DOLAR 7,9621
EURO 9,4222
ALTIN 489,703
BIST 1203,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Az Bulutlu

Milli Lider Ahlak Kuramı – 2

Milli Lider Ahlak Kuramı – 2
21.09.2020
127
A+
A-

MİLLİ LİDER AHLAK KURAMI-2-

KONU BAŞLIKLARI

1)DÜNYA ÜLKELERİ-DAVA VE DÜNYA SAVAŞLARI

2) LİDERLİK VE SİMÜLASYON

3) LİDER-VATAN SEVGİSİ, AŞK VE ACI ÇEKMEK

4) LİDER-TERCİH-SUÇ VE CEZA-ÇÖZÜM

5) UHUVVETİN VE TOPYEKUN HAREKETİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

6) LİDER VE HİÇLİK MAKAMI

7) LİDER-MİLLET-ELİTLİK

8) İYİLİĞE DAVET KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK(EMRİ BİL MARUF NEHYİ ANİL MÜNKER)

9) LİDER  VE GERÇEK DOST

10) HAYALİMİZDEKİ GERÇEK MEDYA

11) DÜNYA ÜLKELERİNDE TATİL KÖYLERİ

12) KURUMSAL SİYASET

13) DİNİ GRUPLARIN ÖNEMİ, DEVLET  YÖNETİMİ VE MİLLETİN GELECEĞİNDEKİ YERİ

14) STK’LAR

15) KADIN HAKLARI

16) MİLLET VE SİYASET

17) ASOB(AİLE SOSYAL SORUMLULUK BELGESİ)

18) MUTLULUK KAVRAMI

19) RİSK ALMA

20) İMKANSIZLIKTAN MUASIR MEDENİYETE

21) MİLLİ KAYNAKLARIN KULLANIMI

22) YILANLARIN ÖCÜ

23) AİLE’NİN ESARETİ VE SÖMÜRÜLMESİ

24) SORUMLULUĞUN SINIRI

25) MESLEKİ KIRILMALAR

26) GERÇEK BEKA NEDİR?

27) “YORULMAK” ÇALIŞMAK MIDIR?

28)  EĞİTİM VE SİYASET

29) HAKSIZLIK İLE ADALETİ SAĞLAMA HATASI0

30) GÖREVDE MÜKEMMELLİYET VE HAİNLERİN LİDERLİĞİ

31) ASLAN YEDİĞİ SOĞUĞU UNUTMAZ

32) GENÇLİK VE “BU NEDİR?” SORUSU

33) LİDERİN VE HALKIN KUSURLARI

34) KİMDEN KORKUYORUZ!!!

35) EĞİTİM SEVGİSİ VE OKUMA DEVRİMİ

36) DEVLET-MİLLET-OBEZİTE

37) OKÇULAR TEPESİ[TEDBİR)

 

38) DARBE,İŞGAL,SİBER SALDIRI NASIL PÜSKÜRTÜLÜR?

39) YÖNETİMDE HEDEFİN DÖNÜŞÜMÜ

40) VUR-KAÇ TUZAĞI VE OTOMATİKLEŞMİŞ DİRENÇ

41) TOPYEKUN MÜCADELE-GERGİNLİK VE KASILMA

42) MİLLİ DAVA-KEYFİYET VE HEDEFE KİLİTLENME

43) TEFEKKÜR TOPLUMU

44) AF VE CEZA

45) FİKİR AKIMLARI VE İSLAM DAVASI

46) İYİ İNSAN KİMDİR?

47) İLMİ SİYASETİ SINIRI VE HATIR SİYASETİ

48) PAYLAŞILAMAYAN PUSLU TARİH

49) SONUÇ BİLDİRGESİ

 

 

 

AMACI: BEKA SORUNUNUN DÜNYA DEVLETLERİNİ ÇEPEÇEVRE SARDIĞI SÜREÇTE;

  • BİR VATANDAŞ OLARAK MİLLETİMİZE HER ALANDA HİZMET, İCRAAT VE HAZIRLANACAK PROJELERDE KULLANILMAK ÜZERE FİKİR, ÇÖZÜM ÖNERİSİ VE DEĞERLENDİRMELERLE SİYASETÜSTÜ DESTEK VERMEK,
  • SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ BAŞTA OLMAK ÜZERE,DEVLETİMİZİN BEKASI İÇİN BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE ÇALIŞAN HER ALANDAKİ LİDERLERİMİZE-BİR EĞİTİMCİ PENCERESİNDEN-HİZMET, İCRAAT, PLAN, PROJE VE PROGRAMLARINDA KULLANILMAK ÜZERE FİKİR, ÇÖZÜM ÖNERİSİ VE DEĞERLENDİRMELER SUNMAK,
  • ALLAH, VATAN, BAYRAK, EZAN,NAMUS VE MİLLET SEVDASIYLA KALEM SİLAHIMI-ÖMER HALİSDEMİR MİSALİ-DEVLETİME,MİLLİ VE DEĞERLERİME, MİLLETİME,YÖNETİCİLERİMİZE YAPILAN VE YAPILABİLECEK SALDIRILARA KARŞI KULLANMAK,
  • SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN ÖNDERLİĞİNDE TÜM DÜNYAYA KARŞI YAPILAN MÜCADELEDE-DESTEĞİN EN HAFİF HALİ OLSA DAHİ-KALEMİNLE DESTEK VERMEK,
  • TÜM DÜŞMANLARIMIZ KARŞISINDA-İÇERİĞİNDEN DE ANLAŞILACAĞI ÜZERE-BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİ VE KARDEŞLİĞİMİZİ PEKİŞTİRMEK;MİLLETİMİZİN AKLEN, KALBEN VE RUHEN DAHA DA YÜCELMESİNİ SAĞLAMAKTIR.

 

ASLINDA HER ALANDA MİLLETİMİZİN TOPYEKUN DESTEK VERMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM. O NEDENLE HER KESİMİ DE, DEVLETİMİZİ YÖNETEN SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZI,ONUNLA BİRLİK VE BERABERLİK İÇİN ÇALIŞAN HER ALANDAKİ TÜM LİDERLERİMİZE DESTEK VERMEYE ÇAĞIRIYORUM. SAYGI VE SELAMLARIMLA.

 

 

KONU BAŞLIKLARI

 

 

DÜNYA ÜLKELERİ-DAVA VE DÜNYA SAVAŞLARI

Dünya ülkeleri, devletlerinin ulusal ve uluslararası çıkarları doğrultusunda,her alanda politikalar geliştirir ve bu doğrultuda-çağın bilimsel ve teknolojik gelişmelerini ve gündemi göz önünde bulundurarak-çeşitli yol,yöntem ve teknikler kullanır. DEVLETLER BUNUN İÇİNDE HER ALANDA KISA-ORTA-UZAK HEDEFLERİ ŞEKİLLENDİRECEK PROFİLİ ÇİZER. TÜM İŞLERİNDE BU PROFİLİ BİR KALIP OLARAK KULLANIR. Eğitim, ekonomi, enerji, sağlık, tarım ve hayvancılık, din, savunma, istihbarat vs. alanlarda belirleyici olan bu profildir. TÜM DÜNYA BU SIR DOĞRULTUSUNDA ŞEKİLLENİR. UYANIK MİLLETLER BU DURUMUN BİLİNCİYLE, PROFİLİNİ DOĞRU VE SAMİMİ NİYETLE, KALICILIK ÖZELLİĞİ KATARAK OLUŞTURUR.

Dünya milletleri; kişi, olay, fikir ve İNANÇ düzeyindeki gündem değerlendirmeleriyle damla/dere, akarsu/göl, deniz/okyanus ve SONSUZLUK DÜZEYİNDE kıyamete doğru ilerler. PARA, MAKAM, MEVKİ, MADEN, PETROL, DOĞAL GAZ, SU, ALTIN, BİLİM VE TEKNOLOJİ VB. KONULARI YAPILAN MÜCADELELER İÇİN SEBEP OLARAK DEĞERLENDİRİR, SAVUNMA VE TAARRUZLARINI BUNA GÖRE YAPAR. ASLINDA BUNU YAPARAK KENDİ KENDİSİNİ DAHA DERİN DÜŞÜNENLERİNİN AVUCUNUN İÇİNE KOYAR. ÇÜNKÜ BÜTÜN BU VE BENZERİ KONU BAŞLIKLARI KAİNATTAN KÜÇÜK BİR PARÇADIR. UZAY MEKİĞİ, UYDULAR, GEMİLER, UÇAKLAR, FÜZELER, ROBOTLAR VB. İNSANOĞLUNUN GÖZÜNDE ÇOK BÜYÜTTÜĞÜ BU VE BENZERİ BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GELİŞMELER HEPSİ KIYAMETE KADAR KAİNAT TARİHİNDE YAZILMIŞ OLAN OLAYLARDIR. YANİ HER ŞEY KAİNAT İSİMLİ KUTUDA GELİŞİYOR. KİMSE BUNLARI BÜYÜTMESİN. HANİ OSMANLI’DA CUMA SELAMLIĞINDA PADİŞAHA HALK TARAFINDAN “SENDEN BÜYÜK ALLAH VAR.” DENİRMİŞ. İŞTE İYARATILMIŞ CANLI VE CANSIZ HER ŞEYDEN ÜSTÜN, EVİRİPÇEVİREN,ŞEKİLDEN ŞEKİLE KOYAN, YOKTAN VAR EDEN, OL DEYİN CE OLUVEREN SONSUZ “RABBUL ALEMİN” VAR. DÜNYA ÜLKELERİ İÇERİSİNDE GÜÇ BAKIMINDAN BÜYÜTTÜĞÜMÜZ VEYA BİRİLERİ TARAFINDAN PSİKOLOJİK BASKIYLA BÜYÜTTÜRÜLEN DEVLETLERİN HEPSİ, İNANÇLARI VE İNANÇLARI GEREĞİ BELİRLEDİĞİ HEDEFLERİ DOĞRULTUSUNDA ULUSLARARASI VE ULUSAL POLİTİKALAR GELİŞTİRİR VE BU DOĞRULTUDA-ÇAĞIN BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GELİŞMELERİ VE GÜNDEM GÖZ ÖZÜNDE BULUNDURARAK-ÇEŞİTLİ YOL, YÖNTEM VE TEKNİKLERİ, GERÇEK HEDEFLERİ İÇİN KULLANIR. ASLINDA TÜM HİKAYE BUDUR. TEK GERÇEK VARDIR. O GERÇEKTE “ALLAH’IN VARLIĞI”DIR. BU GERÇEĞE GÖRE OLUŞAN DAVALAR HEDEFİNE ULAŞACAKTIR. GERİSİ TEFERRUATTIR. KİMSE KENDİ KENDİSİNİ VE İNSANLIĞI KANDIRMAYA, GÜNDEM KAYNATMAYA ÇALIŞMASIN. DÜNYADAKİ BU PUSLU GÜNDEMDE MESELE İLAY-I KELİMATULLAHI SÖNDÜRMEKTİR. BU DAVA ASLA SÖNMEDİ VE KIYAMETE KADAR SÖNMEYECEKTİR. ÇÜNKÜ LİDERİ HZ.PEYGAMBER(S.A.V.) VE GÜCÜNÜN KAYNAĞI ALLAH-U TEALA’DIR. O NEDENLE MİLLET OLARAK UYANMALI VE TOPYEKUN HER ALANDA ALLAH’IN DAVASI DOĞRULTUSUNDA HAREKET ETMELİYİZ. BU NOKTA DA DEVLET ADAMLARI, EĞİTİMCİLER, BİLİM ADAMLARI, DİN ADAMLARI VE ALLAH DOSTLARI EL ELE VEREREK TOPYEKUN MİLLİ BİR UYANIŞ HAREKETİ BAŞLATMALIDIR.  UNUTMAMALIDIR Kİ;

  • BU DAVANIN AMACI ÜNLÜ OLMAK DEĞİLDİR.
  • BU DAVA DA BİR KESİME YARANMAK İÇİN BİR KESİMİ KIRMAK YOKTUR.
  • BU DAVANIN AMACI GÜÇ, MAKAM, MEVKİ, PARA, MAL VE MÜLK ELDE ETMEK DEĞİLDİR.
  • BU DAVANIN AMACI HER GÜN BİR KILIĞA GİRMEK DEĞİLDİR.
  • BU DAVA, İLMİ SİYASETİ, HALKA KARŞI KULLANMAK DEĞİLDİR.
  • BU DAVA DA, KENDİ HATALARINI BIRAKIP BAŞKALARIYLA GÜNDEM KAPATMAK YOKTUR. HERKES ÖNCE KENDİ HATALARINA BAKMALIDIR.
  • BU DAVA, KISIR GÜNDEM VE TARTIŞMALARLA DEVLET YÖNETMEK DEĞİLDİR.

 

BU DAVANIN SAHİBİ ALLAH’TIR. ZAFERE ULAŞACAĞI KESİNDİR. YABANCI MEDENİYETLER YERYÜZÜNDE YAPABİLECEK EN SON GÜNAHIN VE ZULMÜN ALTINA İMZA ATMIŞTIR. ARTIK TEK VE GERÇEK SEÇENEKLERİ OLAN İSLAMİ DÜZEN  KURTULUŞ REÇETELERİDİR. YERYÜZÜNDE SİSTEM TEKRAR BAŞA DÖNMÜŞTÜR. YENİDEN CAHİLİYE DÖNEMİNİ YAŞAYAN DÜNYA ÜLKELERİ, İSLAMİ DÜZENE GEBEDİR. DÜNYADA BU DURUMUN FARKINDA OLAN “İNKARCI DÜZEN” ŞİMDİYE KADAR İSLAMİ DÜZEN İLE KIRAN KIRANA MÜCADELE ETMİŞTİR. ŞİMDİ GERİLEME VE YIKILIŞ SÜRECİNE GİREN İNKARCI DÜZENİN PARÇALARINA ÇAĞRIMIZ, DAHA FAZLA ZULÜM ETMEDEN VE GÜNAH İŞLEMEDEN, MASUM İNSANLARA DAHA FAZLA ACI ÇEKTİRMEDEN ALLAH’IN DİNİNİ KABUL EDİP YAŞAMALARIDIR. YÜCE ALLAH, BİZLERİ ÜMMETİ MUHAMMED’DEN EYLESİN VE O’NUN YOLU ÜZERİNDE SABİT KILSIN.

 

 

 

 

LİDERLİK VE SİMÜLASYON

 

Günümüzde bilim ve teknoloji, maddi anlamda en zirve dönemlerini yaşıyor. Bu durum da devletlerin “BEKASINI” hem olumlu hem olumsuz etkiliyor. En çokta olumsuz olarak etkiliyor. Çünkü, devletler ileri bilim ve teknolojiyi kullanarak birbirleriyle daha yıkıcı ve etkili mücadele yapmaları söz konusu olduğundan, buna paralel çok ağır sonuçlar da ortaya çıkmaktadır. Bu durum insanoğlunu, tembelleşen ve yerinde oturarak talimat veren, sadece düşün-planla-emret-uygula-sonuç aşamalarını uygulayan bir siyasete sürüklemektedir. Yani istişare, planlama, emir,uygulama ve sonuç aşamalarıyla sorun çözümü, hizmetler ve icraatlar yapılmaktadır. Bu çözüm, hizmet ve icraatlar sadece çalışanlar üzerinde resmi anlamda geçici bir etki yapmaktadır. Maalesef yapılan okul, üniversite, cami bile olsa “BETONA YATIRIM YAPMAKTAN” öteye gidememektedir.  Temel nedeni “RUHTAN YOKSUNLUK” olan bu durumu şöyle bir örnekle anlatabiliriz; Bir tıp doktoru olduğunuzu düşününüz. Organları bir araya getirilip bir İnsan modeli oluşturmak istiyorsunuz. Tüm organları bulup, en mükemmel şekilde bir araya getirerek deriyle üzerini diktininz. Bu insan modeline;

  • “Uyan ve doğrul” dediğiniz de bunu yapar mı? KESİNLİKLE HAYIR!
  • Herhangi bir emir verdiğinizde yapar mı? KESİNLİKLE HAYIR!

YANİ SONUÇ BETONA YATIRIM GİBİ ÖLÜ BİR BEDEN OLUR, MAALESEF!!! YAPTIĞINIZ İSTİŞARE, PLANLAMA, VERİLEN EMİR,UYGULAMA VE SONUÇ MADDİ OLARAK NE KADAR MÜKEMMEL OLSA DA, RUH YOKSA ÖLÜDÜR.

 

PEKİ SİZCE BU DURUMUN NEDENİ NEDİR?

 

BU DURUM,  İNSAN MODELİNİN RUHTAN MAHRUM OLUŞUNDAN KAYNAKLANMAKTADIR. DEVLET; BİR İNSAN MODELİNİN, AİLE, TOPLUM VE MİLLET OLUŞUYLA KURULUR. EĞER SİZ, İNSAN MODELİNİZİ DOĞRU BİR ŞEKİLDE İNŞA EDİP, ONA DOĞRU VE SAMİMİ NİYETLE BİR RUH ÜFLERSENİZ, DÜNYAYA MEYDAN OKUYAN BİR SÜPER GÜÇ KURARSINIZ. O RUH, EN SAF HALİYLE MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNİZDİR. RUHSUZ BİR EĞİTİM, EKONOMİ, SAĞLIK, TARIM VE HAYVANCILIK, DİYANET, TURİZM, İÇİŞLERİ, DIŞİŞLERİ VB. GİBİ ALANLAR VE BUNLARIN YAPTIKLARI YATIRIMLAR YIKILMAYA MAHKUMDUR. BU HİZMETLERE MAHKUM KALMIŞ BİR MİLLETTE ROBOT GİBİ YAŞAMAYA, BÖLÜNMEYE, PARÇALANMAYA, KIRMAYA, YIKMAYA, YIKILMAYA MAHKUMDUR. KISACASI RUHSUZ BİR DÜZEN MAHKUMİYETTİR. GARDİYANI DA KAFİR, MÜNAFIK VE FASIK DÜZENDİR.

 

PEKİ BÖYLE BİR DURUMDAN KURTULMAK VEYA YAŞAMAMAK İÇİN NE YAPACAĞIZ?

 

ÇÖZÜM KOLAYDIR. ÇÖZÜM, TEKALİFİ MİLLİYE’DİR. TEKALİFİ MİLLİYE DENİLİNCE EVDEKİ SON PARA, CEKET, ÇORAP, GÖMLEK, AYAKKABI, ÇANAK VE ÇÖMLEK, AT, BÜYÜK VE KÜÇÜKBAŞ HAYVANLAR VS. GETİRİLİP TOPLANMASINDAN BAHSETMİYORUM.

 

PEKİ BİZİM BAHSETTİĞİMİZ NEDİR?

 

BİZİM BAHSETTİĞİMİZ-TOPYEKUN VE EŞ ZAMANLI OLMAK SURETİYLE-DEVLETİN TÜM KURUMLARININ KONTROL VE DENETİMİ, EĞİTİMCİ, BİLİM ADAMI,STK, ALLAH DOSTLARI VE DİNİ KURUMLARIN REHBERLİĞİNDE; HER ALANDA EN MÜKEMMEL DONANIMLI BİR EVLAT YETİŞTİRİLMESİ KONUSUNDA ANNE-BABALARI  HAREKETE GEÇİREREK, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNE BAĞLI BİR NESİL YETİŞTİRİLMESİDİR. GERÇEK TEKALİFİ MİLLİYE DE BUDUR. BÖYLE BİR NESİL HER TÜRLÜ DURUMA GÖRE OTOMATİK OLARAK KONUM ALMASINI BİLEN MÜCAHİDLERİN OLUŞTURDUĞU BİR ORDU GİBİDİR. ÖLMEDEN İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAZLAR. ÖLÜMLERİ BİLE PROFESYONEL OLUR. YANİ KISA-ORTA-UZUN VADELİ HEDEFLERİN ÇİZGİSİNDE HAREKET EDERKEN ÖLÜR. BÖYLE BİR ORDUYU ÖLDÜRÜLDÜKÇE ÇOĞALIR. ÇÜNKÜ SİZ, ÜZERİNE GİTTİKÇE KÖPÜRÜR. ÇÜNKÜ BU ORDU ALLAH’IN DAVASINI TAŞIDIĞI İÇİN, ALLAH’IN ORDUSUDUR.

 

 

 

 

 

 

 

LİDER-VATAN SEVGİSİ, AŞK VE ACI ÇEKMEK

İnsanlar, dünyadaki nimetlere bir sempati duyarak aşık olur ve bu yolla da mutlu olmaya çalışırlar. Dünya hayatındaki başlıca nimetleri; Allah, vatan, bayrak, din, ezan, namus,mal, mülk, makam, para vb. şeklinde sıralayabiliriz. İnsanoğlu, bu nimetleri göz önünde bulundurarak mutluluğu çok farklı şekillerde tanımlar. Bu tanımlara şöyle örnekler verebiliriz;

  • Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye çerçevesinde yaşamak,
  • Para, mal, mülk kazanıp bunları müsrifçe, amaçsız, anlamsız olarak ve günaha dönüştürmek  amacıyla ve kadına, günah işleyerek ulaşmak için,
  • Makam sahibi olup, egolarını tatmin etmek vb. için çalışmaktır.

Şimdi şu sorulara cevap verelim;

  • Peki, mutluluk dediğimiz görebildiğimiz bir şey midir?

–KESİNLİKLE HAYIR! ÇÜNKÜ MUTLULUK DEDİĞİMİZ BİR TARAFTAN MANEVİ, DİĞER TARAFTAN HEP TATMİN EDİLMEYİ BEKLEYEN NEFSANİ VE ŞEYTANİ BİR HALDİR. YA OLUMLU YA DA OLUMSUZ YÖNDE YAŞANIR. MUTLULUĞU, ONA VERDİĞİNİZ TANIM DOĞRULTUSUNDA YAŞARSINIZ VE ALDIĞINIZ “TAT-HAZ-HİS-HAL-MANEVİ MAKAM VB.” SİZE GÖRE MUTLULUKTUR.

  • Seçtiğimiz veya yaptığımız mutluluk tanımının doğruluğunu nasıl anlarım?
  • İNSANOĞLU YARATILIŞ GAYESİNE GÖRE TANIM YAPMALIDIR. BU DA, ONA YÜCE ALLAH’I İŞARET EDER. YARATILIŞ GAYESİ DOĞRULTUSUNDA HAREKET EDEN İNSAN, YÜCE ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARI DOĞRULTUSUNDA YAŞAR. MUTLULUĞUN TANIMINI DA,KAİNATIN YÜCE YARATICISI KESİN VE NET ÇİZGİLERDE KUR’AN-I KERİM’DE DİLE GETİRMİŞTİR. İNSANOĞLUNA REHBER OLARAK GÖNDERDİĞİ VE KUR’AN-I KERİM’İN YAŞAYAN MODELİ HZ.PEYGAMBER(S.A.V.) AHLAKI VESİLESİYLE MUTLULUĞU UYGULAMALI ANLATMIŞTIR. YÜCE ALLAH, KAİNATIN YAPISINI DİKKATE ALARAK, İNSANOĞLUNA MUTLU OLACAĞI YOLU ÇİZMİŞTİR.
  • Peki mutlu olmak için yukarıdaki seçeneklerden birini, bulunduğumuz yerde sadece aklen tercih etmek yeterli midir?

-KESİNLİKLE HAYIR! ZATEN İŞİN EN CAN ALICI NOKTASI DA BURADADIR. HANGİ AMAÇLA MUTLU OLMAYI SEÇTİYSENİZ, BU DOĞRULTUDA YORULMANIZ, ALINTERİ DÖKMENİZ, ACI ÇEKMENİZ, BAŞINIZIN-KOLUNUZUN-BELİNİZİN VS. TÜM BEDENİNİZİN AĞRIMASI, ÜZÜLMENİZ, AĞLAMANIZ, SEVİNMENİZ, PAYLAŞMANIZ, BİR VE BERABER OLMANIZ VS. GEREKİR.

 

KISACASI MUTLULUK;

 

  1. ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARI SINIRLARINDA ALLAH, VATAN, BAYRAK, DİN, EZAN VE NAMUS SEVDASIYLA HER ALANDA ACI VE SIKINTI ÇEKMEK, YORULMAK, AĞLAMAK, SUSAMAK, ALINTERİ DÖKMEK, BEDENİMİZİN AĞRIMASI, ÜZÜLMEK, SEVİNMEK, HÜZÜNLENMEK, UYKUSUZ VE AÇ KALMAK; MAL, MÜLK, MAKAM VE MEVKİSİNİ BU YOLA FEDA ETMEK, YOKSULLA YOKSUL, YETİMLE YETİM VS. OLMAKTIR. BÖYLECE DE ÜLKESİNİ HER ALANDA,ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARI DOĞRULTUSUNDA,KIYAMETE KADAR MUASIR MEDENİYET YAPMAKTIR.
  2. DOYMAK BİLMEYEN NEFSANİ VE ŞEYTANİ SEVDALAR UĞRUNA HAYASIZLIK, HADDİ AŞMAK, FENALIK VE HIRSIZLIK YAPMAK, ZİNA ETMEK, CİNAYET İŞLEMEK, KUMAR OYNAMAK, YOLSUZLUK YAPMAK, RÜŞVET ALMAK, İNTİHAR ETMEK, ZULMEDİP KAN DÖKMEK, İNSANLIĞIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ ÇİĞNEMEK SURETİYLE BİR CAHİLİYE DÖNEMİ DEVLETİ KURMAKTIR.
  3. A VE B ŞIKKININ ORTASINI SEÇMEK İSTEYENDE VARDIR. BUNLARIN HEDEFİ DE ILIMLI İSLAMI ÜRETİP TÜM DİNLERİ VE ÖZELLİKLE İSLAMI HRİSTİYANLIK ÇATISI ALTINDA TOPLAMAKTIR. YANİ HAK İLE BATILI HARMANLAYIP SEVİMLİ OLARAK SERVİS EDEREK İSLAM DÜNYASINI HER ALANDA ESİR ETMEKTİR.

 

MUTLULUĞUN YUKARIDAKİ TANIMLARINI RENKLENDİRMEK İSTERSEK, “A” SEÇENEĞİ BEYAZ, “B” SEÇENEĞİ SİYAH, “C” SEÇENEĞİ GRİ OLUR. BİZİ EN ÇOK ZOR DURUMA DÜŞÜREN GRİ SEÇENEĞİDİR. SON YÜZYILDA İÇ VE DIŞ DÜŞMANLARIMIZIN ESERİ OLAN BU SEÇENEK,ILIMLI İSLAMI VE ILIMLI MÜSLÜMANI İNŞA ETMEYİ AMAÇLAMIŞTIR. BUNLAR; MÜSLÜMANLARA, İSLAMA, VATANA, BAYRAĞA, DİNE, EZANA VE NAMUSA DOĞRUDAN SALDIRMAK YERİNE, BUNLARIN TANIMIYLA OYNAYARAK MANASININ DIŞINA ÇIKARMA NOKTASINA KADAR BAŞARILI OLMUŞLARDIR. YÜCE ALLAH, DEVLETİMİZİ HER TÜRLÜ TEHLİKELERDEN MUHAFAZA EYLESİN.

 

 

LİDER-TERCİH-SUÇ VE CEZA-ÇÖZÜM

ŞİMDİ MUTLULUK KONULU YAZIDAKİ MUTLULUĞUN TANIMI OLARAK İFADE EDİLEN ÜÇ SEÇENEĞİ MERCEK ALTINA ALACAĞIZ. MUTLULUĞU TANIMLADIĞIMIZ O SEÇENEKLER ŞU ŞEKİLDEDİR;

  1. ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARI SINIRLARINDA ALLAH, VATAN, BAYRAK, DİN, EZAN VE NAMUS SEVDASIYLA HER ALANDA ACI VE SIKINTI ÇEKMEK, YORULMAK, AĞLAMAK, SUSAMAK, ALINTERİ DÖKMEK, BEDENİMİZİN AĞRIMASI, ÜZÜLMEK, SEVİNMEK, HÜZÜNLENMEK, UYKUSUZ VE AÇ KALMAK; MAL, MÜLK, MAKAM VE MEVKİSİNİ BU YOLA FEDA ETMEK, YOKSULLA YOKSUL, YETİMLE YETİM VS. OLMAKTIR. BÖYLECE DE ÜLKESİNİ HER ALANDA,ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARI DOĞRULTUSUNDA,KIYAMETE KADAR MUASIR MEDENİYET YAPMAKTIR.
  2. DOYMAK BİLMEYEN NEFSANİ VE ŞEYTANİ SEVDALAR UĞRUNA HAYASIZLIK, HADDİ AŞMAK, FENALIK VE HIRSIZLIK YAPMAK, ZİNA ETMEK, CİNAYET İŞLEMEK, KUMAR OYNAMAK, YOLSUZLUK YAPMAK, RÜŞVET ALMAK, İNTİHAR ETMEK, ZULMEDİP KAN DÖKMEK, İNSANLIĞIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ ÇİĞNEMEK SURETİYLE BİR CAHİLİYE DÖNEMİ DEVLETİ KURMAKTIR.
  3. A VE B ŞIKKININ ORTASINI SEÇMEK İSTEYENDE VARDIR. BUNLARIN HEDEFİ DE ILIMLI İSLAMI ÜRETİP TÜM DİNLERİ VE ÖZELLİKLE İSLAMI HRİSTİYANLIK ÇATISI ALTINDA TOPLAMAKTIR. YANİ HAK İLE BATILI HARMANLAYIP SEVİMLİ OLARAK SERVİS EDEREK İSLAM DÜNYASINI HER ALANDA ESİR ETMEKTİR.

 

 

MÜ’MİN İÇİN GÖREV YÜCE ALLAH’A-O’NUN-EMİR VE YASAKLARI DOĞRULTUSUNDA- İBADET ETMEKTİR. BU İBADETLERİN BİREYSEL, AİLEVİ VE  TOPLUMSAL BOYUTTA OLANLARI VARDIR. KULLUK YAPMA GÖREVİ ÇERÇEVESİNDE;

  • “DOĞRU VE SAMİMİ BİR NİYETLE” ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARI DOĞRULTUSUNDA HAREKET EDİP BİREYSEL, AİLEVİ VE TOPLUMSAL GÖREVLERLERİNİ YAPARAK; İNSANLIĞA BİREYSEL, AİLEVİ VE MİLLET OLARAK İYİLİĞİ TAVSİYE EDİP KÖTÜLÜKTEN ALIKOYDUĞUNDA “A” SEÇENEĞİNDEKİ MUTLULUK YAŞANIR. YANİ BEYAZ BİR HAYAT YAŞANIR.

 

  • ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARINI BIRAKIP NEFSİNİN VE ŞEYTANİ DUYGULARININ EMRİNDE HAREKET ETTİĞİNDE HAYASIZLIĞIN, FENALIĞIN, HADDİ AŞMANIN KUKLASI VE BİREYSEL, AİLEVİ VE TOPLUMSAL ANLAMDA YIKIMLARIN DİKTATÖRÜ OLUR. BU DURUMDA “B” SEÇENEĞİNDE CAHİLİYE DÖNEMİ YAŞANIR. YANİ SİYAH VE HATTA KAPKARANLIK BİR HAYAT YAŞANIR.

 

 

  • EN TEHLİKELİSİ İSE, GRİ HAYAT OLARAK ADLANDIRDIĞIMIZ MUTLULUK ÇEŞİDİDİR. ÇÜNKÜ BU MUTLULUK ÇEŞİDİNİN İÇİNDE ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARININ ESNETİLEREK,HEDEFİNİN DIŞINA ÇIKARILIP,ILIMLI BİR İSLAM DİNİ VE ILIMLI MÜSLÜMAN İNŞA ETME HEDEFİ VARDIR. ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARI, KUR’AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE ÇARPITILARAK VEYA ANLAMI FARKLILIKLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILARAK İSLAM DİNİNİ HRİSTİYANLIK VE DİĞER DİNLERİN TAHRİF EDİLMİŞ VEYA BATIL OLAN KURALLARIYLA BULANDIRMAYI HEDEFLEYEN BU MUTLULUK “C” SEÇENEĞİNİN ESERİDİR. BAŞTA İSLAM DİNİ OLMAK ÜZERE, TÜM DİNLERİ DİYALOG MASKESİYLE HRİSTİYANLIK ÇATISI ALTINDA TOPLAMAYI AMAÇLAYAN BU MUTLULUK ÇEŞİDİ HEDEFİNE BÜYÜK ÖLÇÜDE ULAŞMIŞTIR. ANCAK İSLAM DÜNYASINDA BU KONUDA BİR UYANIŞ SÖZ KONUSUDUR. ÖNEMLİ OLAN BU UYANIŞI KONTROLLÜ, DOĞRU VE SAMİMİ NİYETLE, ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARINA HARFİYEN UYARAK VE ALLAH’IN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE, KÖKLÜ OLARAK, TOPYEKUN YÜKSELTMEK VE YAYMAKTIR.

 

BU NOKTADA AYNAYI KENDİMİZE ÇEVİRİP KENDİMİZİ DE DEĞERLENDİRMEMİZ GEREKİR. 150-200 YILLIK SÜREÇ İÇERSİNDE KRİZLER, TUZAKLAR, SÖMÜRÜLER, ENTRİKALAR, DARBELER, TAVİZLER, BANANECİLİK, HER ALANDA YABANCI MEDENİYETLERE ÖZENTİ VS. NEDENLERLE B VE C SEÇENEKLERİ KONUSUNDA YIKICILIKTA ÇOK İLERİ NOKTAYA GELİNDİ. TÜM BUNLARIN YAŞANDIĞI SÜRECİN, ÖMRÜMÜZÜ İÇİNE ALAN KISMINDA YAŞANANLARDAN DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI SORUMLUYUZ. YÜCE ALLAH, MAHŞERDE SORGULAYACAĞI ZAMAN “BİLMİYORDUM, KANDIRILDIM, NEFSİME UYDUM, GAFLETTEYDİM VB.” NEDENLERİ GEREKÇE GÖSTEREMEYECEĞİZ. ÇÜNKÜ ALLAH, HEPİMİZE “AKIL, KUR’AN-I KERİM, SÜNNETİ SENİYYE’Yİ” VERDİ. AYRICA PEYGAMBERLERİN EN BÜYÜĞÜ OLAN HZ.PEYGAMBER’İN(S.A.V.) ÜMMETİ YAPTI(İNŞAALLAH).

 

PEKİ HATAMIZ NEYDİ?

  • AKLIMIZI KULLANMAYIP-HALA YETERİ KADAR KULLANMIYORUZ VE NEFSİMİZE UYUYORUZ-HER ALANDA PASİF KALARAK GAFLET UYKUSUNA DALDIK,
  • BİZE VERİLEN KUR’AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE’Yİ, KAYNAĞINDAN EN SAF VE BİR BÜTÜN OLARAK YAŞAMIYORUZ,
  • YAŞAYAN ALLAH DOSTLARINI ÖRNEK ALMIYORUZ,
  • “EMRİ BİL MARUF NEHYİ ANİL MÜNKER(İYİLİĞE ÇAĞRI KÖTÜLÜKTEN UZAKLAŞTIRMA” KILICINI KULLANMAKTAN KORKUYORUZ VEYA ÇEKİNİYORUZ, BANANECİLİK YAPIYORUZ.
  • “EMRİ BİL MARUF VE NEHYİ ANİL MÜNKER” GÖREVİNİ LAYIKIYLA YAPAN ALLAH DOSTLARINI ÖRNEK ALMADIĞIMIZ GİBİ, SÖZ VE HAREKETLERİMİZLE ONLARI İNCİTİYORUZ),
  • KUR’AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE’Yİ YIPRATMAK, BİDATLARLA BULANDIRMAK, HEDEFİNDEN SAPTIRMAK, SIRADANLAŞTIRMAK İSTEYENLERİN BU SAPIKLIKLARINA

– BANANECİLİK YAPARAK-SEYİRCİ KALIYORUZ VE GÖZ YUMUYORUZ. BU NEDENLE DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI, İSTEYEREK VEYA İSTEMEYEREK DESTEK VERİYORUZ VE DOLAYISIYLA BUNDA DA BİZİMDE SUÇUMUZ VAR.

7) “BEN EN AZINDAN BUĞZEDİYORDUM” VEYA “BEN, GÖREVİMİ KENDİ SINIRLARIMDA YAPIYORDUM” DİYENLERE İSE;

-HAŞA, ALLAH’I KANDIRABİLİR MİYİZ?

-DÜŞMAN-HAŞA-ALLAH’TAN DAHA MI GÜÇLÜ?

-KUR’AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE VE ALLAH DOSTLARI AÇIK AÇIK ÇAĞIRIRKEN, SENİ ENGELLEYEN NEYDİ? DİYE SORULAR SORMAK GEREKİR. HEPİMİZ, BU SORULARIN MUHATABIYIZ. AMA”İSLAMI YAŞAYAN KİŞİLER VAR.” DİYENLER OLACAKTIR. EVET, VARDIR AMA EKSİK OLAN BİR ŞEY SÖZ KONUSUDUR. İŞTE O EKSİK OLAN ŞEY;

 

 ALLAH DOSTLARININ “DOĞRU VE SAMİMİ NİYETLE” VE “UHUVVETİ” SAĞLAYARAK TOPYEKUN  “EMRİ BİL MARUF NEHYİ ANİL MÜNKERİ” YAŞARKEN; BİZ “BANANECİLİK” YAPARAK BUNU YAŞAMIYORUZ. GENEL İFADEYLE TAVSİYE VE KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMA GÖREVİNİ -DOĞRU VE SAMİMİ NİYETLE- UHUVVETİ SAĞLAYARAK TOPYEKUN YAŞAMIYORUZ. MAALESEF Kİ, BİREYSEL ÇALIŞMALARDA KÜÇÜK BİR DERE GİBİ BİR NOKTADA TÜKENEREK BUHAR OLUP GİDİYOR. ARTIK BİRLEŞEREK UHUVVETİ SAĞLAYIP, TOPYEKUN VE HER ALANDA İSLAMI YAŞAMAK VAKTİDİR. BU NOKTADA; DEVLET, MİLLET, AİLE VE BİREY OLARAK- ALLAH DOSTLARININ DA -DESTEĞİ İLE HER ALANDA İSLAM GÜNEŞİNİN YÖRÜNGESİNE GİRMELİYİZ.

 

BUNLARLA BERABER, HASTALIKLARLA UYARILDIĞIMIZ CORONA SÜRECİNDE DÜNYA ARTIK, ABDESTLİ EVDEN ÇIKMA, BEŞ VAKİT ABDEST ALMA VE ABDESTLİ UYUMA İBADETİNİN CORONANIN EN NET ÇÖZÜMÜ OLDUĞUNU DA GÖRECEKTİR. KISACASI İSLAMI MADDEN VE MANEN YAŞAMANIN HER ALANDAKİ MADDİ VE MANEVİ DERTLERİMİZİN DERMANI OLDUĞU AÇIK VE NET ORTADADIR. SONUN SONUNUN YAŞANDIĞI, NEFSİN EN SON SAPIKLIĞINI YAPTIĞI,BATININ BU KONUDA KENDİNİ SORGULAYARAK GERÇEĞİ GÖRME NOKTASINDA OLDUĞU ZAMANIMIZDA TEK ÇARE KALMIŞTIR Kİ; O DA İSLAMI TOPTEKUN-ALLAH DOSTLARININ DESTEĞİYLE-HER ALANDA KAYNAĞINDAN EN SAF HALİYLE YAŞAMAKTIR.

 

 

UHUVVETİN VE TOPYEKUN HAREKETİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

 

Bir hedefe ulaşmak için sadece o alanla ilgili bilgilere sahip olmak yeterli değildir. Sadece bilgi sahibi olmak, garajda kullanılmayı bekleyen bir otomobile benzer. Başka bir benzetme ile, kullanılmayan silaha benzer. Bir silaha sahip olmak yeterli değildir. Silah pasif bir halde duruyorsa, kederi paslanıp çürümektir. Pasif durumdaki donanımı, doğru ve samimi niyetle “ŞECAAT”  ve “TOPYEKUN HAREKET” özellikleriyle  aktif hale getirmemiz gerekir. Yoksa korku ve dağınıklık her alanda yenilgiye uğramamıza neden olur. Güçlü, heybetli, atik, antrenmanlı ve donanımlı bir insanı; baskı, korku ve meşgul edici tuzaklarla, gücünü unutturarak istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Ancak o, bedeni ve manevi gücünü fark edip şahlanınca esaret zincirini kırar, harekete geçer, üç kıtaya her alanda hükmeder.

 

      Bir milleti yenmek için savaş meydanına inmenize gerek yoktur. Çünkü, savaş için hazırlanmış ordunun bedeni ve manevi donanımının genetiği ile oynayıp, ılımlı ve esnek bir profil oluşturarak, her açıdan esir alıp istediğinizi yaptırabilirsiniz. Bu bedeni ve manevi donanımın genetiği ile aşağıdaki yollarla oynanabilirsiniz;

 

  • Allah, vatan, bayrak, din, ezan, namus, güzel ahlak vb. milli ve manevi değerlere bağlılığını zayıflatarak,
  • Darbe ve işgallerle cesaretini kırıp her alanda esaret zindanına atarak,
  • Ekonomik krizler oluşturarak,
  • İnsanlığın sağlığını, hastalıklarla hedef alarak,
  • İnsanlığın zamanını, boş işlerde kullandırarak,
  • İnsanlığa; gençliğini ve ömrünü, günahı sevimli gösteren ve normalleştiren nefsani ve şeytani uğraşlarla heba etmesini sağlayarak,
  • İnsanlığın aklını, boş ve işe yaramaz bilgilerle meşgul ederek,
  • İnsanlığın kalbine; ,dünya,makam ve mevki sevgisini yerleştirip bunlara tapmasını sağlayarak
  • İnsanlığın ruhuna; inançsızlığı yerleştirmek suretiyle ateistliği aşılayarak,
  • Her alanda terörü kökleştirerek,
  • İnsanlığın aklındaki faydalı bilgiyi, kalplerdeki imanı, ruhlardaki Allah aşkını zayıflatarak,
  • Bananecilik ve tembelliği çekici hale getirerek,
  • Bencillik tohumunu ekip, topyekun hareket, birlik ve beraberlik duygusunu yıkarak,
  • Faydalı Kitap Okuma alışkanlığını öldürerek,
  • Bilim adamlarını, eğitimcileri ve din adamlarını iyiliği tavsiye ve kötülükten uzaklaştırma görevinden soğutarak veya alıkoyarak,
  • Bilim ve din adamlarını, eğitimcilere bildiğini yaşama özelliğinden mahrum bırakarak,
  • Dini ılımlı hale getirmeye çalışarak,
  • Nefsani, şeytani ve sapık duyguları meşrulaştırıp, insanlığa normal ve savunulabilir bir dava haline getirerek,
  • Vatanseverliğin ve ailenin yapısıyla oynayıp içini boşaltarak,
  • Devletin kritik noktalarını ve medyayı ele geçirerek,

 

DEVLET,MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ KENDİNİZE MAL ETMEYİN!!!

İnsanoğlu; devlet, Allah, vatan, bayrak, din, ezan, namus vb. değerlere bağlılıkla yaşayabilir, görev ve sorumluluklarınızı yerine getirebilir ve ancak bu değerler uğruna canınızı feda edebilirsiniz. Ama biz, hiçbir zaman bu değerlerin yerine geçemezsiniz. O nedenle bedenimizi bir manevi değermiş gibi kabul ettirmeye çalışmak, milletimizi putperestliğe davet etmektir. Bu konuda ısrarcı olduğumuzda, millet dışından “Evet” dese de, içinden isyan bayraklarını devam asılı tutar ve bir gün bu bayraklar meydana çıkar. Makamımız, malımız, mülkümüz vs. ne kadar fazla veya yüksek olursa olsun; kendimiz, devletimiz, malımız, mülkümüz, makamımız vb. sadece bize emanettir.  O nedenle ismimizin çok anılmasından fayda beklememeliyiz. Çünkü ismi devamlı anılacak ve zikredilecek olan tek güç ALLAH’tır. Milletimizin; devletimizin ve Yüce Allah’ın ismini her alanda duyurmaya çalışmalıyız. Yaptığımız hizmetlerde kendimizi değil; milli ve manevi değerlerimizi, devletimizi öne çıkarmalıyız.

 

LİDER VE HİÇLİK MAKAMI

İnsanoğlu, doyumsuz bir nefse sahiptir. Eğer ki bu nefsi bir otoriteye tabi ederek diz çöktürmezseniz, her alanda ilahlaşmaya başlar ve önü alınmaz bir zulüm başlar. Halbuki insanoğlu, anne-babasından çıkan ve kimsenin aklından hayalini yapmayı bile düşünmek istemeği bir meniniz birleşiminden(affınıza sığınarak) meydana gelir. Yani insanoğlu kendisine ait gücü olmayan bir hiçten ibarettir. O nedenle bir hiç olduğunun bilinciyle kendisini yaratan güç olan YÜCE ALLAH’a-hiçlik makamına ulaşarak-teslim olarak, tüm güzelliklerin Allah’tan, tüm kötülüklerin ise kendisinden olduğu kabul etmelidir. Aksi halde ilahlaşmaya başlar. Peşinden CAHİLİYE DÖNEMİYLE EŞ DEĞER MADDİ VE MANEVİ AFETLER GELİR.

Peki, insanoğlu neden ilahlaşmaya başlar?

  • Kendisine ait ve has gücü olduğunu düşündüğünde,
  • Tüm güzelliklerin ve iyiliklerin kendisinden olduğunu ileri sürüp insanlığa bunu kabul ettirmeye çalıştığında,
  • İnsanlığın geleceği, makam, mevki, mal ve mülk gibi maddi şeylerin üzerinde tasarrufta bulunmak istediğinde,
  • Her zaman ön planda olmak istediğinde,
  • Sokak aralarını, tenha yerleri, sokak aralarını, varoşları unutup; fakire, yetime ve kendisine ulaşmak isteyenlere kulağını tıkadığında,
  • Sadece kendisi için yaşadığında,
  • Çevresindekiler onun kulağını gerçeklere tıkadığında,
  • Eleştiriye kapalı olduğunda,
  • YÜCE ALLAH’IN KİBRİYASINA ORTAK OLMAK İSTEDİĞİNDE İLAHLAŞMAYA BAŞLAR.

 

LİDER-MİLLET-ELİTLİK

İnsanoğlunun, halkın içinde her alanda özel ve öncelikli olmak gibi bir isteği vardır. Bu, insanoğlunun doymak bilmeyen, her zaman kibirlenmek, gururlanmak ve kendini beğenmek isteyen nefsinin “BENLİK” duygusunu yaşamak isteğinden kaynaklanır. Bu yaşam şeklinin adı “ELİT YAŞAM”dır. Elit yaşam tarzı; tüm iş yerlerinde, çarşıda, pazarda, markette, yolda ve hatta cami de bile kendisini göstermeye çalışır. Elit yaşam tarzı;  insanoğlu ile Yüce Allah ve insanoğlu ile millet arasına girmiş geçilmesi çok zor olan Himalaya dağı gibidir. Makam, mevki, mal ve mülk gibi nefse bal gibi gelen tatları kaybetme korkusu yaşayan kişiler için bu dağ daha da yükselerek YÜCE ALLAH ve  MİLLET olan ile bağını iyice koparır. ADALET, SAMİMİYET, İNANMA DUYGULARINI ÖLDÜREN BU YAŞAM TARZI MİLLETİN İÇİNDE KİN, NEFRET, HESAP SORMA DUYGULARINI YEŞERTİR. SEÇİM GÜNÜ MİLLET, BUNUN HESABINI SESSİZ SEDASIZ SORAR. İNSANOĞLUNUN KENDİSİNE DÖNÜP AYNAYA BAKARAK HZ.RESULULLAH’IN(S.A.V.) SÜNNETİ SENİYYESİ GEREĞİ SAMİMİYET, ADALET, İNANMA, ZORLUKLARA KATLANMA VE PAYLAŞMA DEĞERLERİNİ YAŞAYARAK MİLLETİNİN HADİMİ OLMASI GEREKİR. HİZMET VE HADİMLİĞİ, SADECE DÜŞÜNME, PLANLAMA, PROJE ÇİZME VE EMİR VERME OLARAK ALGILAYAN BÜTÜN İNSANLAR, ENİNDE SONUNDA ELİTLEŞME YOLUNA GİRMİŞTİR. ÇÜNKÜ HADİMLİK ZORLUKLARI MİLLETİYLE BERABER ÇEKMEYİ GEREKTİRİR. DOSTLUĞU, KARDEŞLİĞİ, BİRLİK VE BERABERLİĞİ, ÜŞÜMEYİ, AÇLIĞI, ÜZÜNTÜYÜ, KEDERİ, HASTALIĞI, SEVİNCİ VS. YAŞAMIN HER TADINI PAYLAŞMAYI GEREKTİRİR. BİR MİLLET SADECE OY VEREREK VE LİDER İSE SADECE DÜŞÜNÜP, PLANLAYIP,PROJELENDİRİP,EMRETME İLE İŞİN BİTMEDİĞİNİ BİLMELİDİR. SEÇİMDEN SONRA MİLLET HER ALANDA SÜPER GÜÇ OLMANIN GEREĞİ ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLERİ LAYIKIYLA YAPMALIDIR. LİDERLER DE SEÇİLDİKTEN SONRA MİLLETİN OLUMLU VE OLUMSUZ HER DURUMUNU BERABER YAŞAYARAK HADİMLİK YAPMASI GEREKTİĞİNİN BİLİNCİNDE OLMALIDIR. LİDER, YAPTIĞI HİZMETLERDEN DOLAYI ÇOK BAŞARILI OLDUĞUNU DÜŞÜNMEMELİDİR. ÇÜNKÜ BAŞARI; ALLAH İÇİN, VATAN İÇİN, BAYRAK İÇİN, DEVLET İÇİN, DİN İÇİN, EZAN İÇİN VE İLAHİ KELİMATULLAH UĞRUNA MÜCADELE EDEBİLMEKTİR. YANİ, GÖZLE GÖRÜLEN HİZMETİN ÖTESİNDE,GÖZLE GÖRÜNMEYEN SONSUZ OLAN YÜCE ALLAH İÇİN HİZMET ETME DUYGUSUNU SAMİMİYET İLE KALICI YAŞAMAK GERÇEK BAŞARIDIR. 

 

İYİLİĞE DAVET KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK(EMRİ BİL MARUF NEHYİ ANİL MÜNKER)

 

İnsanoğlu, aciz ve kusurludur. Hem iyiliğe hem de kötülüğe meyilli bir yaratılışı vardır. Bu nedenle hayatının tamamı güzelliklerle dolu değildir. Kimi zaman hatalarda yapar. O NEDENLE UYARILMAYA İHTİYACI VARDIR. YANİ İYİLİĞE DAVETE VE KÖTÜLÜKTEN ALIKOYULMAYA İHTİYACI VARDIR. Kul olabilme sınavından geçtiğimiz de göz önünde bulundurulduğunda, insanoğlunun birbirini uyarma konusunda hassasiyet göstermesinin çok önemli olduğu görülür. Ayrıca Yüce Allah; Hz.Peygamberi(S.A.V.) ve Kur’an-ı Kerim’i göndererek, insanoğlunu iyiliğe davet kötülükten alıkoymayı emretmiştir. Kul olarak hem iyiliğe yönelip kötülükten uzaklaşacağız, hem de Allah’ın emri ve

Hz. Peygamberimiz’in(S.A.V.) Sünneti Seniyye’sinin gereği iyiliğe davet edip kötülükten alıkoyacağız.

 

Peki biz, Allah’ın emri ve Hz.Peygamberimizin(S.A.V.) Sünneti Seniyyesi olan bu kutsal görevi, yani iyiliğe davet kötülükten alıkoymayı hem kendi hayatımız hem de mü’min kardeşlerimizin hayatı üzerinde yaşıyor muyuz?

                                                                             Maalesef hayır!!!

 

Peki neden bu kutsal görevi uygulamıyoruz?

BU KUTSAL GÖREVİ YAPAN MÜ’MİN AYNI ZAMANDA HER ALANDA CİHAD YAPMAKTADIR. YANİ BU YÖNÜYLE MÜ’MİN BİR MÜCAHİDLİK-AKTİF MÜ’İNLİK- KİMLİĞİNİ TAŞIMAKTADIR. KAFİR, MÜNAFIK VE FASIKLARINDA KORKUSU MÜ’MİNİN HER ALANDA MÜCAHİDLİK-AKTİF MÜ’MİNLİK- GÖREVİNİ SAMİMİYETLE YAPMASIDIR. İŞTE BU ÖZELLİĞİ HER DÖNEMDE BİR ŞEKİLDE KIRILARAK UYGULANMASI ENGELLENMİŞTİR.

                                     UYGULANMASI AŞAĞIDAKİ ŞEKİLLERDE ENGELLENMİŞTİR;

  • Ekonomi, Eğitim, Sağlık, Adalet gibi kritik kurumlara sızarak,muhtevasını değiştirerek, bu alanları yabancıların kısa-orta-uzun vadedeki hedeflerine hizmet eden bir yapıya dönüştürerek,
  • Milli ve manevi değerlere bağlılığı zayıflatarak,
  • Milli ve manevi değerlerin içini boşaltıp hayasızlık fenalık ve haddi aşmayı bu değerlerin içine yerleştirerek fitne, fesat ve bidatlarla karışık bir yapı kazandırarak,
  • Mü’minlere, dinin gereklerini esnetme, dünyaya uyarlama ve dinin özünü değiştirme hakkına sahip olduğu düşüncesi aşılanarak, kişiden kişiye farklı yorumlanıp yaşanan bir “BANA GÖRE DİNİ” inşa edilerek,
  • Her alanda işgal ve darbelerle Mü’minlerin CESARET(şecaat) değerini yıkarak “MÜCAHİDLİK(AKTİF MÜ’MİN)” özelliğini devre dışı ederek,
  • Mü’minleri nefsani ve şeytani arzularının esiri yaparak,
  • Mü’minlerin ruhlarına bananeciliği aşılayarak,
  • Mü’minlerin dünyevi nimetlere tapmasını sağlayarak,
  • Mü’minleri hazıra alıştırarak-sadece tüketici hale getirmek suretiyle-tembelleştirerek,
  • Mü’minleri birbirine düşman edip uhuvveti-birlik ve beraberliği- yıkarak,
  • Mü’minleri Kur’an-ı Kerim ve Sünneti seniyye’den uzaklaştırarak.

MÜ’MİN-UHUVVETLE-TOPYEKUN KUR’AN-I KERİM VE HZ.PEYGAMBERİMİZİN(S.A.V.) SÜNNETİ SENİYYESİNE SIMSIKI SARILMAK SURETİYLE BİR MÜCAHİD OLARAK HER ALANDA ÇALIŞARAK CİHAD ETMELİDİR. KORKMADAN İYİLİĞE DAVET VE KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMA GÖREVİNİ BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE TOPYEKUN İFA ETMELİDİR. SİYASETİN VE LİDERLİK MÜESSESESİNİN DE BUNA GÖRE İCRA ETMELİDİR. UNUTULMAMALIDIR Kİ; MİLLETİMİZ DE TARİH BOYUNCA KURDUĞU TÜM DEVLETLERDE İYİLİĞE DAVETİ KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAYI İLAY-I KELİMATULLAH ÇERÇEVESİNDE YAŞAMIŞTIR.   

İlgili Haber:  Figen Yalnız Değilsin! Aysel ve Sebahat Yolda..

 

LİDER  VE GERÇEK DOST

İnsanoğlunun yapısındaki nefs-dürtü-adlı yapı övülmeyi, kendini beğenmeyi ve hatta daha ileri gidip kibirli olmayı çok sever. Emirleri karşısında “EVET” ve “TAMAM” denmesini çok ister. En sevmeği şey ise, isteklerinin sorgulanarak hakikat ile karşılaştırılması suretiyle yapılan “ELEŞTİRİ SANATI”dır. Öyle ki, eleştiriyi bir itiraz, isyan, emre itaatsizlik, makamına göz koyma ve saldırı; malına ve mülküne el koymaya çalışma olarak algılar veya bu hususta şüpheye başlar. Çünkü, hakikat ve eleştiri, ALLAH’A İTAATI VE DİZ ÇÖKÜP KÖLESİ OLMAYI GÖREV OLDUĞUNU ŞUURUNU NEFSE KAZANDIRIR. ÖYLEYSE LİDER, HAKİKATA VE HAKİKAT İLE YAPILAN ELEŞTİRİ SANATINA AKIL, KALP VE RUH KAPILARINI AÇARAK YÜCE ALLAH’IN HUZURUNDA DİZ ÇÖKÜP KÖLESİ OLARAK, MİLLETİ İÇİN ÖRNEK BİR ABİDE GİBİ OLMALIDIR.  O NEDENLE UNUTMAMALIDIR Kİ; BİR LİDERİ ALLAH, VATAN, BAYRAK, DEVLET, DİN, EZAN, NAMUS SEVDASI VE MÜCAHİDLİK BİLİNCİ İLE SAMİMİ BİR NİYETLE UYARAN VE YERİNDE ELEŞTİREN KİŞİLER ONUN DOSTUDUR. DEVAMLI ÖVGÜLER YAĞDIRAN, “HER SÖYLENENE ANALİZ ETMEDEN, KOLTUĞUNU KAYBETME KORKUSUYLA EVET EFENDİM, TAMAM EFENDİM” DİYEN KİŞİLERDEN UZAKLAŞARAK GERÇEK DOSTLAR EDİNMELİYİZ. DOST BULMAKTA KUR’AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE’Yİ KRİTER OLARAK SEÇTİĞİMİZDE DOĞRU ADRESE GİDERİZ. AMA KRİTERİMİZ BUNUN DIŞINDA İSE; İSLAMA AYKIRI HAREKET EDENLERİ, İSLAM DÜŞMANLARINI, HAYASIZLIK, FENALIK VE HADDİ AŞMAYI SAVUNAN YAPILARI, İLLEGAL ÖRGÜTLERİ, YABANCI İSTİHBARAT TEŞKİLATLARI VB. UNSURLARI DOST EDİNİRİZ. BUGÜN PKK, DHPC, FETÖ, SAPIK DİNİ YAPILAR VB. BU NEDENLE SEMPATİZAN BULMAKTADIR. PUSULAMIZ; KUR’AN-I KERİM, SÜNNETİ SENİYYE VE BU DOĞRULTUDA YAŞAYAN ALLAH DOSTLARIDIR. SONUÇ OLARAK BİR LİDER VE MİLLETİ TOPYEKUN OLARAK KULAĞI, GÖZÜ, ELLERİ, KOLLARI, HİSSİYATI, AKLI, KALBİ, RUHU İLE YÜCE ALLAH’A VE HZ.PEYGAMBERİMİZİN(S.A.V.) SÜNNETİ SENİYYESİ’NE SIMSIKI SARILARAK GECELİ GÜNDÜZLÜ ÇALIŞARAK, HER ALANDA MUASIR MEDENİYET KAVUŞMALIDIR.

 

 

 

HAYALİMİZDEKİ GERÇEK MEDYA

 

Kainat ve insanoğlu bir düzen üzerine yaratılmıştır. Bu düzene aykırı durumlar, kainatta ve insanoğlunun hayatında bedeli ağır olan kaoslar yaşatır. Bir örnek ile anlatacak olursak; su ile yaşayabilen insanoğlu, benzin içerek yaşamaya çalışırsa, bedelini canından olarak verir. ÖYLEYSE DÜNYADAKİ DÜZENİ, O DÜZENİ KURAN “SONSUZ GÜÇ OLAN ALLAH’IN KURALLARINA” GÖRE KULLANMAK GEREKİR. BÖYLECE DÜNYA DA HUZUR HAKİM OLUR. İNSANOĞLU DA; ONUN AKLINA,KALBİNE,RUHUNA VE BEDENİNE DÜZEN VEREN ALLAH’IN KURALLARINA GÖRE YAŞAYARAK HUZUR BULUR.

Günümüzde insanoğlunun birbiriyle haberleşme de kullandığı; akıl, kalp, ruh ve beden dünyasına en gelişmiş teknolojilerle çok yönlü hitap eden MEDYA, dünyaya adeta şekil vermeye çalışan araç haline gelmiştir. Ayrıca medya; bir ülke de, milleti her alanda güçlü bir şekilde  yönetme, onlara rehberlik etme, yön verme ve şekillendirme gibi konularda çok etkin bir araçtır. Bu yönüyle medyanın, bir devletin kısa-orta ve uzun vadedeki hedeflerine ulaşması, ulusal ve uluslararası çıkarlarının korunması ve her alanda muasır medeniyet olmasında üzerine büyük görevler düşmektedir. Bu görevler şu şekildedir;

  • Kainatı ve insanoğlunu yaratıp, kendi düzenini kuran Allah’ın kurallarına uygun bir düzende çalışmak,
  • Devletin uluslararası ve ulusal çıkarları doğrultusunda hareket etmek,
  • Devletin uzun,orta ve kısa vadedeki hedeflerine hizmet edecek şekilde çalışmak,
  • Kullandığı tüm mecralarda olumsuz durumları teşvik etmeden ve bunların reklamını yapmadan haber yapmak,
  • Yaşanan olumsuzlukları yayınladığı sayfa da, bu tür olumsuzlukların karşısında yapılması gereken doğru davranışa değinerek bir öğretici gibi çalışmak,
  • Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı durumlara yer vermemek,
  • Tüm gazetelerle topyekun olarak, her gün düzenli yayınlanan ve bütün milletimize “HER ALANDA ÖĞRETİCİ OLAN BİR SAYFAYI HAZIRLAYARAK OKUMA SEFERBERLİĞİ” başlatmak,
  • Her hangi bir görüşün değil; ALLAH İÇİN, VATAN İÇİN, BAYRAK İÇİN, EZAN İÇİN, NAMUS İÇİN devletin ve milletin medyası olmaktır.

                              

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÜNYA ÜLKELERİNDE TATİL KÖYLERİ

 

Günümüzde turizmin kazanç yollarından bir çeşidi de tatil köyleridir. Tatil köylerinde, dinlenmek, yemek, içmek, yüzmek, jimnastik yapmak, şezlonglarda keyif yapmak gibi faaliyetler yapılır. Bu haliyle tatil köyleri insanoğlunun nefsani duygularını pekiştiren mekânlardır. Bizim anlatmak istediğimiz tatil köyleri değil, tabi ki… Bizim asıl anlatacağımız şey, bir insanın düşünce merkezi akıl köyü, inanç merkezi kalp köyü, aşk merkezi olan ruh köyünün muhtarlığını yapan bilim adamlarıdır. Bu köylerde muhtar olan bilim adamı, her alanda sorunlara çözüm getirmeyi, hizmet getirmeyi ve üretime dönük icraatlar yapmayı terk ettiği takdirde köy her alanda gerilemeye başlar. Yani bulunduğu köyde turist olursa, köy halkı başka köy muhtarlarına başvurarak onların kurallarına tabi olurlar. Turist haline gelen muhtarda, her alanda üreten, hizmet eden, durmadan ilerleyen köylerin muhtarlarına muhtaç kalarak, onların kurallarıyla yaşamaya başlar. Bu durum bir köyü her alanda yabancı köylere köle yapar. Yabancı köylerin muhtarları bu fırsatı kaçırmadan, turist gibi yaşayan köyleri dilediği gibi kullanır. Muhtar konumundaki bilim adamına düşen köyüne sahip çıkıp-ALLAH, VATAN, BAYRAK, DİN, EZAN, NAMUS SEVDASIYLA-halkın sorunlarına çözüm getirip, hizmetler yapmaktır. İlk ve orta okullar, liseler ve Üniversiteler de köy gibidir. Bu köylerin muhtarı bilim adamlarıdır.  Bu köyler durmadan-olumlu veya olumsuz yönde-olayların yaşandığI merkezlerdir.

PEKİ BU MERKEZLERİN ÖZELLİKLERİ NELER OLMALIDIR?

  • HER ALANDA KENDİNE AİT YOL, YÖNTEM, TEKNİK VE KURAMLARININ YER ALDIĞI MİLLİ BİR BİLİM DÜNYASI İNŞA ETMEK,
  • MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNE BAĞLI, MİLLİ VE GÜZEL AHLAKLI NESİLLER YETİŞTİRMEK,
  • YETİŞEN NESİLLERE, DEVLETİNİN MUASIR MEDENİYET OLMASI VE BEKASI İÇİN, HER ALANDA DURMADAN ÜRETEN, SAVUNMA VE TAARRUZ HALİNDE OLAN MÜCAHİDLİK RUHU KAZANDIRMAK,
  • DEVLETİN HER ALANDAKİ UZUN, ORTA VE KISA VADEDEKİ HEDEFLERİ DOĞRULTUSUNDA BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK YENİLİKLER YAPMAK,
  • DEVLETİMİZİN, MİLLETİMİZİN, BAYRAĞIMIZIN, DİNİMİZİN, EZANIMIZIN, NAMUSUMUZUN BEKASI İÇİN HER ALANDA TOPYEKUN HAREKET EDEREK LİDERLERİMİZE DESTEK VERMEK,
  • AKILLARA HER ALANDA DOĞRU VE FAYDALI BİLGİYİ, KALPLERE ALLAH’A İMANI VE RUHLARA ALLAH AŞKINI NAKŞEDEREK DONANIMLI NESİLLER YETİŞTİRMEK,
  • BULUNDUĞU MAKAMI,AMAÇ DEĞİL,ARAÇ OLARAK KULLANMAK,
  • KONUŞMA DA TÜRKÇEYİ, DİN DİLİ OLARAK ARAPÇAYI, BİLİM DİLİ OLARAK YAYGIN YABANCI DİLLERİ KULLANMAK VE KULLANILMASINI SAĞLAMAK,
  • İLAY-I KELİMATULLAH UĞRUNA HER ALANDA KITALARIN ÖTESİNE DURMADAN İLERLEMEK,
  • HER ALANDA İLERLEYİŞİNİ KESİN, KALICI, KONTROLLÜ BİR ŞEKİLDE KIYAMETE KADAR BAKİ HALE GETİRMEK,
  • YÜRÜDÜĞÜ YOLDA HER ALANDA UYANIK VE TEDBİRLİ OLMAK VE BU ÖZELLİKTEKİ NESİLLER YETİŞTİRMEK,
  • BİLGİLERİNİ VE ÖĞRETTİKLERİNİ YAŞAYARAK ÖRNEK OLMAKTIR.

Bilim ve din dünyasının ehil insanları, bir ülkeyi muasır medeniyete taşıyacak olan kandillerdir. Gündüzü aydınlatan bir güneş, geceyi aydınlatan bir dolunaydır. Her alanda yetişmiş bilim adamları, bulunduğu kulvarda kendisine, ailesine, milletine ve devletine karşı sorumludur. Yaşanan olumlu ve olumsuz her olay, hizmet, çözüm, üretim ve icraattan ona otomatik olarak sorumluluk düşer. Günümüzde binlerce bilim adamımızın olmasına rağmen, cumhuriyetimizin yüzyıllık bilim tarihi HER ALANDA ZİRVEYE ULAŞAMAMIŞTIR. Diyanette yer alan din adamları binlerce olmasına rağmen, her zaman dini bilgisi çok zayıf bir nesil yetişmiştir. Yarım yamalak bilginin sonucu olarak ruhsuz yetişen nesiller-bu durumun sonucu olarak-tüketici, sorun üreten, hezimete uğrayan bir yaşamın parçası olmuştur. Ayrıca her alanda donanımdan ve manevi değerlerden uzak olan bu nesillerin hayatı; her türlü hayasızlık, fenalık ve haddi aşma karşısında yenilgiye uğrayarak akıl, kalp ve ruh dünyasını karanlığa esir bırakmış, yetersiz nitelikli bir iş gücü haline getirmiştir. Cami görevlilerimizin ve eğitim dünyamızın hem akıl, kalp ve ruh gücünü sorgulaması hem de bu gücündeki eksiklikleri gidermesi gerekmektedir. Daha sonra insanımıza, din ve eğitim hayatında gündüzün güneşi, gecenin dolunayı olmalıdır. 

KURUMSAL SİYASET

Siyaset, bir lider yetiştirme ve hizmete sunma kurumudur. Ancak dünyada,bir liderlik okulundan daha ziyade bir makam, mevki, mal veya mülke ulaşmak için kullanılan legal/illegal yol, yöntem ve teknikleri olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanoğlu, halkın desteğini sağlamak için her türlü legal veya illegal yol, yöntem ve tekniği “siyaset” olarak tanımlayarak “liderlik kurumundan” mahrum kalmıştır . Halbuki siyaset, her alanda donanımlı, milli ve manevi değerlere sımsıkı bağlı;vatanı, bayrağı, dini, ezanı, namusu için her zaman ölmeye hazır liderler yetiştiren kurum olmalıdır. Fakat-geçmişten bugüne-çoğunlukla mesleki ve manevi donanım açısından belirli kriterleri olmaksızın, para ve nüfuzun öncelikli olduğu bir müessese haline gelmiştir. Bu durumun sonucunda devletler her alanda kronikleşmiş maddi ve manevi yaralar almıştır. Sorunlar çözümsüz hale gelmiş, üretim tüketime, hizmet hezimete, icraat yıkıma dönüşmüştür. Sonuç olarak siyaset, liyakatten uzak, milli ve manevi değerlere bağlılığı zayıf olan eleman yerleştiren bir müessesenin adı haline gelmiştir. Bu, sistemsel bir sorun olması nedeniyle kurumsal bir müdahale ile düzelebilir. Yani siyaset, mesleki ve manevi alanda profesyonel hizmet eden nitelikli insan yetiştiren kurum olmalıdır.

DİNİ GRUPLARIN ÖNEMİ, DEVLET  YÖNETİMİ VE MİLLETİN GELECEĞİNDEKİ YERİ

İnsanoğlu akıl, kalp ve ruh sahibidir ve yaratılanların en üstünüdür. Sahip olduğu akıl, kalp ve ruh her zaman huzuru arar. İşte bu huzurun gerçek adresi, DİNDİR. Günümüzde bu huzura vesile olan din, İSLAM’dır. İslam, insana rabbini tanıtan, onu rabbine kavuşturan, hamd ve ibadet etmesini sağlayan bir hakikat, düzen ve kurallar bütünüdür.

Tarih boyunca, İslam toplumunda bulunulan koşullardan kaynaklanan, Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye kesin bağlı olarak, dini farklı uygulama şekil, yol, yöntem ve tekniklerle yaşayan topluluklar olmuştur. Tarikat, cemaat vb. adlı toplulukların kapsamında, Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyyeye kesinlikle bağlı kalınarak farklı uygulama şekil, yol, yöntem ve tekniklerle İSLAM dini hayatta tatbik edilmiştir. Bu tarikat ve cemaatlerin devletlerin düzeninin ve bunun devamının sağlanmasında da büyük rolleri olmuştur. Genel bir ifade ile dini grup olarak nitelendireceğimiz tarikat ve cemaatlerin, insanoğlunun akıl, kalp ve ruh dünyasının huzuru, dengesi, düzen ve disiplininin sağlanmasında büyük rolü vardır.

     Günümüzde çeşitli stk çatısı altında yaşam bulan dini gruplar, Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye uygunluğunun mükemmelliğiyle bir milleti muasır medeniyete; Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye ters bir zillet durumuyla bir milleti karanlığa gömebilecek yönü vardır. Dini gruplar, siyasete ve yönetime müdahale etmeye, mensup kişilerin siyasetçilerin ve yönetimin çıkarlarına alet olmaya, bir para kaynağı olmaya başladığında millet ve devlet her alanda madden ve manen sarsılmaya başlar. Liderler, yetişen nesillerin hayatının manevi kanatın da aktif söz sahibi olması gereken dini gruplardan gereken şekilde faydalanarak “KUR’AN-I KERİM, HZ.PEYGAMBER(S.A.V.),VATAN, BAYRAK, DİN, EZAN,NAMUS SEVDALISI” yetişmesini sağlamalıdır. Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye sımsıkı sarılanlar tarikatlar, cemaatlar ve başındaki önderleri haktır. Bize düşen görev, bu önderleri-öncelikli-manevi anlamda rehber edinmektir. İnanmayanların, iftira, karalama ve yalanları boştur;insanlığı rahatsız eden ve mide bulandıran bir leş kokusudur. Yüce Allah, O’nun yolun çalışan liderlerimizin ve manevi destek veren dini önderlerin yar ve yardımcısı olsun.

 

 

STK’LAR

Günümüzde yaşam şartları insanların çeşitli alanlarda “HAKLARINI VE BULUNDUĞU ALANI SAVUNABİLME VE KORUYABİLME” ihtiyacını gündeme getirmiştir. Bu da insanları sivil toplum kuruluşlarını kurmaya zorunlu bırakmıştır. Ayrıca insan topluluklarının en profesyonel şekilde yönetilmesi için sivil toplum kuruluşları devletler tarafından özellikle desteklenmiştir. Toplumsal çatışmalarda uzlaştırıcı görev yürüten stk’lar, devletin her alanda her türlü tehlikeye karşı korunmasında aktif rol alır. Ancak bu kuruluşların kontrol dışına çıkınca, devletin kısa-orta-uzun vadedeki hedeflerine ulaşma yolunda her alanda büyük engeller ortaya çıkarırlar. STK’ların  özellikle fikri, kalbi ve ruhi yönüyle insanları yöneterek, harekete geçirme ve istediği şekilde kullanma özelliği vardır. STK’lar bu yönüyle çok kritik beşeri dalgalanmalara, maddi ve manevi bunalımlara neden olabilirler. BU DALGALANMA VE BUNALIMLARA KARŞI ÖNLEM ALMAMIZ VE HER ALANDA MİLLİ DEVLET OLMAMIZ İÇİN TÜM STK’LARIN MİLLİLEŞMESİ VE BİRLİK OLARAK HAREKET ETMESİ GEREKMEKTEDİR. YALNIZ ÜLKEMİZDE BAZI STK’LAR RESMİ VE MANEVİ KURALLARIN DIŞINA ÇIKARAK DEVLETİMİZİN KISA-ORTA-UZUN VADEDEKİ HEDEFLERİNİN ÖNÜNDE ENGEL TEŞKİL ETMEKTEDİR. BUNUN NEDENİ STK’LARIN KURULUŞ AMACININ DIŞINA ÇIKARAK RUHUNU, MANASINI VE MAKSADINI YİTİRMESİDİR. BU NEDENLE STK’LARINDA MİLLİ DEVLET OLMA YOLUNDA SIFIRLANMASI GEREKMEKTEDİR. BU SIFIRLANMA SÜRECİNDE STK KURULUŞ KRİTERLERİ BAŞTAN SONA YENİLENMELİ, ÇOK GÜÇLÜ BİR KONTROL VE DENETİM MEKANİZMASI OLUŞTURULMALIDIR. ÖZELLİKLE SİYASİ FİKİRLERİN VE PARANIN EMRİNE GİRMEMELİDİR. DEVLETİMİZİN, MİLLETİMİZİN, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZİN EMRİNDE OLMALIDIR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KADIN HAKLARI

 

Kadın, bir neslin mimarları olan emanetçilerdir. Çünkü onlara bir nesil emanet edilir. Onlar kendinden gelen soyu bir çömlekçi gibi şekillendirir. Daha sonra bu emanetçilik görevini bilim dünyası ile beraber devam ettirir. Kadın, dünyanın mahremi ve kutsalıdır. Çünkü kadın bir evin sırlı dünyası ve namus bekçileridir. Bir devletin, vatan, bayrak, din, ezan ve namus aşkının nakkaşlarıdır. Onlar, bir hattat gibi, evlatlarımızın hayatına vatan, bayrak, din, ezan ve namus sevdasını nakşederler. Yeri gelir, Çanakkale Savaşı’nın Fatma Anaları, İslam dünyasının Hz.Hatice’si(R.A.), geceli-gündüzlü emanet evlatlarımızı besleyen kutsal elleri ve bir milletin AHLAK ÖĞRETMENİ olurlar. Onlar hayatlarıyla “HAYÂNIN” temsilcileridir. Onlar, bütün insanlığın annesidir.

KADIN;

  • İNSANLARIN ZEVK ALETİ DEĞİLDİR. YAZILI VE GÖRSEL MEDYANIN PARA KAZANMAK İÇİN KULLANDIĞI MAL DEĞİLDİR.
  • KENDİSİNİ VE AİLESİNİ UNUTTURAN YÜZYILIN AĞIR İŞLERİNDE GECELİ-GÜNDÜZLÜ ÇALIŞAN ROBOTLARI DA DEĞİLLERDİR.
  • BİRKAÇ SAATLİK VEYA SANİYELİK ZEVKİN KÖLESİ DEĞİLDİR.
  • HAYAYI, HAYATLARIYLA-ALLAH’IN EMRETTİĞİ ŞEKİLDE-İNSANLIĞA ANLATAN ÖĞRETMENLERİDİR.
  • EŞİNİN, HER YÖNÜYLE BİRİCİĞİDİR.
  • BAŞKALARININ NEFSİNİ KABARTIP ONLARIN ÇİRKİN NİYETLERİNE ALET OLAN BİR KÖLE DE DEĞİLDİR.

 

BU NEDENLERLE KADINA; KENDİSİNE VE AİLESİNE HER YÖNÜYLE DEĞER VERİP İLGİLENECEĞİ BİR ZAMAN DİLİMİ VE MADDİ İMKANLAR SUNULMALIDIR. KADININ, KENDİSİNE DEĞER VEREREK VE ÖZELİNİ KORUYARAK HER ALANDA DONANIMLI YETİŞECEĞİ ÖZEL EĞİTİM KURUMLARI AÇILMALIDIR. KISACASI KADINA KUTSAL OLMASININ GEREĞİ, KUTSALLIĞINI KORUYARAK YAŞAYACAĞI İMKANLAR SUNULMALIDIR.

PEKİ KADIN HAKLARI SADECE BUNLARDAN MI İBARETTİR?

                                                KESİNLİKLE HAYIR!

KADININ HAKLARINDAN BİRİ DE, BİRİCİK VE ÖZEL OLMANIN GEREĞİ OLARAK GÜZEL AHLAKI VE HAYAYI YAŞAMAKTIR. BU NOKTA DA BİRBİRİMİZİN AÇIKLARINI SÖYLEMEK YERİNE, BİRBİRİMİZİ TAMAMLAMAYA,YANLIŞLARI DÜZELTMEYE, EKSİKLİKLERİ TAMAMLAMAYA BAKACAĞIZ. ÇÜNKÜ HER ZAMAN BU NOKTA DA AYRILIKLAR OLUŞUYOR. HALBUKİ İNSANOĞLU GÜNAHKAR VE HATALIDIR. EĞER İNSANOĞLU KUSURSUZ OLSAYDI-HAŞA-İLAH OLURDU. KADIN HAKLARINI KORUMAYI, ERKEKLERE BASKI VE CEZALANDIRMA İLE DE SAĞLAYAMAZSINIZ. TAM TERSİNE HER İKİ TARAFIN İSLAMİ KURALLARA UYMASI İLE SAĞLAYABİLİRSİNİZ. ZATEN İSLAMİ KURALLARI GÜNDEME GETİRDİĞİMİZDE KAVGA BAŞLIYOR. ART NİYETLİLERİN ASIL DERDİ KADIN VEYA ERKEK HAKLARI DEĞİL,KADININ VE ERKEĞİN İSLAMİ KURALLARA UYGUN YAŞAMASINI ENGELLEMEKTİR. BİZ, MİLLET OLARAK MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZE BAĞLILIĞIMIZLA TÜM DÜNYAYA MEYDAN OKUDUK VE ÜÇ KITAYA HÜKMETTİK. MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZDEN UZAKLAŞTIĞIMIZDA HER ALANDA KAOSU YAŞAMAYA BAŞLADIK. KENDİMİZE YABANCILAŞTIK. YABANCILARA İSE DOST OLDUK. ONLARIN DEĞERLERİNİ SAHİPLENİP YAŞAYARAK BİRBİRİMİZİ KIRDIK, YARALADIK, BÖLÜNDÜK, ESARET ALTINA GİRDİK, BATILA İNANDIK; GENÇLİMİZİ AKLEN, KALBEN VE RUHEN KAYBETTİK. SONUÇTA;

 

  • MESCİDİ—AKSA, MESCİD-İ HARAM VE RAVZA-İ MUTAHHARA YETİM KALDI,
  • IRAK, SURİYE, AFGANİSTAN, ÇEÇENYA, DOĞU TÜRKİSTAN, UYGUR TÜRKLERİ, BOSNA, MYANMAR,KEŞMİR, SOMALİ, CEZAYİR VE DİĞER TÜM MÜ’MİN TOPRAKLAR ZALİMİN ZULMÜNE UĞRADI VE HALA UĞRUYOR,
  • NAMUSUMUZ OLAN BAŞ ÖRTÜSÜ, NAMAZLIK, TAKKE, TESBİH, KUR’AN-I KERİM VE EZAN SESLERİ, DİNİ DEĞERLER POSTAL VE DİPÇİK SESLERİYLE ESİR ALINMAYA ÇALIŞILDI,
  • İSLAM DİNİ DİYALOG ÇAĞRILARIYLA HRİSTIYANLIK ÇATISI ALTINDA TOPLANMAYA ÇALIŞILDI VE HALEN ÇALIŞILIYOR,
  • YAŞAM ŞEKLİMİZ İLE ÖZÜMÜZDEN UZAKLAŞARAK,YABANCILARA MASKARA OLDUK,
  • ÖYLE Kİ, MECLİS, CUMHURBAŞKANLIĞI VE MİT MÜSTEŞARLIĞI BOMBALANIP, KÖPRÜLER TANKLARLA İŞGAL EDİLMEYE ÇALIŞILDI. MİLLETİMİZ-40-50 YIL İSLAM DİNİ KİRLİ EMELLER İÇİN KILIF OLARAK KULLANILIP-YABANCILARIN AVUCUNDA YOK OLMA NOKTASINA GETİRİLMEYE ÇALIŞILDI(AMA AYNI GECE PÜSKÜRTÜLDÜ),
  • TERÖR ŞEKİLDEN ŞEKİLE GİRİP DİNİ KENDİ KİRLİ EMELLERİNE ALET ETMEYE ÇALIŞTI(AMA BAŞARAMADI)

BU OLUMSUZ SONUÇLARI ÇOĞALTABİLİRİZ AMA ÖNEMLİ OLAN ŞEY ŞUDUR;

MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZ BİZİM SUYUMUZ, GÜNEŞİMİZ VE HAVAMIZDIR. MESELE KADIN VE ERKEK HAKLARINI SAVUNMA DEĞİLDİR VE BÖYLE BİR SORUN MÜSLÜMAN MEMLEKETLERDE OLMAZ. MESELE KADIN VE ERKEĞİ İSLAMA AYKIRI YAŞAMIN ESİRİ YAPMAKTIR. O NEDENLE YABANCILARIN EKMEĞİNE YAĞ VE BAL OLACAK ADIMLARI ATMADAN, DİNİMİZİ TOPYEKUN DOĞRU VE SAMİMİ NİYETLE HER ALANDA YAŞAMAK İÇİN BİR VE BERABER OLMALIYIZ.İSLAM, HEM KADIN HEM DE ERKEK HAKLARININ EN DOĞRU,NET,ADİL İFADESİ VE SİGORTASIDIR.

 

 

 

 

 

MİLLET VE SİYASET

Dünyadaki siyaset, bugünkü haliyle bir katildir. Hoşgörünün, saygının, sevginin, anlayışın, doğruluğun, dürüstlüğün, ahlakın ve evrensel değerlerin celladıdır. Çünkü, dünyadaki siyaset “Hakk’tan ve hakikatten” mahrumdur. Hakk’tan ve hakikatten mahrum olan siyaset, dünyaya zulüm, savaş, katliam, açlık, sefalet, hayasızlık, fenalık ve haddi aşmaktan başka bir şey sunmaz. Dünyadaki siyaset, insanoğlu üzerinde kurmak istediği saltanatı elde etmeye yönelik şeyleri insanlığa sunar. Yani dünya siyaseti, İKİ YÜZLÜDÜR. Gücü ele geçirince göstermelik samimiyetini ve evrensel değerleri yitirerek, art niyetli hedeflerini icra etmeye başlar. Ne acıdır ki, insanoğlunun bir kısmı-İNSANLIK GÖREVİNİ UNUTARAK-bu tabloyu bir yol, yöntem ve teknik olarak kabul ederek dolaylı olarak destekçisi olmuştur..

Bir devlet, milletine siyaset yapmaz. Siyaset, bir devletin düşmanlarına karşı yapılır. Çünkü bir millet, her alandaki donanımı, bilinci, milli ve manevi değerlere bağlılığıyla doğru kişiyi seçecek özelliğe sahip olmalıdır. Bu, bir devlette normal şartlarda olması gereken durumdur. Yani bir devlette lider adayları, millete havada kalan vaatlerde bulunarak adeta oy satın almaya çalışmamalıdır. Oy kazanabilmek için yapılan bir siyaset, milleti de çıkar karşılığı oy kullanmaya alıştırır. Yani anormal durumlar normalleşmeye başlar. BU DURUM BİR DEVLET İÇİN, SONUN BAŞLANGICI VE DÜŞMANLARIN KAOS ÇIKARMAK İÇİN BEKLEDİĞİ FIRSATTIR. O NEDENLE HER ALANDA DONANIMI, BİLİNCİ, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERE BAĞLILIĞI İLE DOĞRU SEÇİMİ YAPACAK BİR NESLİ KALICI OLARAK İNŞA ETMELİYİZ.

 

 

 

İNTERNET VE SOSYAL AĞLAR

İnsanoğlu, teknolojinin gelişmesiyle çeşitlenen cihazlarla uğraşırken zamanının büyük bölümünü de heba ediyor. Bilgisayar ve akıllı telefonlarla internet erişiminin kolaylaşmasıyla adeta “insanlık değer katliamı” başlamıştır. Yani ilişki deyince akla gelen saygı, sevgi, hoşgörü, anlayış, adalet, barış, eşitlik, ahlak vb. gibi değerler elektronik ortamda yaşanmaya çalışılınca, insanoğlu manen adeta kıyıma uğrayarak robotlaşmıştır. Kısacası bu değerler, teknoloji sayesinde manasını yitirmiştir. İnsanlar yaptıkları hizmet ve icraatları,  üretimleri ve sorunlara getirdiği çözümleri sosyal ağlarda paylaşarak halk üzerinde her alanda bir hakimiyet elde etmeye girişmeye başlamıştır. Son zamanların en yaygın modası haline gelen bu tablo,maalesef ki, samimiyet duygusunu yerle bir etmiştir. EMPATİ DUYGUSUNU yitirmiş olan insanoğlu, paylaştığı şeylerin içindeki kirli niyetinin anlaşıldığını bile bile, görenleri kandırabileceğini zannediyor. Kendi elleriyle adeta sosyal ağları bir hapishane haline getirip kendini buraya mahkum eden insanoğlu, bu ağlarda gezen art niyetli güçlerin yarım yamalak ve faydasız bilgileriyle yanlış yollara yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bunda da başarılı olmaktadır. SAMİMİ VE DOĞRU NİYETLİ  ÇALIŞMALAR, HİZMETLER, İCRAATLAR VE PROJELER ELBETTE PAYLAŞILMALIDIR. ANCAK BU GÜZELLİKLER KİŞİSELLEŞTİRİP “BENLİK” DUYGUSU ÖNE ÇIKARILMAMALIDIR. BU GÜZELLİKLER YAPILDIĞINDA; BİRLİK VE BERABERLİK DUYGUSU, SAYGI, SEVGİ, HOŞGÖRÜ, ANLAYIŞ, MERHAMET, ADALET VB. MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER PEKİŞTİRİLEREK DEVLETE MAL EDİLMELİ, YÖNETİM-MİLLET ARASINDA KARŞILIK GÖREV VE SORUMLULUKLARIN VURGUSU YAPILMALIDIR. Kısacası; yönetim ve millet birbirine karşı görev ve sormlulukların-sadece seçim sürecinde değil-her  olarak bilincinde yaşamalı,”HEPİMİZ” zihniyetiyle tüm plan, proje, hizmet ve icraatlar da milletle beraber hareket edilerek destek alınmalıdır. Sevincimiz, derdimiz, sıkıntılarımız, üzüntümüz vs. hep beraber olmalıdır. Sosyal ağları da milli ve manevi değerlerimiz doğrultusunda her alanda devletimizin süper güç olması yolunda kullanmalıyız.

 

 

                                                                     ASOB(AİLE SOSYAL SORUMLULUK BELGESİ)

Aile, bir devletin temel taşıdır. Aile, vatan, bayrak, din, ezan, namus için beka belgesidir. Bu belge de yazılanlar de her alanda devletin geleceğidir. Bu belgeyi, her alanda gerekli, doğru, faydalı bilgilerle ve manevi değerlerle donattığınızda devlet her alanda kalıcı bir zirveye ulaşır. Buraya kadar her şey güzel ve herkes bunu söylüyor. Bundan dolayı da art niyetli iç ve dış güçler, aile kurumumuzu yıkmak ve yıpratmak için her alanda her türlü yol, yöntem ve tekniklerle-hatta her türlü sapıklıkla-hedef almışlardır.  Bu doğal bir durumdur. Onlar düşman olmanın gereği olarak kötülüğün temsilciliğini hakkıyla yapıyorlar.

                     PEKİ, BİZ, HAKK’IN VE HAKİKATIN TEMSİLCİLİĞİ LAYIKIYLA YAPIYOR MUYUZ?

-KESİNLİKLE HAYIR.

5N1K ile ilerlesek de düşüncelerimiz eylem noktasında sona eriyor. Eylem noktasında herkes bir neden veya  geçiştiren bir çözüm ile topu karşısındakine atarak kenara çekiliyor. Halbuki Millet olarak bu noktada topyekun harekete geçmeliyiz. Bunun için bir yol haritası belirlemeliyiz. Bu yol haritasını sabitledikten sonra, belirlediğimiz kısa-orta-uzun vadedeki hedeflere emin adımlarla korkmadan-çekinmeden emin adımlarla yürümeliyiz.

          Aile, her alanda bir devletin ulaşacağı noktayı da gösterir. Eğer aile-beka-belgesinde “DEVLETİN HER ALANDA GELECEĞİNE HİZMET EDEN NİTELİKLER” varsa, devletin ihtiyacı olan insan gücü de istenen özellikleri taşır. DEVLETİ, MUASIR MEDENİYETE TAŞIYACAK İNSAN GÜCÜ OLAN GENÇLİĞİMİZ, AİLE BELGESİNDEKİ NİTELİKLERLE YETİŞİR. Ailelerin yetiştirdiği gençliğimiz, geleceğin her alanda donanımlı ve manevi değerlerine bağlı esnafı, çiftçisi, öğretmenleri, bilim adamları, doktorları, hakimleri, valileri, bakanları, başkanlarıdır. Buraya kadar mevcut tabloyu heyecanla klasik bir şekilde anlattık.

 

                                                 PEKİ, NE YAPACAĞIZ?

Aile konusunda attığımız tüm adımlarda iki taşı yerine oturtamadığımız ve bir bütün olarak hareket etmediğimiz için çark doğru ve sağlam şekilde dönmemiştir. Bu taşlardan biri akademik kadro, diğeri ise ailelerdir. Akademisyenler(din adamları ve öğretmenlerde dahil), aileler ve devlet bir bütün olarak hareket edememiştir. Halbuki akademisyenlerin, devletin;

  • Ailelerle ortak hedefe doğru, ortak çalışarak emin adımlarla yürümeleri,
  • ORTAK, TAVİZSİZ VE CEZAİ YAPTIRIMA TABİ BİR BELGE(AİLE SOSYAL SORUMLULUK BELGESİ) HAZIRLAMALARI,
  • BU BELGE İLE AİLELERE GÖREV VE SORUMLULUKLAR VERİLEREK, GENÇLİĞİN HER YAŞINDAKİ VE HER YERDEKİ YAŞANTISINA ORTAK EDİLMELERİ,
  • ASOB İSİMLİ BELGE İLE BU SÜREÇTE AİLEYE DE ZORUNLU GÖREVLER VE YAPILACAK ÇALIŞMALARDA ROLLER VERİLEREK, KOORDİNELİ HAREKET EDİLMELİ,
  • BU BELGEDEKİ NİTELİKLERLE İŞ HAYATININ HER ALANINDA(SİVİL-RESMİ) İSTENEN NİTELİKLERİ EŞİTLEMELİ,
  • ESNAF, ÇİFTÇİ, DOKTOR, HAKİM, SAVCI, POLİS, ASKER VS. HERKESİN BU NİTELİKLERE AİLEDEN BAŞLAYIP ÖMÜR BOYU TABİ OLMALARINI SAĞLAMALARI VE BUNU GÜVENCEYE ALMALARI,
  • ÇALIŞMALARINI GÜVENLİK GÜÇLERİ VE İSTİHBARATLA ORTAK YÜRÜTMELERİ,
  • NORMAL HAYATIN VE İŞ HAYATININ HER SAFHASINDA AİLELERİ, BU SOSYAL SORUMLULUK BELGESİYLE GENÇLİK ÜZERİNDE POZİTİF YÖNDE AKTİF TUTMALARI,
  • AİLELERİ BU BELGE(ASOB) İLE, SADECE KENDİ EVLATLARI DEĞİL,BÜTÜN GENÇLİĞİN HER ALANDA GELİŞİMİNE POZİTİF YÖNDE AKTİF OLARAK ORTAK ETMELERİ GEREKMEKTEDİR.

 

 

 

 

MUTLULUK KAVRAMI

İnsanoğlu, mutlu olarak yaşamayı ister. Ancak bu mutluluğun tanımı, toplumdan topluma değişir. Sadece akılla yürüyen toplumlar, fiziki ihtiyaçlarını karşıladığı surette mutlu olur. Yani dünyada yaratılan nimetlere sahip olma ve bunlardan faydalanma düzeyine göre mutluluk duyar. Bu nedenle her zaman tüketen, sorun çıkaran, hizmet bekleyen konuma düşer. Üretim, hizmet ve çözüm olarak attıkları adımları, aslında bir sonraki tüketim, sorun çıkarma ve hizmet bekleme basamağına çıkarır. Kalplerini ve ruhlarını-dünya nimetlerine düşkünlükten-milli ve manevi değerlerden mahrum bıraktıkları için, ulaştıkları nimetler kendisini tatmin etmemeye başlar. Bir süre sonra, insanlığa zarar veren bir yaratık haline gelir. Tatmin olmak için oluşturacağı her seçenek, insanlığı doğrudan veya dolaylı karanlığa gömer. Kendisine, ailesine, milletine ve dünyaya zarar vermeye başlar. Dürtüleri, ona her türlü kötülüğü, hayasızlığı ve fenalığı yaptırır.

İnsanoğlu, aklı, kalbi ve ruhuyla bir bütün olup milli ve manevi değerlerle yücelerek tüm dünyaya güneş olacak bir medeniyet kurabilir. Bunu yapmak için  “milli ve manevi değerleri doğrultusunda  geceli-gündüzlü çalışmayı” mutluluğa götüren bir anahtar haline getirmelidir. İNSANOĞLU İÇİN MUTLULUK, ALLAH İÇİN, VATAN İÇİN, BAYRAĞI İÇİN, DİNİ İÇİN, NAMUSU İÇİN, DEVLETİ VE MİLLETİ İÇİN GECELİ GÜNDÜZLÜ ÇALIŞMAK; FAKİRİ, YETİMİ, MAZLUMU SEVİNDİRMEK OLMALIDIR. İşte bu mutluluk şekli, milli kimliğimizin vazgeçilmezlerinden olmalıdır.

 

RİSK ALMA

İnsanoğlu, ihtiyaçları kadarıyla risk alır. Yani ihtiyaçlarına ulaşmak için gösterdiği cesaret kadarıyla risk alabilir. Bazen cesaretini kullanmak yerine, başkalarının cesaretine sığınarak risk almaktan kaçar. Başkalarının aldığı riskten kendine maddi ve manevi pay çıkarır. Vatanseverliğin en zayıf hali başkasının cesareti ve risk alma haliyle övünerek, maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaktır. Vatanseverliğin en zirve hali; Allah, vatan, bayrak, din, ezan, namus ve millet için geceli-gündüzlü bir şehit ruhuyla çalışmak ve her zaman bu değerler için ölmeye hazır olmaktır. Kısacası DAVA ADAMI olmaktır. Ancak günümüzde büyük bir oyunla karşı karşıyayız. Bu oyun, neslimize “Bir iş sahibi ol, evlen, ailenin karnını doyur, eğlen, dinlen, evin araban olsun yeter.” zihniyetinin aşılanmasıdır. Özellikle gençliğimiz, bu yolla art niyetli güçlerin kontrolünde sömürülmüştür.  “Sen, kendini ve aileni ihtiyaçlarını karşıla, gerisini boş ver.” denilerek “BANANECİ” bir nesil yetişmiştir. Art niyetli güçler yıllarca, madden ve manen kontrol altında tutarak her alanda istedikleri gibi kullanacakları bir neslin mimarı olmuştur. DEVLETİMİZ, BİLİM ADAMLARI, EĞİTİMCİLER, DİN ADAMLARI VE AİLELER BİRLEŞEREK, DAVA ADAMI OLAN BİR NESLİN MİMARLARI OLMALIDIR.

 

 

 

 

 

İMKANSIZLIKTAN MUASIR MEDENİYETE

İnsanoğlu, geçmişten bugüne onlarca devletler kurmuştur. Kurdukları devletlerle dünyayı ya karanlığa boğan ya da aydınlatan medeniyetler oluşturmuştur. Yalnız bu medeniyetler birden bire  kurulmamıştır. İnsanoğlu, teşkilatçılık, milli ve manevi değerlerine bağlılığı; bu konulardaki tecrübesi ile medeniyetler kurabilmiştir. Kimi milletler, bu bağlılıktan ve tecrübeden uzak olduğu için, insanlığa zulüm saçan karanlık bir medeniyet kurmuştur. Çünkü onlar, güçlerini kötülükten almışlardır. Kurdukları bu medeniyetin bekasını da zulüm ile sağlamışlardır. Ancak kimi milletlerde, teşkilatçılığı, milli ve manevi değerlerine bağlılığı, tecrübesi dolayısıyla dünyayı her alanda aydınlatan medeniyetler kurmuşlar. Onlar, gücünü iyilikten aldıkları için, her alanda faydalı oldukça ve iyilik yaptıkça daha da yükselmiş ve genişlemiştir. Her alanda tüm dünyaya güneş gibi olan medeniyetler,  her alanda art niyetli saldırılara uğrayarak tarih sahnesinde isim olarak rafa kalksa da, köklerini asla kaybetmemiş ve ilk fırsatta “MUTLAKA” şahlanarak tarih sahnesindeki tahtına oturmuştur. Bu tahta geçince, oturmak yerine, her alanda geceli gündüzlü çalışarak hizmet etmiş, üretim ve icraatlar yapmış, sorunlara çözümler getirerek tüm insanlığa her alanda hizmet etmiştir. BU YOLDA YÜRÜYEN MİLLETLER, ŞARTLARIN VEYA İMKANLARIN OLUŞMASINI BEKLEMEMİŞTİR. İMKANSIZLIĞI;  FEDAKARLIK, İNANÇ VE KARARLILIKLA İMKANA ÇEVİRİP  HER ALANDA DEVLETİNİN KISA-ORTA-UZUN VADELİ HEDEFLERİNE VE KALICI BİR ZİRVEYE ULAŞMASINI SAĞLAMIŞTIR. BU SÜRECE SİYASETİ, FİTNEYİ, KISIR VE YIKICI ELEŞTİRİLERİ, AYRILIK TOHUMLARINI KESİNLİKLE KOYMAYARAK,İLERLEYİŞİNİ VE HEDEFE ULAŞMAYI, KALICI VE KESİN HALE GETİRMİŞTİR.

        UNUTULMAMALIDIR Kİ, GERÇEK FEDAKARLIK: SADECE GENİŞ ZAMANI DEĞİL, BİR ZOR ZAMAN VE MEŞGULİYET ZAMANINDA, SİZDEN YARDIM BEKLEYENE EL UZATMAKTIR.BU FEDAKARLIK TANIMIYLA HAREKET ETTİĞİMİZDEBİZİM İÇİN ZOR DİYE BİR ŞEY OLMAZ.

 

 

 

MİLLİ KAYNAKLARIN KULLANIMI

Bir ülkenin kaynakları, her alanda mutlu bir  geleceğin inşasında ve milletin ihtiyaçlarını karşılamada kullanılan bir enerji deposudur. Milli bir kaynağın, az veya çok olması değil, niçin, ne zaman, nasıl ve nerede kullanıldığı önemlidir. Milli kaynaklar, yüzyıllık plan ve program dahilinde ve alternatif enerji kaynakları da belirlenerek kullanılmalıdır. Bu kaynakların planlamasında tüm hesaplamaların birey, aile, millet için hem ayrı ayrı hem de bir bütün olarak yapılmalıdır. Yani bireye tek başına, aileye ailece, millete milletçe milli kaynakların kullanımı konusunda bilinçlendirici eğitimler yapılmalıdır. Ancak günümüzde milli kaynaklarımızı geleceğimize yansımalarını düşünmeden israf ediyoruz. Ya da bu kaynakları her alanda ihtiyacımız olmayan maddelerin yapımında gereksiz yere kullanıyoruz. Bununla da kalmıyor, kaybolan milli kaynakları telafi edecek adımları da atmakta millet olarak geri de kalıyoruz. Her şeyi liderlerimizden bekliyoruz. MİLLET OLARAK EN BÜYÜK MİLLİ KAYNAK OLAN TASARRUF VE KANAAT NİMETLERİNİ YABANA ATIP, ÖZÜMÜZE DE AYKIRI İSRAFLARI YAPIYORUZ. En büyük İSRAFI DA kendimiz ve ailemiz üzerinde yapıyoruz. İnsanoğlu tek başına ve ailece her yönüyle milli bir kaynaktır.  Ömür, gençlik, sağlık, rızık, ilim, akıl, kalp ve ruh yönüyle milli bir kaynaktır. Devletimiz bu kaynakları milli ve manevi değerlerle işleyip, kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri göz önünde bulundurarak, birlik ve beraberlikle yüzyıllık plan ve programlarla en mükemmel şekilde değerlendirmelidir.

İlgili Haber:  Kaşınan Yunanlılara Yavuz Tokadı! NAVTEX İlan Edildi..

 

 

 

 

YILANLARIN ÖCÜ

Gençlik, bir ülkenin her alanda yaşayan sigorta belgesi ve devleti aydınlık bir geleceğe sırtında taşıyan hizmetkârlardır. Vatanımızı, bayrağımızı, dinimizi, ezanımızı, namusumuzun bekçileri; geleceğimizin öğretmenleri, kaymakamları, doktorları, milletvekilleri, başkanları vb. her alanda çalışan insan kaynaklarıdır. Bu nedenle bir devleti, gençliğinin akıl, kalp ve ruh dünyasını ele geçirip, her alanda çıkarlarınızın kölesi yaparak yıkabilirsiniz. Osmanlı Döneminde her alanda donanımlı yetişen vatansever gençlik, bu donanım ve maneviyatını yitirmeye başladığı zaman bozularak aklen, kalben ve ruhen esir düşmüştür. Devletimizin düşmanı olan yılanlar tarih sahnesinde şahlanarak, gençliğimizin akıl, kalp ve ruh dünyalarını özünden ve ihtiyacı olan donanımdan uzaklaştırarak,Üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu’nu bölerek altı yüzyıllık bir intikamı insanlık dışı müdahalelerle almıştır. Şu anda da günümüz versiyonuyla,devletimizde kanayan kronik yaraya dönüşen bu durum, BİLİM VE TEKNOLOJİ alanındaki saldırılarla varlığını sürdürmektedir. Yılanların yüz sene önceki bu intikamı karşısında DEVLETİNE, VATANINA, BAYRAĞINA, DİNİNE, EZANINA, NAMUSUNA BAĞLI DAVA ADAMI OLAN ALTIN BİR NESİL yetiştirerek gereken cevabı verebiliriz.

 

 

 

 

AİLE’NİN ESARETİ VE SÖMÜRÜLMESİ

Aile, bir toplumun ve devletin temelidir. Çünkü aile, devlet çınarının vatan toprağına tutunduğu kökleridir. Bu kökler zayıfladığında veya koptuğunda devlet sarsılır ve yıkılır. O nedenle ülkelerin savaş için kullandığı en önemli silahlarından biri de “AİLE”dir. Devlet kadrolarını oluşturacak nesil, aile ile hayata gelir ve yetişir. Yani aile, ham maddenin kaynağı ve ilk şekil verilmeye başlandığı yerdir. Nesiller ailede şekil almaya başlar. Burada uğrayacağı saldırıların derin izleri kalır. Bu nedenle ailelerin her açıdan huzurun merkezi olması gerekmektedir. Ailenin huzurunun sağlanması için “HUZUR” kavramının tanımının doğru yapılması gerekiyor. Kim oluşturduğu tanımı  aile üzerinde etkin hale getirirse, aileyi yöneten güç olur. Bir ailede etkin olmakla başlayan süreç, dalga dalga yayılarak milletin tamamı üzerinde her alanda hakimiyeti kurmayı da sağlar. Devletler de aile aracılığıyla birbirlerine karşı her alanda operasyon düzenler. Her alanda aile üzerinde hâkimiyet kurup, devletin her alandaki geleceğini ipotekleyerek; eğitim, ekonomi, sağlık, gıda, tarım ve hayvancılık vb. tüm alanlarda bir milleti sömürür. Tüm bunlar için ailelere, makam, mevki, para, mal, mülk, bencillik, lüks yaşam, şatafat, her çeşit hayasızlık, fenalık ve haddi aşmayı modernizm adı altında enjekte eder. Dürtülerin(nefsin) hoşlandığı şeyleri yazılı-görsel medya ile daha da alevlendirilerek devleti temelinden sarsmaya başlar. BAŞTA-AİLE MÜESSESİNİN BİRİNCİ MUHATABI OLAN-ANNE VE BABALAR OLMAK ÜZERE, SIRASIYLA,ÖĞRETMEN-AKADEMİSYEN-DİN ADAMI,STK,GÖRSEL VE YAZILI MEDYA ÇANAKKALE GÖSTERİLEN TOPYEKUN HAREKET ŞEKLİYLE AİLE MÜESSESESİNİ LAYIK OLDUĞU TAHTA OTURTMALIDIR.

                                                                           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                   SORUMLULUĞUN SINIRI

“YAŞADIĞINIZ DÖNEMİN TÜM SORUNLARINA ORTAKSINIZ”

Devlet, halkı ve tüm kurumlarıyla bir bütündür. Maddi ve manevi değerlerle bir bütün halinde olan devlet, her alanda tüm kurumlarıyla milletine hizmet eder, sorunlara çözümler sunar, üretim ve icraatlar yapar. Ancak bu hizmet, üretim, sorunlara çözümler getirilmesi ve icraatların yapılması sürecinde, millette topyekûn görevlidir. Yaşadığımız çağda millet hizmete, üretime, icraata ve çözüme ne kadar ortak ise, devlette her alanda o nispette muasır medeniyete ulaşır. Fikirlerimiz, eylemlerimiz, malımız, maneviyatımız, ailemiz ve canımız ile devletimizin her alandaki tüm adımlarına ortağız. Yaşadığımız çağın tüm olumlu ve olumsuz durumlarından sorumluyuz. Bu konularda üzerimize düşen görevi topyekûn büyük bir samimiyet ve bilinçle yerine getirmeliyiz. AKSİ HALDE ŞİKAYET ETMEYE, ELEŞTİRMEYE HAKKIMIZ OLMAZ. KISACASI HİZMET, İCRAAT, ÜRETİM VE ÇÖZÜM İSTEME KONUSUNDAKİ SAMİMİYETİMİZİ, BU KONULARDA GÖREV ALIP ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAMIZ İLE BELLİ OLUR. HER DÖNEMDE YAŞANAN ZORLUKLARDA, SAVAŞLARDA, BUNALIMLARDA, ZULÜMLERDE, HER TÜRLÜ HAYASIZLIK, FENALIK VE HADDİ AŞMA DA O DÖNEMİN TÜM İNSANLARI SORUMLUDUR. BU SORUMLULUĞUN HESABI AHİRETTE DE HEPİMİZE SORULACAKTIR. BU OLUMSUZ TABLOYU SONLANDIRIP, EVRENSEL VE MANEVİ DEĞERLERİN HER ALANDA HAKİM OLDUĞU MUTLU BİR İNSANLIK İÇİN MÜCADELE VE HİZMET EDEN, ÇÖZÜMLER SUNAN, ÜRETEN, İCRAATLAR YAPANLAR, BU SORUMLULUK KARŞISINDA ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPMIŞ OLURLAR.  KISACASI YAŞANAN SÜREÇTE ÜSTÜMÜZE DÜŞEN GÖREVİ YAPMADIĞIMIZ TAKDİRDE ÇIKAN OLUMSUZLUKLARDAN SORUMLU OLURUZ. BU NEDENLE,DEVLETİMİZDE YAŞANANLARA ORTAK OLDUĞUMUZ BİLİNCİYLE, BİZİ YÖNETEN LİDERLERİMİZE HİZMET, İCRAAT, ÜRETİM, ÇÖZÜM VB. HUSUSLARDA HER ALANDA DESTEK VERMELİYİZ.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MESLEKİ KIRILMALAR

İnsanoğlu, hayat serüveninde zamanı gelince vatanı, bayrağı, dini, ezanı, namusu, milleti ve devletinin bekası; devletinin her alanda muasır medeniyet olması yolunda bir meslek sahibi olarak sorumluluk alır. Mesleki hayatında çeşitli zamanlarda “KIRILMALAR” yaşar. Bu kırılmalar onu ya yükselişe taşır ya durgunluğa ya da alçalışa götürür. Milli ve manevi değerleri uğruna yılmadan geceli gündüzlü çalışmayı bir dava haline getirerek devam ettiği mesleki hayatında karşılaştığı engeller onu bir alçalışa sürüklediği sırada destek gelirse  tekrar yükselişe geçer. Mesleki hayata şevk ve istekle başlayan insanoğluna, destek vermesi gereken eller tarafından engeller çıkarıldıkça alçalışa gidilir. Her engel bir “KIRILMA” yaşatır. Bu kırılmalarla alçalış artar. Bu durumu yaşayanlar arttıkça mesleğe atılacaklar ve yeni atılanlar  “DAVA ADAMI” olmaktan kaçınır. Bunun sonucunda sadece kendisinin ve ailesinin yeme, içme, giyinme vs. bedeni ihtiyaçları gideren ve dünyanın keyfine aldanmış “SIRADANLAŞMIŞ”  ve “MATEYALİST” bir çalışan modeli inşa edilir. İnsanlar, normal ve mesleki hayatını bu modele göre şekillendirir. BU KIRILMALARIN EN BÜYÜK ZARARLARDAN BİRİ DE “FEDAKARLIK” DUYGUSUNU KATLETMESİDİR. İNSANOĞLU HER ENGELLE GELEN KIRILMA DA FEDAKARLIK DUYGUSUNU YİTİRMEYE BAŞLAR. FEDAKARLIK DUYGUSUNU YİTİRDİKÇE,KENDİSİNE İNANIP ÇALIŞMASINI BEKLEYEN,ÜSTLERİNE İNANCI YIKILIR. ÜSTLERİNİN YAPTIKLARINA VE YAPACAKLARINA İNANMADIKLARI İÇİN SIRADAN BİR MESLEKİ HAYATI SÜRDÜRÜRLER. BUNDAN DOLAYI ÜSTLERİNİN EMEKLERİ VE ÇIRPINIŞLARI HAVADA KALIR. BU KOMUTANINA İNANMAYAN ORDUNUN BULUNDUĞU YERDE OTURARAK MÜCADELE ETMEYE ÇALIŞMASINA BENZER. DOLAYISIYLA DÜŞMANLARDA BU  DURUMU FIRSAT BİLİP,ETRAFINI SARARAK SIRADANLAŞMIŞ ÇALIŞANLARI HER YÖNÜYLE KENDİ KONTROLÜ ALTINA ALIR.  BİZE DÜŞEN GÖREV; HER ŞARTTA BİRBİRİMİZİ SAVUNMAK, KORUMA, YARDIM ETMEK, FEDAKARLIK ETMEK VE “HEPİMİZ” ZİHNİYETİYLE HAREKET ETMEKTİR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERÇEK BEKA NEDİR?

Bir lider için en önemli olan;

  • Her alanda en güçlü, mükemmel ve iyi olmak,
  • En iyi şekilde yönetmek,
  • Her alanda tüm dünya da şan ve şöhret sahibi olmak,
  • Övgü ve öğünmekle yetinmek,
  • Yaşanan gelişmelerin her gün reklamını yapmak,
  • Her gün toplantı ve konuşma yapmak,
  • Her yerde ismi anılmak,
  • Vazgeçilmez olmak

değildir. EĞER BUNLAR BİR DEVLETTE EN ÜST SIRADA YER ALIYORSA, TUZAĞA DÜŞMEK ÜZERESİNİZ VEYA TUZAĞA DÜŞMÜŞSÜNÜZ, DEMEKTİR. BU TUZAK;KİŞİLERİN, BİR GRUP VEYA TOPLULUĞUN NEFSANİ VE ŞEYTANİ DUYGULARININ, İSLAM DÜŞMANI DEVLETLERİN TUZAĞIDIR. ÇÜNKÜ İSLAM DÜŞMANLARI BİR ÜLKEYİ ÖNCE HER ALANDA GÜÇLÜ OLMASINI VE HER ALANDA ŞARTLARIN İYİLEŞMESİNİ KONTROLLÜ OLARAK BEKLER. HER ALANDA ZİRVEYE ULAŞILDIĞINDA HAREKETE GEÇEREK HER ALANDA ULAŞILAN GÜCÜ ELE GEÇİRİRLER. SADECE BUNUNLA KALMAZ, BU GÜCÜ GERÇEK SAHİBİNE KARŞI KULLANARAK ZULMEDER. YANİ BİR MİLLETİ YİNE O MİLLETİN SİLAHIYLA VURURLAR. BU AÇIKLAMA DOĞRULTUSUNDA GERÇEK BEKA, HER ALANDA ULAŞILAN ZİRVEYİ KORUYARAK KALICI HALE GETİRMEKTİR.MİLLET OLARAK HER ALANDA ZOR GÜNLERİ YAŞARKEN, YAN GELİP YATAN VE BİZİ KONTROLLÜ TAKİP ALTINDA TUTAN VEYA TUTMAYA ÇALIŞAN İSLAM DÜŞMANLARI,HER ALANDA ŞAHLANDIĞIMIZDA GÜCÜMÜZE HER ZAMAN GÖZ DİKEREK DARBE, BASKI, İŞGAL VE DEVLET KADROLARINA SIZARAK ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞMIŞTIR. MİLLET OLARAK BU VE BENZERİ BADİRE BEDEL ÖDEYEREK ATLATTIK. AMA ATLATMIŞ OLMAMIZ, BU TEHLİKELERİN BİTTİĞİ  ANLAMINA GELMEYECEĞİ AÇIK

VE NETTİR. O NEDENLE HER ALANDA ELDE ETTİĞİMİZ ZİRVEYİ;DEVLETİMİZİN ULUSLARARASI VE ULUSAL ÇIKARI,MEVCUT GÜNDEM GÖZ ÖNÜNDE TUTARAK DEVAMLI GÜNCELLEMEK VE TÜM TEDBİRLERİ ALMAK SURETİYLE KONTROLLÜ BİR ŞEKİLDE KALICI HALE GETİRMELİYİZ.

 

 

“YORULMAK” ÇALIŞMAK MIDIR?

 

İnsanoğlu yaşam sürecinde kendisine belirlediği hedefler doğrusunda ilerler. Bu hedefleri sadece dünyevi olduğu gibi, hem dünyevi hem uhrevi olabilir. Makam, mevki, ev, para, otomobil vb. lüks ve konforlu hayatın geçici tatları hedef olarak belirleyerek sadece dünyevi bir yaşam sürebilir. Bununla beraber Allah, vatan, bayrak, devlet, din, ezan ve namus gibi milli ve manevi değerlerin sevdasıyla da yaşam sürebilir.

İnsanoğlunun çalışma hayatında hedefleri doğrultusunda yoğun ve tempolu bir yaşantı oluşabilir. Bir süre sonra bu yoğun ve tempolu yaşantının içinde “ÖZÜNÜ KAYBEDEREK” kendinden geçebilir. Bu nedenle de hedeflerinin dışına çıkarak “ÇOK ÇALIŞIYOR, YORULUYOR, OLMAZSA OLMAZ” ortamı oluşabilir. Bunun sonucunda da bu niyetle çalışmalarını sürdürebilir. TÜM BUNLAR BİR LİDER İÇİN BÜYÜK BİR TUZAKTIR. BU TUZAK, HIZLA ERİYEN BİR BUZ DAĞININ ÜSTÜNDEKİ TAHTA ÖVGÜLER YAĞDIRA YAĞDIRA BİR LİDERİ OTURTMAK GİBİDİR. BİR LİDERE DÜŞEN, DAİMA UYANIK OLUP,NİYETİNİ DEVAMLI KONTROL ALTINDA TUTARAK,KENDİSİNİ YÜCE ALLAH’A KİLİTLEMEKTİR. YÜCE ALLAH’A KİLİTLENMİŞ BİR İŞ HAYATI, BUNA GÖRE ŞEKİLLENİR. ASLA BU YÖRÜNGEDEN ÇIKAMAZ. BU NEDENLE MÜ’MİN LİDER, KENDİSİNİ ASLA MAKAMINA, MEVKİSİNE, YETKİSİNE, ÖVGÜLERE KİLİTLEMEMELİDİR. LİDER İÇİN HAYATTA TEK GERÇEK YÜCE ALLAH OLMALIDIR.

 

 

EĞİTİM VE SİYASET

 

Bir ülke de işlerin hepsi, siyasi görüşe göre yapılırsa, halk her alanda bir bunalım bir deprem yaşar. Fakat işler, milleti birleştiren değerlere göre yapılırsa,birlik ve beraberlik sağlanır. Siyasi görüşe göre hareket edilmemesi gereken en önemli alanlardan biri EĞİTİMDİR.  Eğitim siyasi görüşe göre yapılırsa, adı ilmi siyaset diye konulan fakat kirli niyeti emellerle ve entrikalarla dolu iki yüzlü bir dünya karşımıza çıkar. Yabancı ülkelerin bize dayattığı bu siyaset anlayışı, bir ülkedeki işleri kaosla çözmeye dayalıdır. Bu sistemin çözüm şekilleri darbe, kriz, isyan, grev, protesto, borçlandırma, askıya, tüketime dayalı ekonomi, tüketim, işgal vs.’dir. Siyasi hayat ve yönetim; gelişmiş,durmadan üreten ve ilerleyen, hakikate dayalı, samimi ve doğru niyetli, gerçekçi, milli ve manevi değerlere dayalı olarak işlerse “İLİMLİ BİR SİYASET VE YÖNETİM” ortaya çıkar. İLİMLİ SİYASET, YÖNETİM SİSTEMİNİ HZ.PEYGAMBER’İN(S.A.V.) AHLAKINA GÖRE ŞEKİLLENDİRİR. BİR BAKIMA İLİMLİ SİYASET; KUR’AN-I KERİM, SÜNNETİ SENİYYE VE HER İKİSİNE DAYALI YAŞAM ŞARTLARINA GÖRE GELİŞİR. KENDİ ÖZÜNE GÖRE ŞEKİLLENEN SİYASET VE YÖNETİM, ÜLKEYİ HER ALANDA ZİRVEYE ULAŞTIRARAK, MİLLETİNE MUASIR MEDENİYETİ HEDİYE EDER. FAKAT BU NOKTAYA GELMEK İÇİN SİYASETİN VE MEVCUT YÖNETİMİN KIRILMA NOKTALARI BELİRLEMESİ GEREKİR. BU KIRILMA NOKTALARI GERÇEĞE TERS OLAN EN RADİKAL KESİŞMELERDİR. İYİ İLE KÖTÜNÜN KÖŞEYE SIKIŞTIĞI SOKAKTIR. İYİNİN –HAKKINI VERDİĞİNDE-KAZANACAĞI ZİRVEDİR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HAKSIZLIK İLE ADALETİ SAĞLAMA HATASI

İnsanoğluna “HAKSIZLIĞA UĞRAMAK İSTER MİSİNİZ” sorusuna vereceği cevap “KESİNLİKLE HAYIR!”dır. Hiçbirimiz haksızlığa uğramak istemeyiz. Ters çevirdiğimizde, bir haksızlığa uğradığımızda adaletin tecelli etmesini candan isteriz. Ancak adaleti ararken kendimizi kaybederek nefsimize uyup, sınırları aşabiliriz. Yani  adaleti sağlamak isterken karşımızdaki kişilere haksızlık yapabilir, hatta suçsuz olan masumlara zarar verebiliriz.  Siyasetin yoğun yaşandığı ve hayatın her alanına kök saldığı ülkelerde bu adaletsizliklern bir örneği ve en yaygın olanı, SİYASİ GÖRÜŞE GÖRE ADALET SİSTEMİNİN KURULMASIDIR. YANİ ADALETİN, MEVCUT YÖNETİMİN SİYASİ GÖRÜŞÜ DOĞRULTUSUNDA GERÇEKLEŞMESİDİR. Böyle durumun sona ermesinin yollarından biri de “GEÇMİŞTE YAŞATILAN VE YAŞANILAN ADALETSİZLİKLER DOLAYISIYLA BUNLARA SEBEP OLANLARA HAKSIZLIK YAPMAMAKTIR. YANİ HAKSIZLIĞI YAPANLARA SADECE ADALETİN TECELLİ ETMESİDİR. DURUM BÖYLE OLUNCA DA ADALETİN KAPSAMININ ÇOK AÇIK VE NET BELİRLENMESİ, BUNUN BİR TAHAHÜTNNEAME HALİNE GETİRİLİP HALKIN BUNUNLA SORUMLU HALE GETİRİLMESİ GEREKİR. YANİ KANUNLARIN HANGİ SUÇU NİÇİN, NASIL, NE ZAMAN, NE KADAR  VE NEREDE CEZALANDIRACAĞI AÇIK VE NET BİR HALE GETİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR. DAHA SONRA KANUNLAR BİR BÜTÜN HALİNE GETİRİLİP;

  • BİREYLER, BELLİ BİR YAŞA GELDİĞİNDE OKUTULUP İMZALATILARAK SORUMLU OLDUĞU KANUNLARDAN HABERDAR EDİLMEK SURETİYLE BİLİNÇLENDİRİLMELİ ,
  • ANNE-BABALARA ÇOCUKLARINDAN HER YÖNÜYLE SORUMLU OLDUĞUNA DAİR DETAYLI, AÇIK VE NET BİR SÖZLEŞME İMZALANMALI(ASOB), BUNA AYKIRI DURUMLARDA CEZAİ MÜEYYİDE UYGULANMALI,
  • BU KONUDA STK’LAR, YAZILI VE GÖRSEL MEDYA TARAFINDAN BİLİNÇLENDİRİCİ ÇALIŞMALAR YAPILMALI,
  • ADALETİN SAĞLANMASI KONUSUNDA BİLİNÇLENDİRME ÇALIŞMALARINDA BİLİM ADAMLARINI, EĞİTİMCİLERİ VE DİN ADAMLARI DA YER ALMALI,
  • ADALETİ TECELLİSİNİN VE BU TECELLİYE RIZA GÖSTERMENİN VATANİ BİR GÖREV OLDUĞU BİLİNCİ AŞILANMALI,
  • SUÇLUYA DEĞİL, SUÇA DÜŞMAN OLUNUP, TÜM SUÇLARI ORTADAN KALDIRAN HZ.PEYGAMBERİN AHLAKINI HER ALANDA HAKİM KILMAK İÇİN ÇALIŞILMALI,
  • VATANI, BAYRAĞI, DİNİ, EZANI, NAMUSU, DEVLETİ, MİLLETİ VE YÖNETİMDE HER ALANI AYRIŞTIRAN, BÖLEN, DAĞITAN, YIKAN GEÇMİŞTEKİ HESAPLAR,KİN,NEFRET VE İNTİKAM DUYGULARI TAMAMEN BİR TARAFA BIRAKILARAK; HER ALANDA VATAN, BAYRAK, DİN, EZAN, NAMUS SEVDASIYLA BİRLİK VE BERABERLİK SAĞLANMALI VE SADECE ADALETİN TECELLİ ETMESİ İÇİN GAYRET GÖSTERİLMELİ,(BU SÜRECE DE STK’LAR, EĞİTİMCİ’LER, BİLİM VE DİN ADAMLARI DAHİL EDİLMELİ)
  • STK’LAR, HER ALANDA SİVİL OLUŞUMLAR,GÜVENLİK GÜÇLERİ, MİT, EĞİTİMCİLER,BİLİM VE DİN ADAMLARI BU KONULARDA GARANTÖR OLMALI,
  • GÜVENLİK GÜÇLERİ VE MİT, KANUNLARI,İŞİN İÇİNE SİYASETİ KARIŞTIRMADAN,UYGULAMALIDIR.

 

 

 

 

 

GÖREVDE MÜKEMMELLİYET VE HAİNLERİN LİDERLİĞİ

İnsanoğlu; aklen, kalben ve ruhen birikim ve deneyim kazandığında, bunu çalışarak kullanmak ister. Kendi alanında da en iyisi ve en mükemmeli olmak ister. Tabi bunun üzerine ödül bekler. Bu ödül kimisi için makam, mevki, ünlü olmak, alkışlanmak, kimisi için de Allah rızasıdır. Bunu da en başta kalpte tutulan niyet belirler. Bir mü’min; Allah, vatan, bayrak, din, ezan ve namus sevdasını bir şehit ruhuyla yaşarak, bu doğrultuda çalışır. Mü’min, oyun oynamaz, hakikati yaşar. Bu nokta da çok önemli bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir. Bu ayrıntı; siz görevinizi yerine getirirken düşmanlarınızın bulunduğu konumdur. Çünkü düşmanlarınız,çalışmalarınızı kendi konumuna kilitleyerek,kendi kısa-orta-uzun vadedeki hedeflerine hizmet edecek hale getirebilir. Yani , siz “Görevimi en iyi ve en mükemmel olarak yerine getiriyorum.” havasındayken bir taraftan da düşmanlarınızı her alanda güçlendiriyor olabilirsiniz. Kısacası kapıldığınız hizmet etme sarhoşluğu, kendi kendinize ve hizmetlerine tapmaya dönüşebilir. Siz böyle bir sarhoşluğu yaşarken, düşmanlarınız bir taraftan hizmetlerinizi yutacakları zamanı bekler diğer taraftan da hizmetlerinizi kendi hedeflerine kilitlerler. Bunu kısa ve öz bir örnekle anlatabiliriz. Siz, hırsızlık, yolsuzluk, vurgun vs. ile boşaltılmış bir bankayı doldurmuş olabilirsiniz. Ama bankayı boşaltan aynı hırsız ve vurguncular, sizin kasayı boşaltmak üzere doldurulacağı günü bekler. Hatta dolacağı noktaya kadar dolaylı veya doğrudan destek verir. Fakat gün gelir tekrar kasayı yutar. Düşman size “vazgeçilmez, olmazsa olmaz,dünya lideri” diyerek gaflet ve kibir tuzağına düşürür. BİR ANDA TERTEMİZ AKLINIZ, KALBİNİZ, RUHUNUZ VE BEDENİNİZ DÜŞMANLARINIZIN ESİRİ OLUR. BÖYLE ACI BİR TABLONUN FATURASI-ALLAH MUHAFAZA- MİLLETE VE ÜMMETE ÇIKAR. O NEDENLE ANNE VE BABAMIZDAN ÇIKAN,ONLARIN VE BİZİM HAYALİNİ DÜŞÜNMEKTEN TİKSİNDİĞİMİZ,BİR MENİ VE HİÇ OLDUĞUMUZU,GÜNAH YÜKÜYLE YÜRÜDÜĞÜMÜZÜ UNUTMAMALI VE KULLUK BİLİNCİYLE YAŞAYIP ÇALIŞMALIYIZ.

 

ASLAN YEDİĞİ SOĞUĞU UNUTMAZ

 

Düşmanların insanları yönetme sanatları vardır. Yalnız bu sanat kimi zaman sapıklık ötesine de varabilir. Öncelikle sizdenmiş gibi görünerek başladıkları sapıklık yolculukları, milli ve manevi değerleri zayıflatıp avuçlarının içine alana kadar devam eder. Bu da yetmez, milli ve manevi değerlerin yapısını bozarak benimsetme girişiminde de bulunurlar. Bu sarı ve mavi rengi benimseyen bir kişinin, iki rengi karıştırıp yeşil olarak yutturması gibidir. Renk aynıdır ama içerik değişmiştir. Yani milli ve manevi değerlerin yapısıyla oynayarak-yaşayış şeklini değiştirerek-Allah’ın istemediği bir manevi yaşamı yuttururlar. Tartışılmaz şeyleri, tartışmaya açarlar. Farz ve sünnetleri ortadan kaldırmak veya uygulanış şeklini değiştirmeye çalışırlar. Örtüyü modaya dönüştürürler. Sapıklıkları savunulan bir dava olarak benimsetirler. ÖZGÜRLÜK ve MODERNLİK adı altında tüm hayasızlık, fenalık ve haddi aşmaları, bilim ve teknolojinin içine de katarak mü’minlerin hayatına aşılar. Kısacası yavaş yavaş gaflet aşısıyla uyuturlar. Biz gafletteyken, milli ve manevi değerlerin en saf halini ortadan kaldırırlar. Uyandığımızda düşmanlarımıza her alanda hizmet eden köle olduğumuzu görürüz.  KISACASI YAKLAŞIK 100-150 YILDIR SOĞUKLAR YİYORUZ. PADİŞAHLAR, ALİMLER, EVLİYALAR, BAŞBAKANLAR, CUMHURBAŞKANLARI, BİLİM ADAMLARI HEDEF ALINIYOR; MİLLET DARBELERLE, İŞGALLE, ZULÜMLE KORKUTULMAYA ÇALIŞILIYOR VE DEVLETİMİZ HER ALANDA İÇERDEN VE DIŞARIDAN HEDEF OLUYOR. BİR ASLAN OLARAK BU SOĞUKLARI UNUTMAMALIYIZ. BU NOKTA DA MİLLET OLARAK, DEVLETİMİZE VE SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZA DESTEK OLARAK;

  • DEVLETİMİZE, VATANIMIZA, BAYRAĞIMIZA, DİNİMİZE, EZANIMIZA VE NAMUSUMUZA YAPILAN SALDIRILARI UNUTMAMALI,
  • MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZ UĞRUNDA HER ALANDA GECELİ-GÜNDÜZLÜ ÇALIŞMALI,
  • HAİNLER KARŞISINDA BİRLİK VE BERABERLİK İÇERSİNDE YAŞAMALI,
  • DEVLETİMİZE, VATANIMIZA, BAYRAĞIMIZA, DİNİMİZE, EZANIMIZA VE NAMUSUMUZA SEVDALI, ŞEHİT RUHLU NESİLLER YETİŞTİRMELİYİZ.

 

 

GENÇLİK VE “BU NEDİR?” SORUSU

İnsanoğlunda merak etme özelliği vardır. Bu özelliği dolayısıyla her zaman soru sorar. SORU SORMA ÖZELLİĞİ İNSANOĞLUNUN EN GÜÇLÜ VE EN ZAYIF YÖNLERİNDEN BİRİDİR. Çünkü insanoğluna, faydalı veya zararlı bir şey öğretmek istiyorsanız, soru sormasını sağlamanız yeterlidir. Bunu sağlamanın en kolay yolu, insanoğlunun daha fazla duyu organını uyarmak ve nefsini tatmin edici bir şeyler sunmaktır. Merak seviyesi en üst düzeyde  olan çocuklarımızın ve gençliğimizin bu konularda korumaya alınması ve kontrol altında tutulması gerekir. BU NOKTA DA ÇOCUKLARIMIZA VE GENÇLİĞİMİZE;

  • MERAK VE SORU SORMA ÖZELLİKLERİNİ KULLANMA KONUSUNDA REHBERLİK EDİLMESİ,
  • HER ALANDA TÜM DUYU ORGANLARINA HEM DÜNYEVİ HEM DE UHREVİ İLİMLERLEHİTAP EDEREK, DOYURUCU HİZMETLER SUNMAMIZ,
  • NEFSANİ DUYGULARINI MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER DOĞRULTUSUNDA ŞEKİLLENDİRECEK EĞİTİM-ÖĞRETİM FAALİYETLERİ GERÇEKLEŞTİRMEMİZ,
  • HER ALANDA HAYASIZLIK, FENALIK VE HADDİ AŞMAYA GÖTÜREN TÜM UYARICILARDAN KORUYUCU BİR SİSTEM KURMAMIZ,
  • HEM OLUMLU HEM OLUMSUZ DURUMLARDA HAREKETE GEÇEN, OTOMATİKLEŞMİŞ BİR SAVUNMA VE TAARRUZ ÖZELLİĞİ KAZANDIRMAMIZ GEREKMEKTEDİR.

 

LİDERİN VE HALKIN KUSURLARI

İnsanoğlu, hem iyiye hem de kötüye meyilli bir nefse sahiptir. Nefis isimli bu yapı, durmadan doyurulmayı ister. Bu durum herkesin yapısında aynı şekilde görülür. Durmadan doyurulmayı isteyen, biri bitmeden başkasını isteyen nefis isimli canavar,Yüce Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda, milli ve manevi değerlerle şekil almak durumundadır. Devamlı doyurulmayı isteyen nefis isimli canavar, durdurulmadığı takdirde her alanda sapıklık yapmaya yönelir. Hayasızlık, fenalık ve haddi aşma eylemlerine başvurduğu gibi, kötülük yapmakta son noktaya ulaşır. İnsanlığa zarar vermeyi bir görev olarak görür. Artık her alanda her şekilde zulmeden bir robot gibi olur.

 

İnsanoğlu, bu dünya da bir sınavdadır. İyiye ve kötüye meyilli nefsini doğru olan yola yönlendirirse hedefine ulaşır. Ancak insanoğlu, kusurlu yaratılmıştır, acizdir, hem maddi ve hem manevi anlamda muhtaçtır ve bu yönüyle de isteyerek veya istemeden kusur gösteren/günah işleyen bir yönü vardır. Kusursuzluk,Yüce Allah’a mahsustur. İnsanoğluna düşen görev günah sonrası-aynı hataya bir daha düşmemek üzere-Allah’ın istediği şekilde tövbe etmektir. İnsanoğlunun mükemmel ve eksiksiz bir hayat yaşaması mümkün değildir. Mükemmellik ve eksiklik iddiasında bulunamaz. Tam tersine kusurlu, eksik, aciz, muhtaç olduğunun bilinciyle kulluğunu yerine getirmelidir. Aciz, muhtaç ve bir pıhtıdan başka bir şey olmayan insanoğlunun Yüce Allah’ın karşısında devamlı tövbekar olmalıdır. Bu durum Yüce Allah’ın kibriyasının da gereğidir.

Dünyada liderler ve diğer tüm amir konumundaki kişiler, bir anne karnındaki bir pıhtı ve hiç olduklarını unutmamalıdır. Yani liderlik hiç kimseyi kusursuz, mükemmel, ihtiyaçsız yapmaz. Liderler ve amir konumundaki kişilerde Allah’ın karşısında madden ve manen muhtaç, aciz, kusurlu/günahkar ve devamlı tövbeye ihtiyacı olan yaratılandır. Liderler, her alanda bu duruma göre  yönetim sistemi, yol, yöntem ve teknikleri belirlemelidir. Aksi halde ülke de fitne, fesat, adaletsizlik, yolsuzluk, hırsızlık vb. gibi düzeni ve sistemi her alanda dinamitleyen olumsuz unsurlar yeşerir. BU KONUDA ÇÖZÜM TÜM KANUN VE YÖNETMELİKLERİ; KUR-AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULARAK,HER KESİME BU KONU DA BİLİNÇLENDİRMELER YAPILARAK UYGULAMAKTIR. KUR-AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE MUTLU VE ADİL BİR HAYATIN ANAHTARLARIDIR.

 

KİMDEN KORKUYORUZ!!!

İnsanoğlu, aciz bir yaratılan olduğu için kendisinden güçlü olan ve zarar verici olan uyaranların olumsuz tepkilerinden çekinir. Ancak insanoğlu korkuyu yanlış tanımlar ve bu nedenle de çok büyük yanlışlara düşer. Büyük-küçük tuzaklarla karşılaşır ve kolaylıkla bunlara düşer. En ufak bir rüzgarda savrulur gider.

PEKİ KORKU NEDİR?

Korku, bir insanoğlunun her şeyden üstün tuttuğu, vazgeçilmezi, yaratıcı, düzen koyucu,tek ve sonsuz olan güce TESLİM OLMAKTIR. KISACASI KORKU, YÜCE ALLAH’A TESLİM OLMAKTIR. YÜCE ALLAH KENDİSİNE TESLİM OLMANIN YOL, YÖNTEM VE TEKNİKLERİNİ PEYGAMBERLERİ VE KİTAPLARI ARACILIĞIYLA DA BİLDİRMİŞTİR.

 

PEKİ İNSANOĞLUNU HAKİKATTEN UZAKLAŞTIRAN VE BAŞKA ŞEYLERDEN KORKMAYA GÖTÜREN NEDİR?

İnsanoğlu’nun, hem iyiye hem kötüye meyilli bir yaratılışı vardır. Eğer, kendisini yaratan YÜCE ALLAH’ın emir ve yasaklarına uyarsa, iyiye meyil etme özelliğini kullanmış olur. Ama, nefsinin ve onu kötülüğe çağıran şeytana uyarsa kötülüğe meyil etme özelliğini kullanmış olur. İnsanoğlu iyiye meylettiğinde Yüce Allah, ona iman, takva, ihlas, ihsan, itikad, istikamet, faydalı ilim verir. Böylece manevi değerlerle eşrefi mahlukat olarak aydınlık hayata kavuşur.Ancak kötüye meylettiği zaman insaniyet çizgisinin dışına çıkarak hayasızlık ve fenalık peşinden koşmaya başlar. insanlıkdışı şeyleri kendisine bir hedef olarak görerek karanlık bir hayata gömülür. İnsanoğlunu bu karanlık dünyaya götüren ZAAFİYETLERİ DE VARDIR. MAKAM VE MEVKİ SEVDASI, KİBİR, ÖVÜLME DUYGUSU, LÜKS HAYAT YAŞAMA İSTEĞİ, RAHATLIK, KEYFİNE DÜŞKÜNLÜK, NEFSİNİ DEVAMLI TATMİN ETME GİBİ YIKICI ÖZELLİKLER İNSANOĞLUNU KARANLIĞA GÖMER. ÇÜNKÜ İNSANOĞLU SIRF BUNLARA KAVUŞMAK İÇİN HEM CİNSLERİNE TESLİM OLARAK TAPMAYA BAŞLAR. DOLAYISIYLA İNSANOĞLU YİNE İNSANOĞLUNUN EMRİNE GİREREK, ONU MEMNUN ETME, ALKIŞLAMA VE ONA TESLİM OLMAYA YÖNELEREK KORKMAYA BAŞLAR. KISACASI İNSANOĞLU YİNE KENDİSİ GİBİ BİR ACİZ  YARATIK OLAN İNSANDAN KORKARAK ACZİYETİN EN SON NOKTASINI YAŞAR. BUNUN SONUCU OLARAK HAKİKATLERDEN UZAKLAŞARAK, HER ALANDA FİRAVUN VE CAHİLİYE DÖNEMİNİN BAŞKA BİR VERSİYONU OLAN BİR DÜZEN KURULUR. BU DÜZEN DE YIKMA, YAKMA, ZULM, ADALETSİZLİK, YOLSUZLUK, HIRSIZLIK, BASKI, YALAN, YALAKALIK, ALKIŞ, HAYASIZLIK VE FENALIK VB. HARAMLARLA AYAKTA DURUR. 

 

BİR LİDER, ALLAH’IN EMİR VE YASAKLARI DOĞRULTUSUNDAKİ DEĞERLENDİRMELERE AÇIK OLMALIDIR. ELEŞTİRİLMEKTEN KAÇMAMALIDIR. NEFSİNİN DEĞİL, ALLAH’IN MEMNUN EDİLMESİNİ VE O’NUN RIZASININ KAZANILMASINI GAYE EDİNMELİDİR. NEFSİNİN KEYFİNİ KAÇIRACAK DEĞERLENDİRMELERDEN KAÇMAK YERİNE BUNLARA KIYMET VERMELİDİR. ALLAH’A TESLİM OLARAK YAPICI ELEŞTİRİLERE VE DEĞERLENDİRİLMEYE HAYATINDA YER AÇIP BUNLARA ÖNEM VERMELİDİR. EKİBİNİ VE MİLLETİNİ; KENDİ MAKAMINI MEMNUN ETMEYE VE RIZASINI KAZANMAYA YÖNELİK ÇALIŞMAK ZORUNDA BIRAKMAMALIDIR. MEMNUN EDİLECEK, RIZASI KAZANILACAK, ŞÜKREDİLECEK VE ÖVGÜYE MAHSUS TEK GÜÇ-LİDERLER DEĞİL- YÜCE ALLAH’TIR.

 

 

 

EĞİTİM SEVGİSİ VE OKUMA DEVRİMİ

İnsanoğlunun nefsi, keyfi davranmayı çok sever. Devamlı isteklerinin doyurulmasını ister. Bu keyfiyetine ve isteklerine sınırlama getiren, onu şekillendirecek bir kalıba koymaya çalışan faaliyetlerden kaçar. Bu türden faaliyet, uygulama veya hizmetlere düşman olur. Bu nedenle eğitim, insanoğlunun nefsinin hiçbir zaman dost gördüğü bir komşu olmamıştır. Bir çiftçi çalışıp emek vererek, alınteri dökerek, uykusuz kalarak; başı, kolu, ayağı ağrıyarak çalışır. Bu  sıkıntıları çekerek bir bağ, bahçe, bostan, tarla eker. Daha sonra bir ürün alır. İşte insanoğlunun nefsi, alınteri dökmeyi, uykusuz kalmayı, sıkıntılarla karşılaşmayı; başının, kolunun ve ayağının ağrımasını istemez. Kısacası yan gelip yatarak yaşamak ister.

DEVLETLERİN EN SIKINTILI DÖNEMLERİNDE HER ALANDA GÖRÜLEN SIKINTILARIN TEMEL NEDENİ OLARAK,EN ÇOK EĞİTİM ALANI SORGULANIR. .ÇÜNKÜ HER ALANDA NİTELİKLİ İNSAN GÜCÜNÜ YETİŞTİREN SEKTÖR, EĞİTİM SEKTÖRÜDÜR. BU SEKTÖRÜN ALICI VE VERİCİLERİ VARDIR. VERİCİSİ EĞİTİMCİLER, ALICISI HALKTIR. EĞİTİMCİLER, BİR ÇİFTÇİ GİBİ EKER, BİÇER VE ÜRÜN ALIR. TÜM EĞİTİMCİLER, KENDİ ALANLARINDA BELİRLENEN YOL, YÖNTEM VE TEKNİKLERLE SİSTEMİN GİRDİSİ OLAN İNSANA ŞEKİL VEREREK BİR KALIBA OTURTUR. BU KALIP DEVLETİN MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ DOĞRULTUSUNDA BELİRLENMİŞTİR. EĞİTİMCİLER BU KALIP İLE ÖĞRENCİYİ DONANIM HALE GETİRİR. BU DONANIM DEVLETİN HER ALANINA POZİTİF OLARAK YANSIYARAK, TÜM SORUNLARINA ÇÖZÜM GETİRİR.

 

PEKİ ÇÖZÜMÜN EĞİTİM OLDUĞUNU BİLEMEMİZE RAĞMEN NEDEN BU KONUDA BAŞARIYA ULAŞAMIYORUZ?

EĞİTİM, İNSANOĞLUNUN NEFSİNİ BİR KALIBA KOYUP ŞEKİL VERMEK SURETİYLE DEĞERLERLE DONATARAK HER ALANDA DONANIMLI HALE GETİRİR. ÖZGÜRLÜĞÜN TANIMINI YANLIŞ YAPAN  İNSANOĞLU, HAYATININ KISITLADIĞI DÜŞÜNCESİYLE EĞİTİMİ SEVMEZ. BİR İŞİ SEVMİYOR VE BENİMSEMİYORSANIZ, ONU BAŞARMANIZ DA MÜMKÜN DEĞİLDİR. O NEDENLE HALKIN TAMAMINA EĞİTİM SEVGİSİNİ AŞILAMALISINIZ. ANCAK İNSANOĞLUNA İLK ÖĞRETECEĞİNİZ SEVGİ “ALLAH” SEVGİSİDİR. ALLAH SEVGİSİ; İNSANOĞLUNUN,SAMİMİ ŞEKİLDE, ALLAH İÇİN HER ALANDA ÇALIŞMASINI VE ÜRETMESİNİ;VATANINI,BAYRAĞINI,DİNİNİ, EZANINI NAMUSUNU SEVMESİNİ, SAVUNMASINI, BU DEĞERLERİ GELECEK NESİLLERE AKTARMASINI, EĞİTİMİ ÖMÜR BOYU SÜREN YAŞAM ŞEKLİ HALİNE GETİRMESİNİ KAPSAR. ALLAH’INI SEVEN KUL, BU NİTELİKLERLE OTOMATİKMAN DONATILIR. BÖYLECE BU DURUM KENDİLİĞİNDEN GERÇEKLEŞİR.

 ALLAH SEVGİSİ, YÜCE ALLAH’IN  İLK İNEN AYETTE “OKU!” EMRİYLE EĞİTİME VERDİĞİ ÖNEMİ KAPSAR. EĞİTİM SEVGİSİNİ AŞILARKEN, ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLK AYETTEKİ EMRİNİN “OKU!” OLDUĞU BİLİNCİNİ KAZANDIRMALIYIZ.  DAHA SONRA  “OKU!” EMRİNİN KAPSAMINI FAYDALI İLİMLERLE-KONTROLLÜ BİR ŞEKİLDE-GENİŞLETEREK EĞİTİM DÜNYASINI İNSANOĞLUNA AÇMALIYIZ. İNSANOĞLUNA, EĞİTİMLE HAYATININ VE ÖZGÜRLÜK ALANININ HEM DÜNYEVİ HEM UHREVİ ANLAMDA DEĞER KAZANDIĞI BİLİNCİNİ AŞILAMALIYIZ. BU BİLİNÇLENDİRME VE AŞILAMA İŞLEMİNDEN SONRA, HER ALANDA AYDINLIK BİR DÜNYAYA GİDEN “OKUMA” KAPISINI ARALAMALIYIZ. KADEMELİ BİR OKUMA KAMPANYASI BAŞLATMALIYIZ.  OKUMAYI  “SU VE HAVA” GİBİ HAYATIN EN DOĞAL VE  VAZGEÇİLMEZİ HALİNE GETİRMELİYİZ. BU YOLCULUKTA MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER EN BÜYÜK GÜÇ KAYNAĞIDIR. EĞİTİMCİLER, BİLİM ADAMLARI, DİN ADAMLARI, YAZILI VE GÖRSEL MEDYA VE STK’LAR TOPLUMUN HER KESİMİ KENDİ ALANLARINDA “İNSANOĞLUNUN DOĞUMUNDAN ÖLÜMÜNE KADAR KENDİSİNE LAZIM OLAN BİLGİLERİ KÜÇÜK PARÇALAR HALİNDE GÜNLÜK HALKA SUNULMASINDA GÖREV ALMALIDIR. YANİ İNSANOĞLUNA GEREKLİ BİLGİLER, HAYATININ PARÇASI DURUMUNDAKİ UYARICILAR ARACILIĞIYLA PLANLI, PROGRAMLI BİR ŞEKİLDE VE PROFESYONEL ELLERİN KONTROLÜNDE, HER KESİMDEN DESTEK ALINARAK  GÜNLÜK OLARAK SUNULMALIDIR. NASIL TASAVVUFTA “HALK İÇİNDE HAKK İLE OLMA” BİR HEDEF İSE, BURADA DA “GÜNLÜK HAYAT İÇİNDE HER FIRSATTA OKUMA EYLEMİ İLE OLMA” HEDEFTİR.

 

 

 

 

DEVLET-MİLLET-OBEZİTE

Şeyh Edebali “İNSANI YAŞAT Kİ,DEVLET YAŞASIN.” diyerek insana hizmet etmenin devletin bekasını sağladığına dikkat çekmiştir. Yalnız insanı yaşatırken, asıl amaç devletin insana hazır olanı yaşatmak değildir. Burada MÜCAHİD kalıplı bir insanı yaşatmaktan bahsetmektedir. Yani insana her alanda donanım kazandırıp, bu donanımı kullanacağı imkan ve fırsat sunmaktan ve insanoğluna “MANEVİ DEĞERLERLE” anlam kazanmış bir hayatı hediye etmenin insanı yaşatmak olduğunu anlatmıştır. Bu durum yan gelip yatan, devamlı devletten yardım alarak yaşayan bir Müslüman profilini kesin dille reddeder. Kısacası “insanı yaşatmaktan” kasıt-milli ve manevi değerler doğrultusunda-her alanda donanımlı, ihtiyaçlarını karşılamak ve devletinin bekası  için geceli-gündüzlü yılmadan çalışan Müslümanca bir yaşamı insanoğluna hediye etmekten bahsedilmiştir. BÖYLE BÜYÜK BİR HEDİYE İLE İHYA OLAN İNSANOĞLU, DEVLETİNİ DE HER ALANDA İHYA EDER. Ancak insanoğluna, maddi ve manevi ihtiyaçlarını hazır sunduğunuz takdirde karşınıza hantal, tembel,obez, pasif, tüketen ve her alanda üretenlerin kölesi durumundaki bir insan ve devlet tipi ortaya çıkar. Bunun temel nedeni her şeyi karşılıksız sunarak, insanın kendisine değer verme hakkını elinden almanızdır. İnsanoğlunun nefsi; yatmayı, tembelliği ,hazır olanı ve devamlı tatmin edilmeyi ister. Siz de bu isteklerini kabul ettiğiniz takdirde karşınıza obezite olmuş bir insan ve devlet tablosu çıkar. Bize, yaşayan,yaşatan, her alanda devamlı üreten, düşünen, çalışan, alınteri döken, yeri geldiğinde acı ve sıkıntı çekmeyi görev gören,çözüm üreten, milli ve manevi değerlerine sımsıkı bağlı ve bu değerler için canını her zaman feda etmeye hazır, şehit ruhlu Müslüman gerekmektedir.

O NEDENLE İNSAN DEĞERLERİYLE YAŞATILIR VE DEĞERLERİNİ YAŞAYARAK DEVLETİNİ YAŞATIR.

 

 

 

 

OKÇULAR TEPESİ[TEDBİR)

 

İnsanoğlu kusurlu bir varlıktır. Kulluk sınavının öğrencisi olan insanoğlu, bu sınavda hatalarda yapar. Hata yapması doğaldır. Ancak hataları, tevbe adlı silgiyi suistimal edecek, hayat adlı sınav kağıdını yırtacak ve devlet adlı üniversiteyi yıkacak kadar arttığında, OKÇULAR TEPESİNİ kontrol etmeniz gerekecektir. Sistemi her alanda yaralayan suistimal ve hatalar devleti yıkılışa sürükler. Hz.Peygamber’in(S.A.V.) UHUD SAVAŞI’DA okçular tepesinde konuşlandırdığı okçuların, O’nun aldığı bu tedbiri terk etmeleriyle savaşta ağır yaralanmalar oldu ve kısa süreli bir dağılma süreci yaşandı. Bütün devletlerin tarihinde bu tür durumlar her alanda yaşanır. Ancak bu tür durumlar bazen yıkılışa neden olur ve milleti düşman ülkelere köle eder.

İlgili Haber:  Bir evde Yangın çıktı! Herşey yanarken bir tek Kura'n-ı Kerim Yanmadı..

                PEKİ NE YAPACAĞIZ?

 

Bir devletin ve milletin maddi ve manevi durumu en mükemmel nokta da olsa da; TEDBİR isimli OKÇULAR TEPESİNİ boş bırakınca adeta bir deprem ve peşinde tsunami yaşar. İşte bu tedbirin devlet yönetimindeki adı TEFTİŞ VE DENETLEMEDİR. DEVLETİNİZİN GÜÇLÜ BİR İSTİHBARAT DESTEKLİ, GÜÇLÜ BİR TEFTİŞ VE DENETLEME MEKANİZMASI YOKSA, HER ALANDA DEVAMLI DEPREMLER YAŞAR VE KENDİ ELİYLE DÜŞMANLARININ İSTEDİĞİ BİR AV OLUR. DEVLET OLARAK HER ALANDA KENDİ İÇİNDE VE TÜM ALANLARI KAPSAYAN KURUMSAL BİR YAPI OLARAK TEFTİŞ VE DENETLEME KURUMU OLUŞTURULMALIDIR. BU YAPI DOĞRUDAN CUMHURBAŞKANLIĞINA BAĞLI OLMALIDIR. HEM MODÜLER VE BÜTÜNSEL HEM DE EŞ ZAMANLI VE ANLIK ÇALIŞMALARI SÜREKLİ VE 24 SAAT AKTİF BİR MEKANİZMA OLARAK YAPMALIDIR. BÖYLECE DEVLETİN BEKASI TEHLİKELERDEN KORUNMUŞ OLUR.

 

 

DARBE,İŞGAL,SİBER SALDIRI NASIL PÜSKÜRTÜLÜR?

Bir milleti ele geçirip istediğin gibi kullanmak için öncelikle büyümesinin önünü açacaksınız. O millet büyüyüp her alanda maddi ve manevi bir birikim sağladığında postal seslerinin sokağa indireceksiniz, maddi ve manevi tüm kazanımlarını tırpanlayacaksınız. Bu tarihimizde örneği çok olan bir durumdur. BİR  DARBENİN EN AĞIRI VE BÜYÜĞÜ MANEVİ DEĞERLERE YAPILANIDIR. YANİ BİR MİLLETİN MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNİ, KAŞLA GÖZ ARASINDAN ELLERİNDEN ALARAK VEYA İÇİNİ TAHRİF EDİLMİŞ DİNLERİN VE BATIL İNANIŞLARIN İLKELERİYLE DOLDURARAK EN BÜYÜK VE AĞIR DARBEYİ YAPMIŞ OLURSUNUZ. DİKKAT EDİLİRSE, HEDEF HER ZAMAN BİREY,AİLE VE MİLLETİN AKIL, KALP VE RUH DÜNYASINI HER ALANDA HAKİMİYET ALTINA ALMAKTIR. BU TÜR YOL, YÖNTEM VE TEKNİKLER KONUSUNDA BİREY, AİLE VE MİLLET UYANARAK BİLİNÇLENİNCE BUNLARDAN VAZGEÇİP BAŞ KA YOLLARA BAŞVURACAKSINIZ. BU DEFA, BİREY, AİLE VE MİLLETİ ROBOTLAŞTIRARAK AKIL, KALP VE RUH DÜNYASINI CİPLERLE ELE GEÇİRİP İSTEDİĞİNİZİ YAPTIRACAKSINIZ. YETMEDİ, YA VİRÜS VE YA DA SALGIN HASTALIKLARLA SALDIRILARIN SONUNCUSUNU YAPARAK SÜRÜNDÜRÜP, ZAYIFLARAK ÖLDÜRECEKSİNİZ VE DÜZENİ YENİDEN KURACAKSINIZ.

BİR DE TERSİNE DARBE, TERSİNE İŞGAL,TERSİNE SİBER VE VİRÜS SALDIRI VAR.

PEKİ TERSİNE DARBE, TERSİNE İŞGAL, TERSİNE SİBER  VE VİRÜS SALDIRILARI NEDİR?

DÜŞMANLARIMIZIN HİZMET VE İCRAATLARININ, MADDİ VE MANEVİ İHTİYAÇLARINI KARŞILAMA YOL,YÖNTEM VE TEKNİKLERİNİN TEMELİNDE “İNKAR, İSYAN, ZULÜM, İŞGAL, DARBE, HASTALIK, YOK ETMEK, NEFRET,KİN,İNTİKAM,HAKSIZLIK VS.” VARDIR. İSLAM DÜNYASINDA İSE BUNLARIN TERSİ OLAN “İMAN ETME, KULLUK YAPMA,FETİH, MERHAMET, YARADILANI YARADANDAN ÖTÜRÜ SEVME, ADALET, SAĞLIK,SIHHAT,AFİYET, MADDEN VE MANEN İHYA ETME VS.” VARDIR. İŞTE İSLAM DÜNYASINDA TERSİNE İSYAN VE İNKAR İMAN VE KULLUK ETME, TERSİNE İŞGAL İLAHİ KELİMATULLAH, TERSİNE ZULÜM MERHAMET,TERSİNE HASTALIK SAĞLIK, SIHHAT,AFİYET VE ŞİFA; TERSİNE YOK ETME YARADILANI YARADANDAN ÖTÜRÜ SEVME,TERSİNE HAKSIZLIK İSE ADALET OLARAK KARŞIMIZA ÇIKAR. İSLAM DÜNYASI ÖZÜNE DÖNEREK, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNİ EN SAF HALİNİ HER ALANDA HER DAİM YAŞAYARAK VE YAŞATARAK HEM SÜPER GÜÇ OLUR HEM SINIRLARI DAHİLİNDE “İMAN, İHLAS, İHSAN, MERHAMET, SEVGİ, SAYGI, ANLAYIŞ, HUZUR, ADALET, SAĞLIK, SIHHAT, ESENLİK, AFİYET, FETİH TOPLUMU” OLUR VE GİTTİĞİ HER YERE BUNLARI GÖTÜRÜR. İSLAM TOPLUMUNUN FETİH ANLAYIŞI, İŞTE BU DEĞERLERİ İLAHİ KELİMATULLAH UĞRUNA KITADAN KITAYA TAŞIMAKTIR. O ZAMAN BİR İŞGAL, SALDIRI, DARBE DAHA DÜŞMANLARIMIZIN AKILLARINDAN GEÇMEDEN; BİREY, AİLE VE TOPLUM OLARAK MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNE SIMSIKI BAĞLI OLARAK HER ALANDA DONANIMLI OLMALIYIZ. BÖYLECE BU TÜR OLUMSUZ DURUMLAR AKILLARDAN GEÇMEDEN, OTOMATİKLEŞMİŞ HAREKETE GEÇEN BİR DİRENÇ MEKANİZMASI GELİŞTİRİLMİŞ OLUR. DEVLETT BU MEKANİZMAYI İHTİYAÇ ANINDA  GÜVENLİK GÜÇLERİ, İSTİHBARAT, TEFTİŞ VE DENETİM KURUMLARI ARACILIĞIYLA HAREKETE GEÇİRECEK BİR BİRİM OLUŞTURMALIDIR.

 

 

YÖNETİMDE HEDEFİN DÖNÜŞÜMÜ

Devlet, milletin maddi ve manevi ihtiyaçlarını yaptığı araştırma, planlama, projelendirme, hayata geçirme, kontrol etme ve devamlılığını sağlama şeklinde karşılar. Devletin tüm hizmet ve icraatları bu duruma yöneliktir. Tüm bunları da milli ve manevi değerleri doğrultusunda yapar. Devletin attığı adımlarda milli ve manevi değerlerden koptuğunda hedeflerde sapmalar başlar. Ayrıca milletin manevi yapısı da buna paralel olarak değişerek, saflığından çıkarak özünden kopar. Bu durumda devletin, her alandaki kısa-orta-uzun vadedeki hedefleri de muhteva olarak değişmeye başlar. Bu durum zaman içerisinde her yönüyle insan yapısını bozar. Her alanda milli ve manevi değerleri doğrultusunda zirveye ulaşarak dünyaya hakim bir güç olmak isteyen devlet, bu defa BOZULAN İNSAN YAPISININ HİZMET VE İCRAATLARA OLUMSUZ YANSIMASININ ÖNÜNE GEÇMEYE ÇALIŞIR. BUNUN İÇİN KANUN VE YÖNETMELİKLERİ DEĞİŞTİRMEYE,  YENİSİNİ ÇIKARMAYA; YENİ YOL, YÖNTEM, TEKNİK VE  UYGULAMALAR HAYATA GEÇİRMEYE BAŞLAR.İNSAN YAPISI BOZULDUĞU İÇİN, DEVAMLI İNSAN FAKTÖRÜNÜN YAPTIĞI SUİSTİMAL,HATA VE AÇTIĞI YARALARI GİDERMEYE VEYA KAPATMAYA  YÖNELİK HİZMET VE İCRAATLAR YAPAR. BUNU ŞÖYLE ÖRNEKLEYEBİLİRİZ: DEVLET, İHTİYAÇ SAHİPLERİ İÇİN BİR FON OLUŞTURUR. FAKAT GÖREVLİLER İHTİYAÇ SAHİPLERİNE DEĞİL, KENDİ YAKINLARINA VERMEYE BAŞLAR. DEVLETTE BU DURUMUN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN, BİLGİ İŞLEM MERKEZİ OLUŞTURARAK, BURADAKİ BİLGİLERE GÖRE,BU MERKEZİN ONAYLADIĞI KİŞİLERE YARDIM YAPMAYA BAŞLAR. BUNUN ÜZERİNE GÖREVLİLER YAKINLARININ BİLGİLERİNİ, YARDIM ALABİLECEKLERİ ŞEKİLDE BİLGİ İŞLEM MERKEZİNE YANSITIR. KISACASI DEVLET, FARE DELİKLERİNİ KAPATMAYLA MEŞGULKEN YENİ DELİKLER AÇILIR. KISACASI, DEVLETİN TÜM PLAN, PROJE, HİZMET VE İCRAATLARI, İNSAN UNUSURUNUN AÇTIĞI YARALARI TAMİR ETMEYE,İŞLEDİĞİ VE İŞLEYECEĞİ SUÇLARI ÖNLEMEYE YÖNELİK YAPILMAYA BAŞLAR. SONUÇTA DEVLETİN, PLAN, PROGRAM, PROJE, HAYATA GEÇİRME, KONTROL, ARAŞTIRMA-GELİŞTİRME, GÜNCELLEME, HİZMET VE İCRAAT İÇİN KULLANACAĞI MADDİ VE MANEVİ GÜCÜ İSRAF OLUR. 

 

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

İNSANIMIZA HER YÖNÜYLE DEĞERLİ OLDUĞU BİLİNCİNİ VE BU DEĞERİ KAZANMASININ TEK YOLUNUN HER ALANDA-TOPYEKUN-GÜZEL AHLAKI YAŞAMAK İLE MÜMKÜN OLDUĞU BİLİNCİNİ AŞILAMALIYIZ. BU HERKESİN HEM KENDİSİNE, AİLESİNE, MİLLETİNE, DEVLETİNE VE HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ ALLAH’A KARŞI GÖREVİDİR. BU NOKTA DA DÜŞMANLARIMIZIN OYNADIĞI OYUN DA ŞU ŞEKİLDEDİR;

İNSANOĞLU İŞLERİNİ YA DOĞRU VE SAMİMİ NİYETLE YA DA YANLIŞ VE ART NİYETLE YAPAR. BU NİYETİNİN OLUŞUMUNU MANEVİ DURUMU ETKİLER. YANİ MANEVİYAT KİŞİNİN NİYETİNİ BELİRLER. EĞER DOĞRU DEĞERLERİ TERCİH EDEREK, BUNLARI AKIL, KALP VE RUH DÜNYASINA NAKŞEDERSE HEDEFİNE ULAŞIR VE İNSANLIĞI HER ALANDA AYDINLATIR. ANCAK YANLIŞ VE ZARARLI DEĞERLERİ TERCİH EDEREK AKIL, KALP VE RUH DÜNYASINA BUNLARI NAKŞEDERSE HEDEFİNDEN SAPARAK İNSANLIĞIN GELECEĞİNİ KARARTIR. BURADA AİLE VE DEVLETİN ÇOK ÇABUK, DOĞRU VE SAMİMİ ADIMLARLA, ANLIK MÜDAHALE VE TERCİHLERLE YETİŞEN NESİLLERE RAHBERLİK ETMELİDİR. ÇÜNKÜ DÜŞMANLARIMIZ DAHA HIZLI-KENDİNLERİNCE-DOĞRU OLAN ANLIK MÜDAHALELER İLE YETİŞEN NESİLLERİ NEFSİN VE ŞEYTANIN HER TÜRLÜ HAYASIZLIK, FENALIK VE HADDİ AŞMALARINA ALET ETMEKTEDİRLER. BUNUN İÇİN ÇOK DERİNDEN YARALAYAN YOL, YÖNTEM VE TEKNİKLERİ KULLANMAKTADIRLAR. BUNLARDAN BİRİ VE EN TEHLİKELİSİ DOĞRU VE SAMİMİ NİYET İLE YANLIŞ VE ZARARLI NİYETİ BİRBİRİYLE MAYALAYARAK ILIMLI VE UYDURUK BİR İNANIŞ İNŞA EDEREK, UCU AÇIK HÜKÜMLERLE SAPIKLIĞA GÖTÜREN YOL, YÖNTEM VE TEKNİKLERİ BARINDIRAN BİR DİN OLUŞMAK İSTEMELERİDİR. BÖYLE BİR DİNİ İNŞA NOKTASINDA DA-MAALESEF-BAŞARILI OLDULAR. ÇÜNKÜ BÖYLE BİR DİNİ-GENÇLİĞİ ÖNCE MADDEN-MANEN AÇ VE ÇARESİZ BIRAKARAK-GELECEK KAYGISINGISINA DÜŞÜRÜP KABUL ETTİRDİLER. ÇÜNKÜ GELECEK KAYGISINA DÜŞEN GENÇLİĞİN, BİR TARAFTAN MADDİ İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAK SURETİYLE BU GELECEK KAYGILARINI GİDERİRKEN DİĞER TARAFTAN ILIMLI SAPIK BİR DİN ANLAYIŞI AŞILADILAR. BU AŞILAMA İŞLEMİNDE TEKNOLOJİNİN TÜM NİMETLERİNİ DE KULLANDILAR. DOĞRU VE SAMİMİ NİYETİ BU ŞEKİLDE SAPIKLAŞTIRIP HAYASIZLIK, FENALIK VE HADDİ AŞMAYI SÜSLEYİP KABUL ETTİREREK EN SON NOKTAYA ULAŞTILAR.  BUNU DA NORMALLEŞTİREREK BİR DAVA OLARAK TÜM İNSANLIĞA SERVİS ETTİLER. BÖYLE BİR TABLO KARŞISINDA YAPACAĞIMIZ İŞ; ONLARIN KULLANDIKLARI ZEHİRLERİN ANTİKORUNU ÜRETİP, GÜCÜNÜ-ASLA ŞAŞMADAN-MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZDEN ALAN, HER ALANDA DAHA FONKSİYONLU, OTOMATİKLEŞMİŞ, SAAT GİBİ İŞLEYEN VE KENDİNİ GÜNCELLEYEN BİR YAŞAM TARZINI  OLUŞTURMAKTIR. BU KONUYA FİNALDE DETAYLI DEĞİNİLECEKTİR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VUR-KAÇ TUZAĞI VE OTOMATİKLEŞMİŞ DİRENÇ

Bir devletin düşmanlarının olması doğaldır. Asıl düşmanlarınız karşısında her alanda madden ve manen hangi durumda olduğunuz önemlidir. Düşmanın en tehlikelisi sizden biri gibi görünüp tuzaklar kurandır. Yani düşmanın münafık olanıdır. Münafık, ikiyüzlüdür. MÜNAFIK İÇİN,HEDEFİNE ULAŞMAK İÇİN HER TÜRLÜ YOL MÜBAHTIR. YANİ MÜNAFIĞIN DÜŞMANLIĞINDA KURAL YOKTUR. BÖYLE BİR DÜŞMAN KARŞISINDA BİR NEFES BİLE UYUMA GAFLETİNE DÜŞME HAKKINIZ YOKTUR. EĞER BİR YOLA GİRDİYSENİZ, GÖREVİNİZİ YAPMIŞ GİBİ GÖRÜNEREK VEYA GEÇİCİ GALİBİYETLERLE GÖZ BOYAYIP MİLLETİNİZİN GELECEĞİNİZ RİSKE ATMAYA DA HAKKINIZ YOKTUR.BU TABLO,DÜŞMANIN KURDUĞU VE SİZDE GÖRMEK İSTEDİĞİ BÜYÜK BİR TUZAKTIR. DÜŞMAN, NEFSİNİZİ KİBİRE, GURURA, KENDİNİ BEĞEMİŞLİĞE, GAFLETE, SORUMSUZLUĞA; KEYFİNE, MALA, MÜLKE VE MAKAMA DÜŞKÜNLÜĞE DAVET EDER. DÜŞMANLARINIZ TÜM YOLLARI KAPATABİLİRSİNİZ. ANCAK DEVAMLI SİZLERDEN BİR ŞEYLER KOPARIP ZAYIFLATMAK İÇİN MÜCADELE EDER. BU DURUM SIRTLANLARIN, ASLANI VUR KAÇ İLE YORUP YARALAYARAK AVINI ELİNDEN ALMASI GİBİDİR. MÜNAFIĞIN YÖNTEMLERİNDEN BİRİ DE “VUR-KAÇ YÖNTEİMİ”DİR. BÜYÜK BİR KİTLEYLE, KARŞISINDAKİ GÜCE SALDIRIP YORARAK VE YARALAYIP KAPTIĞINI ALMA ŞEKLİNDE KULLANDIĞI BU YÖNTEMLE ELDE EDİLEN GANİMET İŞİN SONUNDA BELLİ OLUR. ÇÜNKÜ DÜŞMAN KİTLESİ, KOPARDIĞI KÜÇÜK PARÇALARI  BİRLEŞTİRDİĞİNDE ÇOK BÜYÜK SES GETİREN BİR TABLO ORTAYA ÇIKAR. BU DURUMA TEK ÇARE-TOPYEKUN-OTOMATİKLEŞMİŞ DİRENÇ GÖSTEREN BİR İNSAN PROFİLİ OLUŞTURMAKTIR. BUNUN YOLU DA TOPYEKUN OLARAK AHLAKLI BİR NESİL YETİŞTİRMEKLE OLUR. YANİ VATANINA, BAYRAĞINA, ALLAH’INA, DİNİNE, EZANINA, NAMUSUNA SEVDALI, BU DEĞERLER İÇİN YAŞAYAN VE ÖLMEYE HAZIR ŞEHİT RUHLU NESİLLER YETİŞTİRMEKTİR. BÖYLE BİR DÜŞMANININ KARŞISINDA, HER TÜRLÜ SALDIRIYA OTOMATİK DİRENÇ GÖSTERİR.

 

 

 

 

 

 

TOPYEKUN MÜCADELE-GERGİNLİK VE KASILMA

Bir ülke de sıkıntılar, zorluklar, ihanetler, suçlar vs. yaşanabilir. Lider ve millete düşen bu nokta da adaleti sağlamak ve gereğini samimi ve doğru bir niyetle yapmaktır. Yanız burada adaleti sağlayayım derken, attığınız adımlar nedeniyle sorunlara kesin çözüm getirecek fikirleri zihinlere gömerek, idealist beyinlerin aydınlık bir geleceğin çizilmesindeki görevini yapmasına engel teşkil edebilirsiniz. Kısacası “BANANECİ” toplumun yetişmesine neden olabilirsiniz. O nedenle SAMİMİ VE DOĞRU NİYETLİ,YAPICI ELEŞTİRİ VE ÇÖZÜMLERE, İDEALİST BEYİNLERE KAPIYI SONUNA KADAR AÇMALISINIZ. BU BİR GÖREVDİR. AKSİ HALDE YETİŞEN NESİLLERİN BEYNİNDE İSTEMEDEN BASKICI VE HALKA KULAKLARINI TIKAMIŞ BİR PROFİL ÇİZMİŞ OLURSUNUZ. HALBUKİ BÖYLE DEĞİLSİNİZDİR. O NEDENLE KIYMETLİ ZAMANINIZI, ÖMRÜNÜZÜ, SAĞLIĞINIZI, KAZANCINIZI, GENÇLİĞİNİZİ YANLIŞ ATILAN VEYA ATTIRILMAK İSTENEN ADIMLARA KURBAN ETMEMELİSİNİZ. SAMİMİ VE DOĞRU NİYETİNİZİ ÇOĞUNLUKLA  DÜŞÜNME, PLANLAMA, PROJELENDİRME, HAYATA GEÇİRME, DENETLEME, GELECEK NESİLLERE İMKAN VE FIRSATLAR VEREREK ÖNÜNÜ AÇMA, BAKİ HALE GETİRMEK İÇİN KULLANMALISINIZ.

 

 

 

MİLLİ DAVA-KEYFİYET VE HEDEFE KİLİTLENME

 

İnsanoğlu, bir gemi kaptanıdır. Hayatı bir gemi, kendisi de bu geminin kaptanıdır. Elinde doğru bir kılavuzu ve rehberi varsa, doğru yolda maddi ve manevi büyük kazançlarla yolculuğuna devam eder ve hedefe şaşmadan ulaşır. Eğer kılavuzu ve rehberi yoksa veya yanlış bir kılavuz ve rehber ile yol gidiyorsa hedefine ulaşamadan ilk fırtınada batar gider.

 

PEKİ HEDEFE KESİN BİR ŞEKİLDE NASIL ULAŞABİLİRİZ?

HEDEFİ, KILAVUZU VE REHBERİ DOĞRU SEÇİP, HER ALANDA GEREKEN ŞEKİLDE ONA KİLİTLENEREK HAREKET EDİLİRSE HEDEFE ULAŞABİLİRİZ.

                                                        BİR HEDEFE NASIL KİLİTLENEBİLİRİZ?

YARADILIŞ GAYESİNE UYGUN DOĞRU KILAVUZU VE REHBERİ SEÇTİĞİNİZDE HEDEFE KİLİTLENEBİLİRİZ. YANİ YÜCE ALLAH’IN BİZE İNDİRDİĞİ KUR’AN-I KERİM’İ KILAVUZ  VE REHBER OLARAK GÖNDERDİĞİ HZ.RESULULLAH’I(S.A.V.) REHBER OLARAK DOĞRU VE SAMİMİ BİR NİYETLE SEÇTİĞİMİZDE HEDEFE KİLİTLENEBİLİRİZ. “BANAGÖRE” İLE BAŞLAYAN FİKİRLERLE DEĞİL,KUR-AN’I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE’NİN İŞARET ETTİĞİNİ ŞAŞMADAN YAPTIĞIMIZDA HEDEFİMİZE ULAŞABİLİRİZ.

                PEKİ KUR’AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE BİZE HEDEF OLARAK GÖSTERİYOR?

KUR-AN’I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE BİZE, SAMİMİYETLE “HER NE İŞ YAPARSANIZ YAPIN ALLAH RIZASI İÇİN YAPIN.” DİYOR. HEDEFİMİZ, SAMİMİYETLE ALLAH RIZASINI KAZANMAKTIR. GERİSİ TEFERRUATTIR.

 

                               PEKİ HEDEFİMİZ BİZE NE YAPMAMIZI SÖYLÜYOR?

HEDEFİMİZ;

 

  • KİŞİ, AİLE, MİLLET VE DEVLET OLARAK “ALLAH İÇİN” HER ALANDA MÜCAHİD GİBİ CİHAD ETMEYİ-ÇALIŞMAYI- EMREDİYOR,
  • ALLAH İÇİN ÇALIŞAN LİDERE, ALLAH İÇİN İTAAT ETMEYİ EMREDİYOR,
  • İLAY-I KELİMATULLAH-I, YANİ ALLAH’IN DİNİNİ HER ALANA NAKŞETMEYİ VE BU ŞEKİLDE TÜM DÜNYAYA GÖTÜRMEYİ EMREDİYOR,
  • EMRİ BİR MARUF NEHYİ ANİL MÜNKER-İYİLİĞE DAVET KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK-İLKESİNİ VE SÜNNETİ SENİYYE-Yİ HARFİYEN YAŞAYAN ALLAH DOSTLARIYLA BERABER YÜRÜMEYİ EMREDİYOR,
  • TÜM İSLAM DÜNYASINA HER ALANDA RAHMET, MERHAMET, HUZUR VE ADALET TOHUMLARINI SAÇMAYI EMREDİYOR,
  • MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER DOĞRULTUSUNDA HER ALANDA DONANIMLI OLMAYI EMREDİYOR,
  • ALLAH, VATAN, DİN, EZAN, NAMUS, DEVLET VE MİLLET SEVDASIYLA HİZMET ETMEYİ EMREDİYOR.

 

TEFEKKÜR TOPLUMU

 

İnsanoğlu, eşrefi mahlûkattır. Yani yaratılanların en üstünüdür. Kendisine verilen “AKIL” nimetine sahip oluşuyla da diğer yaratılanlardan ayrılır. Aklı sayesinde de her alanda doğru ve faydalı olanı bulur. Ancak, insanoğlu bazen aklını atıl bırakarak ihtiyaçlarını karşılamaktan öteye gitmeyerek, sadece tüketerek yaşayan bir yaratığa dönüşebilir. Bunu beyin felci olan bir insana benzer. Böyle bir durumdaki insan, her alanda her yönüyle karşısındakilere muhtaçtır. Başkaları onun adına düşünür, ihtiyaçlarını belirler ve karşılar. Tüm bunları yaparken kullanacağı yol, yöntem ve teknikleri de o belirler.

DÜNYA DA SÜPER GÜÇ OLMA SAVAŞLARI TEFEKKÜR ÜZERİNEDİR. TEFEKKÜRÜ DEBUNU İKİ YOLLA YAPABİLİRSİNİZ. BİRİNCİSİ HAKK YOLDA, İKİNCİSİ BATIL YOLDA YAPILANDIR. HAKK YOLLA YAPILAN TEFEKKÜR KIYAMETE KADAR BAKİ OLAN HUZURA, BATIL YOLLA YAPILAN TEFEKKÜR KIYAMETE KADARA DEVAM EDEN SIKINTI VE AFETLERE GÖTÜRÜR. HAKK YOLDA YAPILAN TEFEKKÜR YÜCE ALLAH’IN RAHMET YAĞMURUNA, BATIL YOLDA TEFEKKÜR YÜCE ALLAH’IN LANETİNE SEBEP OLUR. ANCAK BİR MÜSLÜMAN OLARAK, ALLAH İÇİN TEFEKKÜRÜ BIRAKTIĞIMIZDA-ALLAH MUHAFAZA-KAFİR VE MÜNAFIK TOPLULUKLARIN ALLAH’IN LANETİNE GÖTÜREN TEFEKKÜRÜNE KUKLA OLURUZ. MAALESEF YAKLAŞIK 100-150 YILDIR BİR AKIL TUTULMASI YAŞAYAN İSLAM ALEMİNE, HAKK YOLDA TEFEKKÜR BIRAKTIRILARAK, SADECE İHTİYAÇLARI İÇİN ÇALIŞAN,TÜKETEN BİR TOPLUM HALİNE GETİRİLMİŞTİR. HAKK YOLDA TEFEKKÜRÜN VESİLE OLDUĞU RAHMET, MERHAMET, BEREKET YAĞMURUNDAN MAHRUM KALAN İSLAM ALEMİ, BATIL YOLDA TEFEKKÜR EDEN KAFİR VE MÜNAFIK TOPLUMLARIN ZULMÜNE, KATLİAMINA, KITLIĞA, HASTALIĞA VB. SIKINTI VE ZORLUKLARA MARUZ KALMIŞTIR. 

İSLAM ALEMİ,EĞİTİM ALANINDA YAKLAŞIK 100-150 YILLIK ZAMAN DİLİMİNDE ESARETE, KÖLELİĞE, KUKLALIĞA NEDEN OLAN YOL, YÖNTEM VE TEKNİKLERİ İÇEREN BİR MÜFREDATIN DAYATILMASIYLA OLUŞTURULAN ZEMİNE-BATIL BİR TEFEKKÜR YERLEŞTİRİLEREK-BİR AKIL TUTULMASINA UĞRAMIŞTIR. BU NEDENLE HER ZAMAN BATI MEDENİYETİNİN BİLİM VE TEKNOLOJİ DE SON KULLANMA TARİHİ GEÇMİŞ BİLGİ,YOL, YÖNTEM VE TEKNİKLERİNİ BENİMSEMİŞ VEYA BENİMSEMEK ZORUNDA BIRAKILMIŞTIR. HER ALANDA MİLLİ OLAN VE GÜCÜNÜ MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNDEN ALAN BİR MEDENİYETİN ORTAYA ÇIKMASI HER ZAMAN ERTELENMİŞTİR. İSLAM ALEMİ ŞU ANDA BU KONUDA AYAĞA KALKMAYA BAŞLAMIŞTIR. ANCAK BU YETERSİZDİR.SADECE BİR LİDER VE EKİBİYLE HER ALANDA ZİRVEYE ULAŞMIŞ BİR MEDENİYET VE DÜNYA DEVLETİ KURMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. MEKKE’NİN  VE İSTANBUL’UN FETHİ, MALAZGİRT, RİDANİYE, MERCİDABIK VE ÇANAKKALE ZAFERLERİ-HER ZAMAN ALLAH’I TEFEKKÜRÜYLE HEP DİPDİRİ OLAN- MİLLETİMİZİN TOPYEKUN HAREKETİYLE MÜMKÜN OLMUŞTUR.

 

TEFEKKÜR NOKTASINDA BİR DİRİLİŞİN BAŞLANGICINI YAPMA GİRİŞİMİNDE BULUNAN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI, EVLATLARIMIZA “KOMUTSUZ DÜŞÜNME” ÖZELLİĞİNİ HER ALANDA GELİŞTİREN ADIMLAR ATMALIDIR. BU DA, HER ALANDAKİ BİLGİLERİN ELEKTEN GEÇİRİLİP, EN SAF HALİYLE YAZILI VE GÖRSEL HALE GETİRİLMESİNİ VE BİR MERKEZDE-DEVAMLI GÜNCELLENEREK-TOPLANMASINI; KENDİ YOL, YÖNTEM, TEKNİKLERİMİZİ VE KRİTERLERİMİZİ TAŞIYAN MİLLİ BİR BİLİMLE MÜMKÜNDÜR. KISACASI EVLATLARIMIZI HER ALANDA MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ DOĞRULTUSUNDA DEVAMLI TEFEKKÜR EDEREK ÜRETEN BİR NESİL HALİNE GETİRMELİYİZ. BU DA MİLLİ BİR BİLİMLE MÜMKÜNDÜR.

 

 

 

 

 

AF VE CEZA

İnsanoğlu, kusurludur. Çünkü yaratılışı gereği hem iyiye hem kötüye yatkındır. Bu dünyada da bir kulluk sınavına tabidir. Sonsuz ve her yönüyle kusursuz olan YÜCE ALLAH’IN kibriyası karşısında kusur işlememesi mümkün değildir. Çünkü anne ve babasından çıkan bir pıhtıdan ibaret aciz varlıktır. Ancak YÜCE ALLAH, insanoğluna her şartta kendisini kurtaracak iki pusulayı vermiştir. Bunlar, Kur-an’ı Kerim ve Hz.Peygamberimizin(S.A.V.) Sünneti Seniyyesi’dir. Ayrıca Yüce Allah, peygamberlerin izinden şaşmadan ilerleyen ehli sünnetvel cemaatin önderleri olan Allah Dostlarını da bizlere ikram etmiştir. Onlarda bizim için çok öenmli kandillerdir.

İnsanoğlu, Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’yi yaşayarak, Allah Dostlarını kendisine yoldaş kabul ettiği takdirde Yüce Allah tarafından O’NUN RIZASINA, CEMALİNE VE CENNETİNE KAVUŞACAKTIR. Buraya kadar her şey çok güzel. Bunun tersi olduğunda Yüce Allah’ın-Allah muhafaza- gazabına uğrayacak ve cehenneme girecektir. Bu kısımları hepimiz az çok biliyoruz.

PEKİ BİR İNSANOĞLU YAPTIĞI İLK HATA DA HER ŞEY BİTMİŞ Mİ OLUYOR?

Kesinlikle hayır!!!Çünkü, Yüce Allah, insanoğluna hata yaptığında izleyeceği yol, yöntem ve tekniği de iletmiştir. O DA, BİR DAHA YAPMAMAK ÜZERE AF DİLEMEK VE DOĞRU OLAN DAVRANIŞI YAPARAK, YÜCE ALLAH’A SIMSIKI SARILMAKTIR. Buraya kadar da çok güzel. Çünkü Allah, bir çok kolaylık sunmuş. Yani insanoğlunun cennete, O’nun rızasına ve cemaline kavuşması için sebepler yaratmıştır.

                                                                                                                                                                                                            PEKİ, DEVLET BU YAŞANANLARIN NERESİNDE VE NASIL OLMALIDIR?

ZEKİ BİR LİDER, ALLAH’IN SİSTEMİNİ ÖRNEK ALARAK, İNSANOĞLUNA HER İKİ DÜNYA HUZURUNU SUNAN, ONU ALLAH’IN RIZASINA, CEMALİNE VE CENNETİNE KAVUŞTURAN BİR KANUN SİSTEMİ OLUŞTURUR.

NE YAPACAĞIZ;

  • BİR “AİLE SORUMLULUK SÖZLEŞMESİ” HAZIRLAYACAĞIZ. BU SÖZLEŞME DE ANNA-BABALARININ ÇOCUKLARINA KARŞI GÖREVLERİ VE BU GÖREV YERİNE GETİRİLMEDİĞİ TAKDİR DE KABUL ETTİĞİ YAPTIRIMLAR YER ALACAKTIR.
  • ANNE-BABALARA BU SÖZLEŞMEYİ İMZALATARAK TÜM DURUMLARA “İTİRAZSIZ RAZI OLACAĞINI” TEYİT EDECEĞİZ. BÖYLECE DEVAMLI SORUMLULUĞUNUN TEFEKKÜRÜNDE-DEVLETİN VE BİR ÖDÜL VE CEZA SİSTEMİNİN KONTROLÜNDE BULUNDUĞU BİLİCİYLE- OLARAK “HER ZAMAN UYANIK VE HER ALANDA AKTİF VATANDAŞ” ROLÜNÜ ALMIŞ OLACAKTIR.
  • TÜM VATANDAŞLARIN YAŞAMLARINDA KARŞILAŞACAĞI TÜM DURUMLARDA “ADALET” İHTİYACINI KARŞILAYACAK AÇIK, NET, ANLAŞILIR VE KISA BİR ANAYASA HAZIRLAYACAĞIZ.
  • EVLATLARIMIZA-İYİ İLE KÖTÜYÜ, DOĞRU İLE YANLIŞI AYIRDIĞI YAŞTA-BU ANAYASADA YER ALAN HAK VE GÖREVLERDEN SORUMLU OLDUĞUNA DAİR SÖZLEŞME İMZALATACAĞIZ. BÖYLECE DEVAMLI HAK VE GÖREVLERİNİN BİLİNCİNDE OLAN “HER ZAMAN UYANIK VE HER ALANDA AKTİF VATANDAŞ” ROLÜNÜ ALMIŞ OLACAKTIR. BİR ÖDÜL-CEZA VE DEVLET KONTROLÜNDE OLDUÜĞUNUN BİLİNCİNDE OLACAKTIR.
  • DEVLET, BU SÖZLEŞMELERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK, OLUMLU- OLUMSUZ HER DURUMDA DA ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPARAK, ÖDÜL GEREKTİREN DURUMLARDA VATANDAŞINA ÖDÜL, CEZA GEREKTİREN DURUMLARDA DA CEZAYI BEKLEMEDEN, AYIRT ETMEDEN VE ANINDA UYGULAMALIDIR.

 

BU, YÜCE ALLAH KARŞISINDA KULUN İHLAS, İHSAN VE İSTİKAMET DURUMUNUN DEVLETİN ADALET SİSTEMİNE YANSIMIŞ ŞEKLİDİR.

 

YUKARIDAKİ ŞARTLAR HAYATA GEÇİRİLDİĞİNDE “UMUT VE CEZA ARASINDA” DEVAMLI UYANIK YAŞAYAN VE HER ALANDA AKTİF, MÜCAHİD KARAKTERLİ VE BİLİNÇLİ VATANDAŞ YETİŞTİRMİŞ OLACAĞIZ. TÜM BUNLARA GÜÇLÜ BİR İSTİHBARAT, TEFTİŞ VE DENETLEME MEKANİZMASINI EKLEDİĞİMİZDE HER ALANDA-İNŞAALLAH-MÜKEMMELE ULAŞMIŞ OLURUZ.

 

 

                                                              

FİKİR AKIMLARI VE İSLAM DAVASI

 

Bir insan, tefekkürü bırakıp sadece aklı kullanma ile yetinirse fitne tuzağına düşer. Hayatında kendisini ayakta tutacak ve durmadan ileri götürecek fikriyatı bir anda HAKİKATTEN uzaklaşır. Elbette düşünüp istişare ederek kararlara varacağız ve hayata geçireceğiz. Ama “İLAY-I KELİMATULLAH”ın kaynağı olan “İSLAM”dan gücünü almayan düşünce ve düşünce akımlarının içi boştur. Bunlar plastik bir çınar ağacı gibidir. Kökü ve toprağı yoktur. MÜSLÜMANLARIN VATAN TOPRAKLARINDA KÖK SALMIŞ BİR İSLAM DAVASI VARDIR. İÇİNDE İSLAM DAVASI OLAN TÜM YOLLAR MİLLETİMİZİN ÖZ MALIDIR. BU YOLLAR, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZİ GEÇMİŞTEN BUGÜNE TAŞIYAN GEMİLERDİR. BAŞINDA BULUNAN LİDERLER, GÖKTEKİ BİR YILDIZ GİBİDİR. BU GÖKTEKİ YILDIZLAR; İSLAM DAVASINA HER ŞEYLERİNİ FEDA EDEREK SIDK İLE ALLAH YOLUNDA-SÜNNETİ SENİYYE’YE UYGUN HAREKET EDEREK-GECELİ GÜNDÜZLÜ ÇALIŞAN ALLAH DOSTLARI, EVLİYA, ALİM, ULEMA VE ONLARIN İZİNDEN GİDEN AYDINLARDIR. KISACASI FİKRİMİZ İSLAM DAVASIDIR. BU DAVA, TÜM DÜNYAYA TALİPTİR. KIZIL ELMASI, TÜM DÜNYADIR. YÜCE ALLAH,HER ZAMAN BU YOLUN YOLCUSU OLMAYI NASİP ETSİN.

 

 

 

İYİ İNSAN KİMDİR?

İyi insan denildiğinde “HER İSTEĞİNE EVET YANITINI VEREN VE TÜM FİKİRLERİNİ ONAYLAYAN KİŞİ” akla gelir. Ne zaman “HAYIR DEYİP VE ELEŞTİRİ” yaptığınızda “KÖTÜ İNSAN” yorumu zihinlerde belirmeye başlar. Aslında buraya kadar değerlendirme kriterleri ortaya koyan “İNSANOĞLUNUN NEFSİ VEYA DÜRTÜLERİ”ydi.  Çünkü insanoğlunun isteklerinden birine “Hayır” cevabını verdiğinizde ve onu eleştirmeye başladığınızda rahatsız olan nefs veya dürtü dediğimiz, devamlı tatmin ve doyurulmayı isteyen yapıdır.

PEKİ İYİ İNSAN DENİLDİĞİNDE DEĞERLENDİRME KRİTERİMİZİ NEYE GÖRE BELİRLEMELİYİZ?

Yaratılış olarak hem iyiye hem kötüye yatkın olan insanoğluna verilen AKIL VE İRADE dinamiklerini doğru REHBER VE KILAVUZ ile yönlendirirsek değerlendirme kriterlerimiz otomatikman ortaya çıkar. Bir Müslüman için rehber HZ.RESULULLAH(S.A.V.)IN SÜNNETİ SENİYYE’Sİ ve kılavuz da KUR-AN-I KERİM’dir. Kur-an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye doğrultusunda akıl, kalp ve ruh dünyasını donatmış, bunlara göre yaşayan kişi “İYİ İNSAN”dır. 

PEKİ KUR’AN-I KERİM VE SÜNNETİ SENİYYE’YE GÖRE “İYİ İNSAN” OLARAK İŞARET EDİLENLER KİMLERDİR?

KURAN-I KERİM’İ HARFİYEN YAŞAYAN HZ.PEYGAMBERİN(S.A.V.) SÜNNET-İ SENİYYE’SİNİ HER YÖNÜYLE HARFİYEN YAŞAM ŞEKLİ YAPMIŞ SAHABELER, ALLAH DOSTU OLAN SALİHLER, EVLİYALAR, ALİMLER VE ULEMALARDIR.

     PEKİ BİZ,PEYGAMBERLERİN YAŞAMADIĞI-SON PEYGAMBER OLARAK HZ.RESULLLAH(S.A.V.)GÖNDERİLDİ- GÜNÜMÜZDE BU TABLONUN NERESİNDE OLMALIYIZ VE NASIL BİR YOL İZLEYECEĞİZ?

BİZ, MANEVİ HAYATIMIZ İÇİN HER YÖNÜYLE KUR-AN-I KERİM’İ VE SÜNNETİ SENİYYE’Yİ KILAVUZ VE HZ.PEYGAMBERİN(S.A.V.) İZİNDEN GİDEN VE SÜNNETİ SENİYYE’Yİ HARFİYEN YAŞAYAN ALLAH DOSTU SALİHLERİ ÖRNEK ALARAK YAŞAYACAĞIZ. NEFSİMİZİ BU KILAVUZ VE ALLAH DOSTU SALİHLERİN YAŞAMINA GÖRE SORGULAYACAĞIZ, ELEŞTİRİ VE DEĞERLENDİRMELERİMİZİ BUNA GÖRE YAPIP HAKİKATI KONUŞACAĞIZ, EVET VE HAYIR CEVAPLARI İÇİN BUNLARA BAŞVURACAĞIZ. DÜNYEVİ HAYATIMIZA DA, ONLARIN YAŞAMLARINA ŞEKİLLENDİRDİKLERİ MANEVİ DEĞERLERE GÖRE ŞEKİL VERECEĞİZ.  

 

 

 

İLMİ SİYASETİ SINIRI VE HATIR SİYASETİ

İnsanoğlunda hırs ve bencillik özellikleri vardır. Davası uğruna hırslanır, ama bu hırsı ileri götürdüğünde bencilleşmeye başlar. Yolun başında davası ön plandadır ve onun için yaşar. Ancak ilerledikçe “DAHA FAZLA HİZMET EDEYİM.” niyetiyle daha fazla güç sahibi olmak ister. Bunun için daha da hırslanır ve bu hırsı arttıkça BENCİLLİK tuzağına düşer. Her şeyden haberdar olma, en güçlü olma, her hizmeti sahiplenme, kendisi olmadıkça işlerin yürümeyeceği hissine kapılmaya başlar. Kendi kendisini KOCA BİR ÇINAR olduğunu ve herkesin onun gölgesinde olduğunu düşünür. Bu durum ilerledikçe emrindeki kişiler aklen, kalben ve ruhen kasılmaya başlar. Emrindekilerin bu kasılması ilerleyen süreçlerde ve İLK FIRSATTA İTAATSIZLIK ZAAFİYETİNE DÖNÜŞEBİLİR. Bunu şöyle anlatabilirsiniz;

Çay, huzur ortamını yaşarken muhabbete vesile olması için içilir. Ama çayı fazla kaçırırsanız tansiyonunuz çıkar, kendinizi kaybedersiniz. Ama personelinizin ve milletinizin çay içme hakkını kullanmayı onlara-mihnetsiz-bıraktığınızda, DEVLET GERÇEK BİR ÇINAR OLUR. BU NOKTADA ŞUNLARA DİKKAT ETMELİDİR;

  • TÜM HİZMET, İCRAAT, PLAN, PROJE VE PROGRAMLARI ŞAHISLARIN DEĞİL, DEVLETİN YAPTIĞINI BİLMELİ, BUNA GÖRE ADIM ATMALI VE MİLLETİ BUNA GÖRE BİLİNÇLENDİRMELİDİR,
  • KİŞİ-KENDİSİNİN-SADECE BİR VESİLE OLDUĞUNUN FARKINDALIĞINDA ÇALIŞMALIDIR,
  • DAVASINI YAŞAMA VE YAŞATMA NİYETİYLE ADIMLARINI ATMALIDIR.

UNUTMAMALIDIR Kİ, ÇINAR DEVLETTİR. ŞAHISLAR, BU ÇINARIN DİKİLMESİNE, KÖK SALIP BÜYÜMESİNE, YAYILMASINA, VE HER ALANDA BEKASINA VESİLEDİR. Buraya kadar her şey güzel ama bir şeyi devamlı gözden kaçıyoruz. Davamız uğruna çalışırken, İLMİ SİYASETİ  gereken noktaya kadar ve yeterli dozajda kullanmamız gerektiğine dikkat etmiyoruz. Unutulmamalıdır ki;

  • Halka karşı ilmi siyaset değil, HER ALANDA İLİMLİ SİYASET kullanmalıyız,
  • İlmi siyaseti, düşmanlarımıza karşı, şartlar göz önünde bulundurarak en mükemmel ve profesyonel olarak kullanmalıyız,
  • “BENSİZ OLMAZ FİKRİNİ KORUMAK YERİNE”, “KENDİNDEN SONRA HER ALANDA DAHA MÜKEMMELE GİDEN YOLDA KİMLERİN DEVLET ÇINARININ HİZMETKARI OLACAĞINA KARAR VERİP; ONLARI, İSLAMIN, DEVLETİN VE MİLLETİN KÖLESİ” OLARAK YETİŞTİRMELİYİZ.
  • Milleti “ALLAH, VATAN, BAYRAK, DİN, EZAN, NAMUS SEVDASI” konusunda en üst düzeyde bilinçlendirerek bunu bir dava haline getirmelerini sağlamalıyız.
  • HATIR İÇİN, İSLAM DAVASINI VE ADALETİ SUİSTİMAL ETMEMELİYİZ. HATIR SİYASETİ BEKA KALESİNDEKİ TAŞLARI YERİNDEN SÖKMEKTİR. NE KADAR TAŞ SÖKERSENİZ, DÜŞMANA O KADAR ALAN AÇMIŞ OLURSUNUZ. GÜNÜ GELİNCE SÖKÜLEN TAŞLARIN BAŞINIZI KIRACAĞINI UNUTMAMALISINIZ.

 

 

 

                                               PAYLAŞILAMAYAN PUSLU TARİH

 

Her insanın bir geçmişi vardır. Kısaca doğar, yaşar ve ölür. Hayatı bir kitap gibidir. Her alanda çeşit çeşit olaylarla doludur. Bu olayları kitaplaştırmak için dikkat edilecek hususlardan biri “GERÇEKLİĞİ “, diğeri ”DEĞERLENDİRME KRİTERLERİ”nin neler olduğudur. Bu olaylar gerçek haliyle ve doğru kriterlerle değerlendirerek yazdığınızda, yetişen nesilleriniz “HAKK” ve “ADALET” doğrultusunda hareket eder. Devletlerin tarihi de böyledir. Bir devlet, geçmişte yaşanan olayları gerçek haliyle ve doğru kriterlerle değerlendirerek kitaplaştırdığında MİLLET HER ALAN BİLİNÇLENİR, GERÇEKLERLE YAŞAR VE HER ALANDA ŞAHLANIR. BÖYLECE  MİLLET;

  • TARİHİ GERÇEK HALİYLE OKUMUŞTUR,
  • TARİHİNİ, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ DOĞRULTUSUNDA DEĞERLENDİRİP, DERSLER ÇIKARARAK HER ALANDA BİLİNÇLENMİŞTİR,
  • BİLİNÇLENEN MİLLET, HER ALANDA MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ DOĞRULTUSUNDA ŞAHLANMA İMKANI BULMUŞTUR.

 

Bir milletin tamamının yaşanan her olayda aynı anda yer alması mümkün değildir. KRİTİK, ÇAĞ KAPATIP ÇAĞ AÇAN, KAHRAMANLARI VE DETAYLARI MİLLET TARAFINDAN İMRENİLECEK, DERS ALINMASI GEREKEN VE ÖRNEK ALINACAK TARİHİ BİR OLAYDA HERKESİN-ÖNCEKİ VE SONRAKİ NESİLLER- ROL ALMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. ÖNCEKİ VEYA SONRAKİ BİR NESLİN BÖYLE OLAYDA YER ALAMAMASI ONLARI VATAN HAİNİ YAPMAZ. AYRICA BÖYLE BİR OLAY, SADECE İÇİNDEKİ KAHRAMANLARINA AİT DEĞİLDİR. TARİH BİR BÜTÜNDÜR VE  PARÇA PARÇA DEĞERLENDİRİLMEZ. HİÇ KİMSE TARİHTEN BİR YERİ KESİP KENDİSİNE MAL EDEMEZ VE BURAYI KULLANARAK RANT ELDE EDEMEZ. BÖYLE BİR ŞEY, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERE İHANETTİR. TARİH BÜTÜN HALİNDE, DOĞRUSU VE YANLIŞIYLA MİLLETİN TAMAMINA AİTTİR. BURADA YAPILMASI GEREKEN, SADECE TARİHİN DOĞRULARINA SARILIP ÖVÜNMEK OLMADIĞI GİBİ, YANLIŞLARINA DA SARILIP SAVUNMAK DEĞİLDİR. BUNUN ADI DA BÖLÜCÜLÜK OLUR. BİZE GEREKEN, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA TARİHİMİZİN İMRENİLECEK KİŞİ, OLAY VE FİKİRLERİNDEN FAYDALANMAK;YANLIŞLARINDAN DERSLER ÇIKARMAK SURETİYLE HER ALANDA MUASIR MEDENİYET OLABİLMEKTİR. O NEDENLE;

 

  • TARİHİMİZİ BELGELERİYLE GERÇEK BİR ŞEKİLDE KENDİ YAZARLARIMIZA-MİLLİ YAZARLAR-MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK YAZDIRMAMIZ,
  • DOĞRULARINI DA YANLIŞLARINI DA KABUL ETMEMİZ,
  • DOĞRULARINI ÖRNEK ALMAMIZ,
  • YANLIŞLARINDAN DERSLER ÇIKARMAMIZ,
  • YAŞANAN KAHRAMANLARI VE KAHRAMANLIKLARI BİR KESİME MAL EDEREK, SİYASETE ALET EDİP RANT KAPISI HALİNE GETİRMEMEMİZ,
  • MİLLET OLARAK TOPYEKÛN HAREKET ETMEMİZ,
  • MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNE BAĞLI, TARİH BİLİNCİNE SAHİP BİR MİLLET OLMAMIZ GEREKİR.

 DEVLET TARİH YAZARKEN-YÖNETİMDEKİ KRİTİK İSİMLER-BEKA İÇİN MİLLETİN HEM DÜNYASINI HEM AHİRETİNİ MAMUR EDECEK HİZMET YAPMAYA DİKKAT ETMELİDİR. AKSİ HALDE BÜYÜK BİR VEBAL ALMIŞ OLUR. BU DURUM-ALLAH MUHAFAZA-DEVLETE BÜYÜK KRİZLER YAŞATIR. BU HUSUSTA HERKES SORUMLULUK SAHİBİDİR.

 

SONUÇ BİLDİRGESİ

YÜCE ALLAH, BU DÜNYAYI İNSANOĞLUNA HEM EV HEM DE BİR OKUL GİBİ YARATMIŞTIR. BURADA DOĞMAKTA, YAŞAMAKTA VE ÖLMEKTEDİR. İNSANOĞLUNA İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAK İÇİN SAYISIZ NİMETLER VERMİŞTİR. TÜM BUNLARLA BERABER, BAZI KURALLARI VE GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEKTEN SORUMLU YAPMIŞTIR. TÜM BUNLARDA KULLANMAK ÜZERE AKIL VE İRADE NİMETLERİNİ VERMİŞTİR. AKLINI DOĞRU YOLDA DOĞRU VE SAMİMİ NİYETLE KULLANMASI İÇİN BİR REHBER VE KILAVUZ GÖNDERMİŞTİR. BU YÖNÜYLE DE DÜNYA ONUN İÇİN BİR OKUL OLMUŞTUR. İNSANOĞLU, KENDİSİNE SUNULAN BU NİMETLER KARŞISINDA; AKLINI KULLANMA, KARAR VERME VE TERCİHTE BULUNMA AŞAMALARINI İZLEYİP TARAFINI SEÇEREK BUNUN GEREĞİ OLAN ŞEYLERİ YAŞAMI BOYUNCA DEVAM ETTİRMİŞTİR. YÜCE ALLAH’A İMANI VEYA-TERCİH HAKKINI KULLANDIĞI-BAĞLANDIĞI BAŞKA GÜCE OLAN İNANCI; TÜM MÜCADELELERİNİN, SAVUNMA, TAARRUZ, BARIŞ, BİRLİK VE BERABERLİK, KARDEŞLİK VS. ALTINDA YATAN GERÇEK NEDEN OLMUŞTUR. KISACASI YERYÜZÜNDE HER ALANDAKİ KÜÇÜK VEYA TÜM SAVAŞLARIN NEDENİ-GERÇEK HEDEFİ DİNLERİN-İNANÇLARIN, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİN-ZAFERİ VE HAKİMİYETİDİR. ALTIN, GÜMÜŞ, BOR, DOĞALGAZ, PETROL, SU, DENİZLERE AÇILMA, ZÜMRÜT, ELMAS VS. BİR ARAÇTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.

MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER BAKIMINDAN TEHLİKE SİNYALLERİ VEREN DÜNYA, GELİŞEN TEKNOLOJİ İLE TEKNOLOJİK CİHAZLARIN İÇİNE GÖMÜLECEK KADAR DA KÜÇÜLMÜŞTÜR. AYRICA DÜNYA BU TEKNOLOJİK CİHAZLARIN KÖLESİ OLMUŞTUR. BUNLARLA BERABER, SAVAŞLAR, ÇOCUKLARIN,KADINLARIN, YAŞLILARIN KATLEDİLMESİ,AÇLIK, SEFALET, HASTALIKLAR, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER HİÇE SAYILARAK SAPIKLIK NOKTASINA VARAN ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞLARI,  HAYASIZLIK, FENALIK VE HADDİ AŞMA KONUSUNDA ULAŞILAN ZİRVE, İSLAMIN HER ALANDA SAMİMİYETLE UYGULANDIĞI BİR ORTAMI ZORUNLU HALE GETİRMİŞTİR. ÜLKEMİZDE BU KONUDA YÖNETİCİLERİMİZİN BAŞLATTIĞI ÇALIŞMALAR GENİŞLETİLEREK VE DAHA PROFESYONELLEŞTİRİLEREK; EĞİTİMCİLER, DİN ADAMLARI, AKADEMİSYENLER BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM MUHATAPLARIYLA BİRLEŞEREK MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİN HER ALANDA NAKŞEDİLDİĞİ BİR ÜLKE İÇİN ÇALIŞMALAR BAŞLATILMALIDIR. BU ÇALIŞMALARDA DEVAMLI ALLAH DOSTLARININ GÖRÜŞLERİ ALARAK ŞEKİLLENDİRİLEN VE ÖRNEK YAŞANTILARIN YER ALDIĞI İSLAMİ HAYAT ALANLARI OLUŞTURULMALIDIR.YANİ MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİN HAKİM OLDUĞU YAŞAM ALANLAR OLUŞTURULMALIDIR.

SAYGI VE SELAMLARIMLA.

E. YÜCESOY

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.