda biat ettiler ve müslüman oldular…

Halid b. Velîd’in, İslam’a karşı işlemiş olduğu geçmiş günahlarının affı için Allah Resulü’nden dua isteyişindeki incelik ve hassasiyete bakınız… Oradaki duyarlılığı, onun hayatını inceledikçe daha iyi anlayacağız… Güç, kuvvet ve zeka sahibi bu insan, dünyanın geçici menfaatlerini ve atalarının ilahlarını yüz üstü bırakmış… Kendisini Allah’a ve Resulü’ne hizmete vakfetmişti…

Mute savaşındaki üç kahramanı hatırlıyorsunuz… Zeyd b. Harise, Ca’fer b. Ebu Talib ve Abdullah b. Revaha…

Bu kişiler, Şam diyarında meydana gelen Mute savaşının kahramanlarıydılar… Öyle bir savaş ki, iki yüz bin kişilik Rum ordusuna karşı verilmiş amansız bir mücadele..

Allah Resulü’nün bu gazve ile ilgili olarak ashabına söylediği duygulu ve içli sözleri de hatırlıyorsunuzdur: “Sancağı Zeyd aldı… Savaştı ve şehid oldu… Sonra sancağı Ca’fer aldı… Savaştı ve o da şehid oldu. Sonra sancağı Abdullah b. Revaha aldı… Savaştı ve o da şehid oldu…” Allah Resulü’nün sözlerinin devamını buraya saklamıştık… İşte hadisin devamı: “Sonra sancağı, Allah’ın kılıçlarından bir kılıç aldı… Ve Allah onun eliyle fethi müyesser kıldı…”

Kimdi bu kahraman? Bu kahraman, Halid b. Velîd’den başkası değildi elbette… Mute savaşına bir asker olarak katılan Halid, İslam ordusunu zafere ulaştıran komutan olmuştu… Mute savaşında son komutan da şehid düşünce, sancağı Sabit b. Akram aldı ve güç bela Halid b. Velîd’in yanına gelerek: “Ey Ebu Süleyman! Sancağı al…!” dedi.
Yeni müslüman olmuş olan Halid b. Velîd, içlerinde önceden müslüman olmuş muhacir ve ensarın bulunduğu bir orduya komutanlık etme hakkını kendinde göremiyordu… Aslında edep, tevazu, irfan gibi güzel meziyetlere sahip güzide bir sahabî idi… Sabit b. Akram’a: “Hayır… Hayır… Ben bu sancağı alamam…

Sen buna benden daha layıksın… Sen hem Bedir’e katıldın, hem de benden daha yaşlısın.” dedi. Sabit: “Sancağı sen al. Sen savaşı benden daha iyi biliyorsun. Ben sancağı ancak sana getirmek için aldım.” dedi. Sonra müslümanlara dönerek: “Halid’in komutanlığına razı mısınız?” diye sordu. Mü’minler de: “Evet.” dediler. Neticede sancak Halid b. Velîd’in eline geçti. O da gerek Resulullah’ın hayatında, gerekse onun vefatından sonra zaferden zafere koşmuş ve İslam’ı yüceltmek için var gücüyle çalışmıştı…
Halid İslam ordusunun başına geçmişti… O an müslümanlar zor durumdaydılar… Rumlar ise, çokluklarının verdiği avantajla savaşa devam ediyorlardı…

Savaşın kaderini değiştirerek, mağlubu galip kılacak bir güce ihtiyaç vardı… Müslümanların zayiatı çoktu… Yaralı sayısı fazlaydı… Sağ kalanlar ise, bitkin vaziyetteydiler… Bu durum karşısında ne yapılabilirdi ki?! Ama cesur kalbin başaramayacağı şey yoktur. Halid’den daha cesur, daha zeki kim olabilirdi..? Bütün olumsuz şartlara rağmen, Halid b. Velîd kendisini toparladı… Savaş alanını adeta bir şahin gibi gözetledi. Zihninde ani bir plan canlandırarak uygulamaya koydu… Savaş devam ederken askerleri guruplara ayırdı… Her guruba bir görev verdi…

Sonra düşmanın ortasına daldı ve saflar arasından büyük bir gedik açtı… Bu gedikten tüm müslüman askerler sağ salim çıktılar ve kurtuldular… Halid b. Velîd, bu savaştaki başarılarından dolayı Allah Resulü tarafından “Seyfullah” (Allah’ın Kılıcı) lakabını aldı…

Kureyş’in Allah Resulü’yle olan ahdini bozması üzerine müslümanlar Hz. Peygamber’in komutasında Mekke’nin fethi için yola çıktılar… Allah Resulü, ordunun sağ kanadına komutan olarak Halid b. Velîd’i atadı… Uzun zaman puta tapanların ve şirkin komutanlığını yapan Halid, şimdi İslam ümmetinin bir ferdi ve bir İslam komutanı olarak sakin ve emin adımlarla Mekke’ye giriyordu… Halid’in gözünde bir an mazi canlanıverdi… Müslüman olmadan önceki günleri… Aciz putlara kurbanlar kestiği, heva ve heves peşinde koştuğu günleri… Mekke’ye girerken bunları düşündü…

Nasıl olmuştu da bunlardan kurtulabilmişti…? Hangi mucizeyle müslüman olmuştu…? Bütün bu olanlar nasıl açıklanabilirdi…? Bunun bir tek izahı vardı…O da mü’minler Mekke’ye girerken tekrarladıkları şu ayet-i kerîmeydi: “(Bu) Allah’ın vaat ettiğidir. Allah vaadinden caymaz…” (Rum, 6) Halid başını yukarı kaldırdı… Ufku dolduran İslam’ın sancaklarına gıptayla baktı ve kendi kendine: “Evet, muhakkak ki, bu Allah’ın vaadidir ve Allah vaadinden dönmez…” Sonra kendisini hidayete erdirdiği için Allah’a hamd etti…

İslam’ı Mekke’ye, müşriklere taşıyanlardan birisi olduğu için Rabbine şükretti…
Halid b. Velîd, İslam’a hizmet için Allah Resulü’nün yanında daima hazır bulunmuş, hayatını bu yola vakfetmişti… Bu hizmeti, Allah Resulü’nün vefatından sonra onun ilk halifesi Ebu Bekir’in yanında da devam etmişti… İslam’a karşı riddet hareketlerini bastırmada ilk akla gelen ilk isim Ebu Süleyman, Seyfullah, Halid b. Velîd olmuştur… Ebu Bekir, mürtedlere karşı ilk savaşı bizzat kendisinin yönettiği bir orduyla gerçekleştirmişti… Halid’i ise daha çetin savaşlar için saklıyordu…

Riddet (İslam’dan dönme) hareketleri başladığında, Ebu Bekir kendi komutasındaki bir orduyla bunlara karşı koymak istedi… Ashabın ileri gelenleri, bunun tehlikeli olacağını söyleyerek, yerine bir başkasını komutan olarak atamasını istediler. Fakat Ebu Bekir isteğinde ısrar etti… O, bizzat kendisinin bu işe girişerek, olayın ehemmiyetini göstermek ve müslümanları, riddet hareketine karşı harekete geçirmek istiyordu… Böylece, hem riddet edenlere göz dağı verecek, hem de müslümanların moralini yükseltecekti ki, bir daha kimse böyle bir harekete girişmeye cesaret edemesin…

Riddet hareketleri, ilk bakışta arızî, küçük isyanlar gibi gözükse de İslam’a vereceği zarar göz önüne alındığında oldukça tehlikeli hareketlerdi… İslam’ın güçlenmesini istemeyen Arap ve gayri Arap unsurlar, bu fitne hareketini körüklüyorlardı… Fitne önce Esed, Gatafan, Abes,Tay ve Zibyan kabilelerinde ortaya çıktı… Sonra Benî Amir, Hevazin, Süleym ve Benî Temim’e sıçradı…

Küçük çapta çarpışmalarla başlayan, mücadele sonradan sayıları on binleri bulan büyük savaşlara dönüştü… Fitne hareketine Bahreyn ve Amman halklarının da katılmasıyla savaşlar daha da şiddetlendi…

Müslümanların etrafı adeta ateşle çevrilmişti… Ama Ebu Bekir vardı… Halife Ebu Bekir, hemen orduyu toparladı, başına geçti ve isyan halindeki kabileler üzerine yürüyerek, uzunca bir mücadeleden sonra bu isyanları bastırdı… Bu ilk zaferden sonra ordu Medine’de uzun süre kalmadı, hemen diğer isyanları bastırmak için harekete geçti… İrtidat hareketleri her geçen gün biraz daha artmaktaydı… Hz. Ebu Bekir, ikinci defa ordunun başına geçerek, bu isyanlara karşı koymak istedi…

Fakat ashab buna karşı çıktı… Halifenin Medine’de kalmasını istiyorlardı… Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir’in önüne çıkmış, atının yularına tutunmuş ve şöyle dedi: “Nereye ey Resulullah’ın Halifesi..? Sana Allah Resulü’nün Uhud’da tavsiye ettiği şeyi tavsiye ediyorum: “Kılıcını kınına sok ey Ebu Bekir! Kendini tehlikeye atarak bizi üzme!” Neticede müslümanların oy birliğiyle, Ebu Bekir Medine’de kalmaya razı oldu…

Orduyu on bir guruba ayırdı… Her gruba bir komutan tayin etti… Her guruba sancağını verdikten sonra Halid b. Velîd’in yanına geldi ve: “Ben Allah Resulü’nün şöyle dediğini işittim, dedi: “Halid b. Velîd, Allah’ın ne güzel bir kulu ve ne güzel bir kardeştir… O Allah’ın kılıçlarından bir kılıçtır… O Allah’ın kafirler ve münafıklar üzerine çektiği kılıcıdır…”

Halid b. Velîd, askerleriyle birlikte savaştan savaşa, zaferden zafere koştu… Ta ki o büyük savaş… Yemame savaşı gelip çattı… Riddet savaşlarının en büyüğü olan Yemame’de müslümanların karşısında, Benî Hanîfe ve diğer kabilelerden oluşan ve Müseylimetü’l- Kezzab’ın komuta ettiği güçlü bir ordu vardı… Daha önce Müseylime’ye karşı bazı kuvvetler gönderilmişse de bunlar başarılı olamamışlardı…

Sonunda Halife Hz. Ebu Bekir, Müseylime’yi durdurmak üzere Halid’i gönderdi… Müseylime, Halid’in yola çıktığını haber alır almaz, savaş için gerekli hazırlıklara başladı…

Ve iki ordu karşılaştı… Siyer kitaplarına göz gezdirenler bu savaşın, ne derece şiddetli ve korkunç bir çarpışmayla meydana geldiğini görmekte zorluk çekmezler… Bir yanda koca bir orduyla Müseylime… Diğer yanda Allah’ın Kılıcı Halid b. Velîd’in komutasındaki İslam askerleri… Halid, bayrak ve sancakları ordu komutanlarına teslim etti… Ve iki ordu birbirine girdi…

Korkunç mu korkunç bir savaş başladı… Müslümanlardan bir kısmı, inatçı bir kasırganın devirdiği çiçekler gibi şehid düştüler…

Halid b. Velîd şöyle bir etrafına baktı… Biraz düşündü… Ve aniden düşmanın zayıf noktasını kavrayıverdi.. Müseylime’nin ordusu karşısında, İslam ordusunun savaş isteklerinin zayıfladığını gördü ve onların iradelerini sağlamlaştıracak bir çare aramaya koyuldu… Askerlerinin arasına dalarak şöyle seslendi: “Ayrılın… Her kabilenin gayretini görelim…”

Bunun üzerine muhacirler kendi sancakları altında, ensar da kendi sancakları altında toplandı… “Her kabile kendi sancağı altında…” Böylece hezimetin hangi taraftan geldiği daha kolay görülebilecekti… Neticede hamaset duyguları kabardı… Orduya yeniden azim ve cesaret geldi… Halid ise, bir o tarafa, bir bu tarafa koşuyor, tekbir ve tehlil getirerek orduyu canlı tutmaya çalışıyordu…

Birkaç dakika sonra savaş, müslümanların lehine dönmüştü… Müseylime’nin ordusu dağılmış ve askerleri birer, ikişer dökülmeye başlamış; binlercesi ölmüştü… Halid kendi nefsindeki hamaset duygularını adeta bir elektrik akımı gibi askerlerine yaymış ve bu sayede savaşı kazanmıştı… Bu da onun dehasını gösteren bir başka olaydır…

Riddet harplerinin en tehlikelisi ve en şiddetlisi de böylece sona ermiş oldu… Müseylime öldürüldü… Askerlerinden bir çoğu da onunla birlikte öldürüldü.

Medine’de Halife, İslam’a böyle bir zafer ve böyle bir kahraman bahşettiği için Allah’a hamd etti ve şükür namazı kıldı. Hz. Ebu Bekir zekası ve ileri görüşlülüğü ile, İslam dünyası sınırları içerisinde fitne ve fesadın ortadan kalktığını, artık İslam için iki büyük fitnenin kaldığını anlamıştı…

Bunlar da: Irak’ta Farslılar ve Şam diyarında Rumlar idi… Bu her iki imparatorluk da yeni dinin sancağını taşıyan müslümanlara karşı cephe almışlardı… Müslümanlarla savaşmak için vakit kolluyorlardı… Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, Halid’e bir mektup yazarak Irak üzerine yürümesini emretti.. Halid de orduyla birlikte Irak’a hareket etti…
Savaşa başlamadan önce, Kisra’nın valilerine yazdığı bir mektupla durumu haber verdi: “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla… Halid b. Velîd’den İran’ın ileri gelenlerine… Selam Hakk’a tabi olanların üzerine olsun..

Ayaklarınızı kaydırıp, mülkünüzü gideren ve tuzaklarınızı zayıflatan Allah’a hamd olsun… Namazımızı kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen kişi müslümandır, bizim yararlandığımız haklardan o da yararlanır…

Mektubumu aldığınızda teslim olup, zimmetime giriniz… Aksi takdirde Allah’a yemin olsun ki, üzerinize öyle bir ordu gönderirim ki, sizin hayatı sevdiğiniz kadar onlar ölümü sevmektedirler…” Karşı taraftan bir cevap gelmemesi üzerine Halid, fazla vakit kaybetmeden batılı yerle bir etmek için harekete geçti… Fazla bir mukavemetle karşılaşmadan zayıfları ve köleleri de İslam sancağı altına alarak, zaferle yoluna devam etti… Emrindeki askerlere: “Halka dokunmayın; bırakın kendi işleriyle meşgul olsunlar… Ancak karşı çıkıp savaşan olursa, öldürün..!” dedi…

Muzaffer ordusuyla Şam sınırına kadar geldi… Oralar müezzinlerin ezan ve fatihlerin tekbir sesleriyle çınladı… Şam’daki Rumlar bu tekbir seslerini duydular mı dersiniz..? Evet, duydular… Korkmaya başladılar. Bir anda kendi içlerinde psikolojik bir savaş başladı…

Irak’ta İranlılara karşı kazanılan zafer, bir anlamda Şam’da Rumlara karşı kazanılacak zaferin müjdecisi gibiydi… Hz. Ebu Bekir orduyu toparladı, komutan olarak da sırasıyla Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı, Amr b. As’ı, Yezid b. Ebu Süfyan’ı ve Muaviye b. Ebu Süfyan’ı atadı…

Rum imparatoru, İslam ordusunun kendi üzerine yürümekte olduğu haberini alınca, komutanlarını ve vezirlerini toplayarak, savaşa çıkmayıp, barış yapmayı teklif etti… Fakat komutanları ve vezirleri savaşmakta ısrar ettiler ve: “Vallahi biz Ebu Bekir’in topraklarımızı işgal etmesine müsaade etmeyiz!” dediler. Ve yaklaşık iki yüz bin kişilik bir orduyla savaşa hazırlandılar…

Rumların bu hareketi Halifeye haber verildiği vakit Hz. Ebu Bekir şöyle dedi: “Vallahi onların bu kuruntularını Halid’le bertaraf ederim…” Halife, bu tür şirk ve isyan hastalıklarının devası olan Halid’e haber göndererek, Şam üzerine gitmekte olan ordunun başına geçmesini istedi… Bu emir üzerine Halid, Irak’ta Müsenna b. Harise’yi bırakarak, askerleriyle Şam’a doğru yola çıktı…

Ve orada gerek savaş alanını tesbitiyle, gerekse askeri tanzimiyle bir kez daha o büyük dehasını ortaya koydu… Akabinde Allah’a hamd ederek, şöyle dedi: “Muhakkak bugün Allah’ın günlerinden büyük bir gündür… Bugün övünmeye veya azgınlığa yer yoktur… İhlasla savaşın… Amelinizle yalnızca Allah’ın rızasını isteyiniz… Gelin komutanlığı sırayla yapalım; bugün birimiz, yarın diğerimiz, öbür gün bir başkası orduya komuta etsin… Böylece hepiniz emirlik yapmış olursunuz…

” “Muhakkak bugün Allah’ın günlerinden büyük bir gündür…” Ne güzel ve ne kahramanca bir başlangıç..! “Bugün övünmeye veya azgınlığa yer yoktur…” Ne kadar hassas, ne kadar ince bir anlayış..! Deha, dağıtmakla azalmaz… Büyük komutan bunu iyi biliyordu…

Halife, kendisini komutanlar da dahil tüm ordunun başına başkomutan olarak atadığı halde o sırf orduda bir karışıklık olmasın, diğer komutanlar alınmasın diye kendisini öne çıkarmamış, mütevazı bir davranışla komutanlığın sırayla olmasını önermişti… Bugün bir komutan… Yarın ikinci bir komutan… Diğer gün bir başka komutan… Ve bu böyle devam edecek… Rum ordusu teçhizat ve sayı itibariyle korkunç bir görüntü arz ediyordu… Rumlar, müslümanların gittikçe güçlendiklerinin farkındaydılar…

Bu sebeple, onlara ciddî bir darbe vurarak, bir daha toparlanmalarına engel olmak istiyorlardı… Hazırlıklarını da buna göre yapmışlardı… Rumların bu durumu müslümanları biraz ürkütmüştü… Fakat onlar imanları sayesinde, bu tür karanlık güçlere karşı koyabilecek güçteydiler…

Yüreklerinde iman ateşi parladığı sürece hayatta hiçbir şey onları yıldıramazdı… Nitekim Hz. Ebu Bekir: “Halid onlara yeter… Onları Halid’le bertaraf edeceğim!.. demişti. Zira o askerini, ordusunu ve komutanını iyi tanıyordu… Öyleyse Rumlar nasıl gelirlerse gelsinlerdi…

Müslümanlar için onların sayısal çokluluğunun ve kuvvetinin hiçbir anlamı yoktu… Halid orduyu guruplara ayırdı, her guruba ne yapmaları gerektiğini söyledi ve savaş için ayrıntılı bir plan hazırladı… Şaşılacak bir durumdu ki, savaş aynen Halid’in planladığı gibi cereyan etti… Adım adım, safha safha… Hatta öyle ki, kimin savaşta kaç kılıç darbesi alacağını söylese, belki o bile doğru çıkacaktı.. Halid’in onlara hakkında verdiği her haber doğru çıkmıştı…

Bu durum onun ne kadar usta bir savaşçı olduğunu göstermektedir… Savaşa başlamadan önce orduyu ve askerlerini gözden geçirmiş, Rum ordusunun gücü karşısında, askerleri arasında özellikle de İslam’a yeni girenlerde- bir korku ve geri çekilme belirtisi olup olmadığını kontrol etmişti… Zira Halid için zaferin tek yolu vardı, o da “sebat” idi… Askerler arasında meydana gelebilecek bir iki firar hareketinin orduyu sarsacağını iyi biliyordu… Bu nedenle askerlerin sebatına çok önem veriyor, silahını bırakıp kaçanlara karşı da son derece şiddetli davranıyordu…

Yermük’te orduyu düzene koyduktan sonra ilk defa savaşa katılan mü’min kadınlara ordunun gerisine saf tutmalarını söylemiş ve onlara: “Kaçmaya çalışan olursa öldürün!” emrini vermişti. Mü’min kadınlar da o gün vazifelerini hakkıyla yerine getirmişlerdi… Savaşın başlangıcında Rum komutanlarından biri Halid’e öne çıkmasını, kendisine bir şeyler söylemek istediğini bildirdi.

Halid de iki ordunun arasındaki boşluktan biraz öne çıktı, Rum komutan (Mahan) Halid’e şöyle dedi: “Biz biliyoruz ki, sizi diyarımızdan çıkarıp buralara kadar getiren şey, açlık ve fakirliktir… Eğer isterseniz her birinize onar dinar para, giyecek ve yiyecek verelim, ülkenize dönün…

Gelecek yıl yine aynı miktarda para, giyecek ve yiyeceği size gönderirim…” Bu yakışıksız sözler karşısında Halid ona uygun bir cevap vermek istedi ve şöyle dedi: “Şunu bilin ki, bizi ülkemizden çıkarıp buralara kadar getiren şey, açlık değildir. Bilakis biz kan içen bir kavimiz; duyduk ki, Rumların kanından daha lezzetli kan yokmuş. Biz de bu sebeple buraya geldik…” Sonra ordusunun başına döndü ve sancağı dalgalandırarak, savaşı ilan etti: “Allahu Ekber..!!” “Allah en büyüktür..!!” “Es cennet rüzgarı..!!”

Eşi, benzeri görülmemiş bir savaş başladı…

Rumlar dev gruplar halinde taarruza geçtiler… Müslümanlar zannettiklerinden daha farklı görünüyorlardı. Mü’minler o gün sebat ve kararlılıklarıyla örnek bir mücadele verdiler… Savaşın devam ettiği bir sırada mü’minlerden biri, Ebu Ubeyde b. Cerrah’a yaklaştı ve şöyle dedi: “Ben şehid olmaya azmettim; Resulullah’a iletilecek bir dileğin varsa söyle…” Ebu Ubeyde de şöyle dedi: “Evet, var… Resulullah’a şöyle de: “Ey Allah’ın Resulü! Bizler Rabbimizin bize vaad ettiği şeyin, hak ve gerçek olduğunu gördük.” Bunun üzerine adam adeta bir ok gibi savaşın ortasına fırladı… Az sonra da binlerce kılıç ve mızrak darbesi altında şehid düştü… İşte, İkrime b. Ebu Cehil… Evet… Ebu Cehil’in oğlu İkrime…

Rumların hücumlarının arttığı ve savaşın kızıştığı bir sırada şöyle diyordu: “Allah beni hidayete erdirmeden önce sık sık Resulullah’a karşı savaştım… Bugün Allah düşmanlarından mı korkup kaçacağım?” Sonra da şöyle bağırıyordu: “Kim ölüm üzerine biat eder..?!” Ancak müslümanlar ölüm üzerine biat edebilirlerdi… Ancak mü’minler güle oynaya ölüme gidebilirlerdi…

Bu savaşta da mü’minler zaferi değil de sanki şehadeti arıyorlardı… Allah da onların bu arzusunu kabul ediyor, onlara şehitlik rütbesini bahşediyordu… Yaralanıp yere düşenler açlık ve susuzluktan kıvrananlara gelince… Onlardan birine bir yudum su verildiğinde kendisi içmiyor, yanındaki kardeşine verilmesini istiyordu… Ona götürüldüğünde o da diğer kardeşine verilmesini talep ediyor, böylece su arada dönüp dolaşıyor; mü’minlerden her biri kardeşini kendi nefsine tercih ediyordu…

İşte böyle… Belki birçoğu susuzluktan ölüyordu… Ama diğer kardeşini yaşatma pahasına… Bu ne şerefli, ne yüce bir ölümdür ya Rab!… Evet, “Yermük”, eşi benzeri görülmemiş fedakarlıkların sergilendiği büyük bir savaştı… Bu büyük savaşın ibret tablolarından biri de Halid b. Velîd’in, emrindeki yüz kişi ile yaklaşık kırk bin kişilik Rum ordusuna karşı koyduğu andı… Halid o vakit, beraberindeki yüz kişiye şöyle demişti: “Allah’a yemin olsun ki, Rumlarda sabır ve cesaret kalmamıştır… Ümit ediyorum ki, Allah bizi onlara karşı muzaffer kılacaktır…” Yüz kişi..! Kırk bin kişinin arasına dalıyor..! Ve galip geliyorlar…

Bunda şaşılacak ne var..! Onların kalpleri Allah’a imanla dolu değil midir? Ve Allah Resulü’ne iman etmemişler midir? Kaza ve kadere inanmıyorlar mı? Halifeleri Ebu Bekir Sıddîk değil midir? Hani şu İslam sancağını yeryüzünde dalgalandıran, halife olduğu halde yetimler için süt sağan Ebu Bekir Sıddîk… Ve komutanları Halid b. Velîd değil midir? Allah’ın kılıcı, zayıfların koruyucusu, zalimlerin korkulu rüyası Halid b. Velîd… Evet, bütün bunlar yeterli değil midir? Sayıları az da olsa mü’minlerin galip gelmesine… ve muzaffer olmalarına… Öyle ise, essin zafer rüzgarları… Önüne geleni silip süpüren, aziz, muzaffer ve kahredici rüzgar…

Savaşın bir anında Rum komutanlarından biri, Halid’in öne çıkmasını istedi, Halid öne çıktı… Karşı karşıya geldiklerinde Rum komutan, Halid’e seslendi: “Ey Halid! Sana bir şey soracağım, bana doğruyu söyle. Allah Nebînize gökten bir kılıç indirdi, Nebîniz de o kılıcı sana verdi, sen de o kılıçla önüne geleni mağlup ediyorsun, böyle bir şey var mı?” Halid: “Hayır, böyle bir şey yok…!” dedi. Adam: “Öyleyse niçin sana Allah’ın Kılıcı diyorlar?” dedi. Bunun üzerine Halid şu cevabı verdi: “Allah içimizde Peygamberini gönderdi; bir kısmımız onu tasdik etti, bir kısmımız da yalanladı…

Ben de Allah beni hidayete erdirinceye kadar yalanlayanlardandım. Sonra Allah beni hidayete erdirdi ve ben de ona biat ettim… Allah Resulü beni çağırdı ve bana: “Sen Allah’ın kılıçlarından bir kılıçsın.” buyurdu. İşte “Allah’ın Kılıcı” diye adlandırılmam bu şekilde oldu.” Rum komutan: “Neye davet ediyorsunuz?” diye sordu. Halid: “Allah’ı birlemeye ve İslam’a…” dedi.

Rum komutan: “Bugün müslüman olan bir kişi, aynen sizin aldığınız ecir ve sevabı alabilir mi’?” diye sordu. Halid: “Evet, hem de fazlasıyla…” dedi. Rum komutan: “Nasıl olur, siz daha önce müslüman oldunuz..?” diyerek şaşkınlığını belirtti. Halid: “Biz Resulullah’la birlikte yaşadık, onun mucizelerini gördük.

Dolayısıyla bizim gördüklerimizi gören, duyduklarımızı duyan birinin iman etmesi kolaydır… Ama bizden sonra iman edecek sizler, onu görmediniz, sözlerini işitmediniz. Sizin bu şekilde iman etmeniz gayba imandır. Eğer kalben bu imana erişirseniz, bu daha değerli ve daha faziletlidir…” dedi. Rum komutan bu sözler üzerine bir nara attı… Atını sürerek Halid’in yanına geldi ve: “Ey Halid bana İslam’ı öğret…!” dedi. Müslüman oldu… İki rekat namaz kıldı… Müslümanların safına geçerek savaştı ve az sonra da şehid düştü…

Savaşın son derece kızıştığı ve müslümanların zafere adım adım yaklaştıkları bir sırada Medine’den yola çıkan bir posta, Halid b. Velîd’e yeni Halife Ömer b. Hattab’ın mektubunu getirdi… Mektupta Ebu Bekir’in vefat ettiği haber veriliyor, ayrıca Halid’in komutanlıktan alındığı ve ordunun başına Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın atandığı bildiriliyordu…

Halid mektubu okudu, Ebu Bekir’e Allah’tan rahmet, Ömer’e de başarı diledikten sonra, elçiden bu haberi gizli tutmasını ve savaş sona erinceye kadar da kimseye söylememesini istedi… Zira müslümanların zafere ulaşmak üzere oldukları böyle kritik bir anda bu haber İslam ordusunda bozguna neden olabilirdi… Nihayet zafer saati gelip çattı…

Rumlar bozguna uğradılar… Müslümanlar bir kez daha -Allah’ın yardımıyla- galip ve muzaffer oldular… Halid, Ebu Ubeyde’ye doğru ilerleyerek, komutanını selamlayan bir asker gibi onu selamladı… Ebu Ubeyde önce bunu şaka zannetti. Fakat az sonra gerçeği öğrendi ve Halid’in alnından öperek, hayranlıkla onu kutladı… Bu olayla ilgili olarak, tarihçilerin bir rivayeti daha vardır.

Buna göre, Halife Hz. Ömer mektubu, Ebu Ubeyde’ye gönderdi, Ebu Ubeyde de bu haberi savaş sonuna kadar sakladı… Olay nasıl olursa olsun, her iki durumda da Halid’in ve Ubeyde’nin sergilediği davranış takdire şayandır… Halid’in hayatında onun ihlas, samimiyet ve doğruluğunu gösteren bundan daha güzel bir olay yoktur… Komutan veya asker olmak… Onun için ikisi de birdi…

Aralarında bir fark görmüyordu… Asıl olan, Allah yolunda hizmet ve bu hizmetin canla başka yerine getirilmesiydi… Gerek Halid’deki, gerekse diğer müslümanlardaki bu hizmet anlayışında, ümmetin başı ve yöneticisi olan halifelerin rolü büyüktü… Ebu Bekir ve Ömer… İki eşsiz insan… Onlar hakkında dil ne söyleyebilirdi ki..?! Ömer ve Halid…

Zaman zaman aralarında soğukluk olmasına karşın, Ömer’in Halid konusunda aldığı kararların haklılığında şüphe yoktur. Zira adaleti, verası ve nezahetiyle şöhret olmuş bir insan olarak Ömer’in, haksız kararlar alabileceği düşünülemez. Ömer, Halid hakkında kötü niyetli olmamıştır… Onun tek arzusu, Halid’in öfkesini ve kılıcını dizginlemekti…

Hz. Ömer bu durumu, Malik b. Müveyr’in öldürülmesini müteakip Halife Hz. Ebu Bekir’e açmış ve: “Halid’in kılıcında, sürat, hafıflik ve kızgınlık var.” demişti. Hz. Ebu Bekir de: “Allah’ın kafirlere çektiği bir kılıcı ben kınayamam.” cevabını vermişti. Dikkat edilirse yukarıda Ömer, Halid için “Halid’in kendisinde bir hiddet var.” demiyor…. “Halid’in kılıcında hiddet var.” diyor…

Bu da Ömer’in onun hakkında söz söylerken edep dairesinde kaldığını, hatta Halid’i takdir ettiğini gösterir… Halid savaş adamıydı… Beşikten mezara kadar… Çevresi, yetişmesi, terbiyesi, İslam’dan önceki ve İslam’dan sonraki hayatı… Onu korkusuz bir savaşçı yapmıştır…

Müslüman olmadan önce mü’minlere karşı kullandığı kılıcını İslam’a girdikten sonra biraz da o yılların acısıyla, müşriklere karşı daha şiddetli ve daha acımasız sallıyordu… Başta zikrettiğimiz olayı, Halid’in Hz. Peygamber’den ricasını hatırlıyorsunuz… Halid müslüman olduktan hemen sonra: “Ya Resulullah! Daha önce İslam’a karşı işlemiş olduğum günahlardan dolayı benim için mağfıret dile…” demişti.

İslam daha önceki günahları silip attığı halde Halid’in içi rahat etmemiş ve Allah Resulü’nden kendisi için istiğfarda bulunmasını istemişti. Kılıç, Halid gibi yaman bir savaşçının elinde olunca bu kılıcı dizginlemek de kolay olmuyordu… Bu sebeple Halid, göreve gönderilirken zaman zaman uyarılıyordu. Mesela; Hz. Peygamber, kendisini bazı Arap kabilelerinin fethi için görevlendirdiğinde şöyle demişti: “Dikkat et, seni davetçi olarak gönderiyorum; savaşçı olarak değil.” Fakat Halid’in kılıcı, nefsine galip gelmiş ve savaşa girmişti… Bu durum Hz. Peygamber’e iletildiğinde Allah Resulü kıbleye dönmüş ve: “Allah’ım! Halid’in yaptığı şeylerden ötürü sana sığınırım, affet!.. “ diye dua etmişti. Sonra Ali’yi göndermiş; kabilelere, mallarının ve kanlarının bedelini ödemişti…

Olayla ilgili olarak şu rivayet de nakledilir: “Daha sonra Halid bu işi, Abdullah b. Huzafe es-Sehmî’nin: “Resulullah, müslüman olmazlarsa onları öldürün, dedi.” sözü üzerine yaptığını beyan etmiş ve özür dilemiştir.” Halid üzerine aldığı vazifeyi en iyi şekilde yapmaya çalışırdı… Bir zamanlar hürmet ettiği eski değerlerini de aynı kararlılıkla terk etmeyi bilmiştir… Allah Resulü, kendisini “Uzza” putunu yıkmaya gönderdiği vakitte aynı azim ve kararlılıkla gitmişti. Tek başına adeta bir orduyla savaşıyor gibiydi… Putun sağına, soluna ve ayaklarına kılıç darbeleri indiriyordu… Bir yandan da şöyle bağırıyordu: “Ey değersiz, rezil Uzza! Artık seni ululamıyorum..! Zira seni Allah alçaltmış…”

Sonra onu ateşe verip yaktı… Artık Halid’in gözünde, şirki çağrıştıran her şey değersizdi ve Uzza putu gibi yok edilmeliydi… Ona göre, bunun da tek yolu kılıçtı… Bir de: “Artık seni ululamıyorum..! Zira seni Allah alçaltmış…” sözleri ve inancıydı…

Halid’in kılıcının bu derece hiddetli olmaması gerektiği konusunda Hz. Ömer’le hemfikiriz… Yine Hz. Ömer’in onun hakkında söylediği: “Analar, Halid gibisini doğurmaktan acizdir.” sözüne de yürekten katılıyoruz. Halid vefat ettiği vakit Hz. Ömer çok göz yaşı döktü… Sadece onu kaybettiği için değil; bilakis fitne sönünce komutanlığı ona bırakmak istediğinden dolayı… Fakat Halife Ömer bu arzusuna erişemedi… Zira Halid rahmet-i Rahman’a kavuşmuş, cennetteki mekanına erişmişti… Artık biraz dinlenebilirdi… Ömrü savaş ve mücadelelerle geçmiş, istirahat nedir bilmemişti… Şimdi o yüce ve şerefli naşı biraz olsun uyuyabilirdi…

Zira dost ve düşmanları onun hakkında: “Kendisi uyumayan kimseyi de uyutmayan adam” derlerdi… Eğer mümkün olsaydı, Allah Teala’dan, ömrünü uzatmasını talep eder ve daha uzun yıllar İslam’ın hakimiyeti ve şirkin sonu için savaşırdı.. Allah yolunda cihad, hayatta en çok sevdiği şeydi… O şöyle diyor- du: “Allah yolunda cihada çıktığım bir gece, benim için, bir düğün gece- sinden veya bir oğulla müjdelenmemden daha sevimlidir.” Bu sebeple onun en çok korktuğu şey, yatağında ölmekti… Hayatını at sırtında kılıç sallayarak geçiren bir insan için yatağında can vermekten daha acı bir şey olamazdı… O Allah Resulü ile aynı safta çarpışmış, riddet (dinden dönme) hareketine katılanları kahretmiş, İranlılara ve Rumlara karşı üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmişti…

Böyle bir kahraman için, yatakta can vermek elbette üzücü olurdu… Bu nedenle son anlarında, göz yaşları eşliğinde şöyle diyordu: “Birçok olaya şahit oldum… Sayısız mücadelelere girdim… Vücudumda kılıç, mızrak veya ok darbesi almadık yer kalmadı… Sonunda işte gördüğünüz üzere bir deve gibi yatağımda ölüyorum… Kahrolsun korkaklar… !” Bunlar ancak Halid gibi bir kahramanın ağzından çıkabilecek kelimelerdi… Son nefesini vermeden önce vasiyetini yazdırdı…

Mallarını kime bıraktığını biliyor musunuz? Ömer b. Hattab’a… Peki, terekesinin (geriye bıraktığı malların) ne olduğunu biliyor musunuz?

Atı ve silahı… Evet… evet, sadece atı ve silahı… Zira bu ikisi dışında sahip olduğu başka bir malı yoktu. Zira o, yaşadığı sürece dünya malı ile ilgilenmemiş, ömrünü Allah yolunda cihadla geçirmişti… Dünya malına hiç tamah etmemişti, sadece Yermük savaşında kaybettiği “sarık” için üzülmüştü… Bunun için kendini kınayanlara da şöyle dedi: “O, başlığın içerisinde Resulullah’ın bir miktar saçı vardı; onu uğurlu sayar ve onunla zafer talep ederdim…”

Halid hayata gözlerini yumdu… Cism-i paki ashabın omuzlarında kabre doğru yollandı… Annesi göz yaşları içerisinde şunları söylüyordu: “Sen, kavminin en hayırlılarından ve en cesurlarındandın… Sen, aslanlardan daha cesurdun… Ve dağlar arasında akıp gitmekte olan ırmaklardan daha cömerttin…” Bu sözleri duyan Ömer: “Doğru söyledin… Vallahi o gerçekten böyleydi…” dedi. Halid kabre konuldu… Ashab kabrin etrafında sıralanmıştı… Hiç kimseden çıt çıkmıyordu…

Etrafta derin bir sessizlik vardı. Bu sessizliği Medine sokaklarından dört nala gelmekte olan bir atın kişnemesi bozdu… At, koşarak geldi ve Halid’in kabri yanında kişneyerek şaha kalktı… Sanki üzerinde binicisi varmış gibi… Sanki yeni zaferler için sefere çıkacakmış gibi… Sahibini, kahramanını selamlıyor, onu son yolculuğuna uğurluyordu… Sonra sakinleşti, başını kaldırdı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu… Bu at, Halid’le birlikte nice savaşlara katılmış, nice zaferler kazanmıştı…

Fakat Halid’den sonra bu zaferlere yenilerini ekleyecek birisi gelecek miydi..? “Ey muzaffer kahraman..! Ey karanlık gecelerin şafağı..! Sen ki ordularınla zaferden zafere koşardın… “Sabah olduğunda gece için hamd ederler” sözünle askerlerine cesaret verirdin… Hatta bu senin için bir darbımesel olmuştu… Şimdi ise yolculuğunu tamamladın…

Ya Ebu Süleyman! Senin sabahın da hamddir… Ey Halid! Seni anmak bir mutluluktur, bir şereftir… Müsaade et biz de senin için, Mü’minlerin Emiri Ömer’in söylediklerini tekrarlayalım: “Allah sana rahmet etsin, ey Ebu Süleyman… Allah katında, sende olan şeyden daha hayırlısı yoktur. Hamd ederek yaşadı… Bahtiyar olarak öldü…”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

instagram volgers kopen volgers kopen buy windows 10 pro buy windows 11 pro

Alanya escort Manavgat escort Fethiye escort Kemer escort Didim escort Çanakkale escort Aydın escort Muğla escort Tekirdağ escort Manisa escort Balıkesir escort Trabzon escort Elazığ escort Ordu escort Kütahya escort Isparta escort Rize escort Kahramanmaraş escort Yalova escort Giresun escort Yozgat escort Tokat escort Şanlıurfa escort Sivas escort Batman escort Erzurum escort Sinop escort Kırşehir escort Karaman escort Kırıkkale escort Bolu escort Amasya escort Niğde escort Uşak escort Edirne escort Çorum escort Osmaniye escort Zonguldak escort Van escort Erzincan escort Söke escort Bodrum escort Çerkezköy escort Akhisar escort Bandırma escort Ayvacık escort Akçaabat escort Karakoçan escort Altınordu escort Tavşanlı escort Eğirdir escort Ardeşen escort Afşin escort Altınova escort Bulancak escort Sorgun escort Erbaa escort Viranşehir escort Zara escort Kozluk escort Aziziye escort Ayancık escort Kaman escort Ermenek escort Keskin escort Gerede escort Göynücek escort Bor escort Banaz escort Havsa escort Osmancık escort Bahçe escort Alaplı escort Başkale escort Kemah escort Nazilli escort Fethiye escort Çorlu escort Alaşehir escort Altıeylül escort Biga escort Araklı escort Kovancılar escort Fatsa escort Simav escort Yalvaç escort Çayeli escort Dulkadiroğlu escort Çiftlikköy escort Espiye escort Sarıkaya escort Niksar escort Suruç escort Yıldızeli escort Sason escort Horasan escort Boyabat escort Mucur escort Sarıveliler escort Yahşihan escort Göynük escort Gümüşhacıköy escort Çamardı escort Eşme escort İpsala escort Sungurlu escort Hasanbeyli escort Çaycuma escort İpekyolu escort Refahiye escort Kuşadası escort Marmaris escort Süleymanpaşa escort Turgutlu escort Susurluk escort Gelibolu escort Of escort Ünye escort Domaniç escort Fındıklı escort Elbistan escort Çınarcık escort Tirebolu escort Akdağmadeni escort Turhal escort Eyyübiye escort Suşehri escort Yakutiye escort Gerze escort Mengen escort Merzifon escort Ulukışla escort Sivaslı escort Keşan escort Kadirli escort Ereğli escort Özalp escort Tercan escort Efeler escort Didim escort Çine escort Dalaman escort Menteşe escort Milas escort Ortaca escort Seydikemer escort Ergene escort Kapaklı escort Malkara escort Salihli escort Şehzadeler escort Soma escort Yunusemre escort Ayvalık escort Bigadiç escort Burhaniye escort Gönen escort Karesi escort Çan escort Yenice escort Ortahisar escort Yomra escort Perşembe escort Pazar escort Onikişubat escort Pazarcık escort Türkoğlu escort Eynesil escort Görele escort Piraziz escort Yağlıdere escort Çayıralan escort Boğazlıyan escort Zile escort Siverek escort Karaköprü escort Haliliye escort Akçakale escort Şarkışla escort Gemerek escort Oltu escort Palandöken escort Mudurnu escort Suluova escort Taşova escort Toprakkale escort Kilimli escort Tuşba escort Üzümlü escort http://www.kadinescort.net Gaziantep escort Denizli escort Adana escort Hatay escort Aydın escort İzmir escort Ankara escort Antalya escort Bursa escort İstanbul escort Kocaeli escort Konya escort Muğla escort Malatya escort Kayseri escort Mersin escort Samsun escort Sinop escort Tekirdağ escort Eskişehir escort Yalova escort Rize escort Amasya escort Balıkesir escort Çanakkale escort Bolu escort Erzincan escort Şırnak escort Van escort Yozgat escort Zonguldak escort Afyon escort Adıyaman escort Bilecik escort Aksaray escort Ağri escort Bitlis escort Siirt escort Çorum escort Burdur escort Diyarbakir escort Edirne escort Düzce escort Erzurum escort Kırklareli escort Giresun escort Kilis escort Kars escort Karabük escort Kırıkkale escort Mardin escort Kırşehir escort Maraş escort Manisa escort Muş escort Kastamonu escort Ordu escort Nevşehir escort Sakarya escort Osmaniye escort Şanliurfa escort Sivas escort Trabzon escort Tokat escort Ardahan escort Bartın escort Karaman escort Batman escort Bayburt escort Bingöl escort Elaziğ escort Gümüşhane escort Hakkari escort Isparta escort Uşak escort Igdır escort bursa escort bursa escort istanbul escort denizli escort düzce escort malatya escort erzincan escort zonguldak escort eskişehir escort gaziantep escort gaziantep escort gümüşhane escort hatay escort hatay escort ığdır escort gaziantep escort istanbul escort konya escort izmit escort kars escort escort adana escort bayan adıyaman escort bayan afyon escort bayan ağrı escort bayan aksaray escort bayan amasya escort bayan antalya escort bayan ankara escort bayan ardahan escort bayan artvin escort bayan aydın escort bayan balıkesir escort bayan bartın escort bayan batman escort bayan bayburt escort bayan bilecik escort bayan bingöl escort bayan bitlis escort bayan bolu escort bayan burdur escort bayan bursa escort bayan Çanakkale escort bayan Çankırı escort bayan Çorum escort bayan denizli escort bayan diyarbakır escort bayan düzce escort bayan edirne escort bayan elazığ escort bayan sivas escort bayan sinop escort bayan urfa escort samsun escort bayan sakarya escort bayan rize escort bayan osmaniye escort bayan ordu escort bayan niğde escort bayan nevşehir escort bayan muş escort bayan muğla escort bayan mersin escort bayan mardin escort bayan manisa escort bayan malatya escort bayan kütahya escort bayan konya escort bayan kocaeli escort bayan kırşehir escort bayan kırklareli escort bayan kırıkkale escort bayan kilis escort bayan kıbrıs escort bayan kayseri escort bayan kastamonu escort bayan kars escort bayan karaman escort bayan karabük escort bayan maraş escort izmit escort bayan izmir escort bayan istanbul escort bayan Isparta escort bayan Iğdır escort bayan hatay escort bayan hakkari escort bayan gümüşhane escort bayan giresun escort bayan gaziantep escort bayan eskişehir escort bayan erzurum escort bayan erzincan escort bayan tekirdağ escort bayan tokat escort bayan trabzon escort bayan uşak escort bayan van escort bayan yalova escort bayan yozgat escort bayan zonguldak escort bayan