Dolar 32,3565
Euro 34,4292
Altın 2.435,74
BİST 9.814,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Açık
İstanbul
22°C
Açık
Cts 22°C
Paz 23°C
Pts 24°C
Sal 22°C

Namazı Huşu ile nasıl kılabilirim?

Namazı Huşu ile nasıl kılabilirim?
Ağustos 24, 2023 10:53 am
35

Namazda huşu nedir, nasıl sağlanır? Namazda huşu nasıl olur? Müminler namazda huşu sağlayabilmek için nelere dikkat etmelidir? Namazı huşu içinde kılmak için ne yapmalıyız? Peygamberimiz namazı nasıl kılardı? Tadil-i erkan nedir? Namazda huşu ile ilgili ayet ve hadisler.

Namazda huşu ile ilgili hadisler ve hadislerin açıklaması…

1. Eyüp Sultan Hazretleri diyor ki:

Bir adam Efendimiz’e geldi ve:

“–Yâ Resûlallah! Bana (dini) öğret, ancak kısa ve öz olsun!” dedi.

Bunun üzerine Efendimiz:

“–Namaza kalktığında, dünyaya vedâ eden bir kimse gibi namaz kıl! Özür dilemen gereken bir sözü söyleme! İnsanların elinde bulunan şeylerden de ümidini kes!” buyurdu. (İbn-i Mâce, Zühd, 15; Ahmed, V, 412)

2. Fadl bin Abbas -radıyallahu anh- der ki:

Resûlullah şöyle buyurdu:

“Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rekâtta bir teşehhüde oturursun. Derin bir huşû içinde olur, tazarrû ve niyazda bulunursun. Tevâzû ve tezellül izhâr edersin. (Namazı bitirince de) ellerini, içleri yüzüne dönük olarak Yüce Rabbine kaldırıp; «Yâ Rabbî! Yâ Rabbî!» diye yalvarırsın. Kim böyle yapmazsa namazı eksiktir.” (Tirmizî, Salât, 166/385. Krş. Ahmed, I, 211; IV, 167; Ebû Dâvûd, Tatavvuʻ, 13/1296)

3. Ebû Hüreyre -radıyallahu anh- der ki:

Bir gün Resûlullah mescide geldi. Akabinde bir adam da girdi ve bir kenarda namazını kıldıktan sonra gelip Resûlullah’a selâm verdi. Allah Resûlü selâmına mukâbelede bulunduktan sonra:

“–Dön namazını yeniden kıl, çünkü sen namaz kılmadın!” buyurdu.

Adam dönüp tıpkı biçimde bir daha namaz kıldı ve gelip Peygamber Efendimiz’e selâm verdi.

Efendimiz yeniden:

“–Dön namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın!” buyurdu.

Bu durum üç sefer tekrar etti. Sonunda adamcağız:

“–Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki bundan daha iyisini yapamıyorum, bana doğrusunu öğret!” dedi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

“–Namaza kalktığında tekbir al, sonra ezberindeki Kur’ân âyetlerinden kolayına gelen bir kısmını oku. Ardından rükûya var ve bir müddet öylece bekle, sonra kalk ve iyice doğrul, sonra secdeye git ve bir müddet o hâlde kal, sonra da kalk ve bir müddet otur. İşte, bunu bütün namazına tatbik et!” (Buhârî, Ezân, 95, 122; Eymân, 15; İsti’zân, 18; Müslim, Salât, 45. Ayrıca bkz. Tirmizî, Salât, 110/302; Ebû Dâvud, Salât, 143-144/856; Nesâî, İstiftâh, 7/882; İbn-i Mâce, İkâmet, 72)

4. Ammâr bin Yâsir -radıyallahu anh- der ki:

Resûlullah Efendimiz’i şöyle buyururken işittim:

“Kişi namazını bitirir de ona ancak namazının onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı yazılır.” (Ebû Dâvûd, Salât, 123-124/796; Ahmed, IV, 321)

5. Enes bin Mâlik Hazretlerinden rivâyet edildiğine nazaran Resûlullah şöyle dua ederdi:

“Allah’ım, fayda vermeyen namazdan sana sığınırım!” (Ebû Dâvûd, Vitir, 32/1549)

NAMAZDA HUŞU NEDİR?

Önceki başlıklarda ehemmiyet ve faziletinden bahsedilen namaz, zâhirî ve bâtınî koşullarına riâyet edilerek kılınan gerçek mânâdaki namazdır. Bunu sağlayacak en kuvvetli iksir de huşûdur.

İlginizi Çekebilir   Cehennemin Azabı ile İlgili Ayetler Nelerdir?

Huşû, Allah’a duyulan tâzim sonucunda, başta namaz olmak üzere ibadetlerin edâsı esnâsında sükûnet ve tevâzu içinde bulunmak ve bunun hareketlere yansıyan tezahürüdür. İleri derecedeki tâzim ve muhabbetten ötürü, kalplerin yumuşayıp Allah’a boyun eğmesi ve O’ndan korkmasıdır.

Huşû denince birinci akla gelen şey, namazdaki huzur hâlidir. Hasebiyle namaz kılan kişi, Allah’ın huzûrunda olduğu şuuruna varıp O’nun azamet ve heybetini kalbinde hissederek ibadetini yerine getirmelidir. Âyet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

“Muhakkak ki mü’minler felâh bulmuştur: Onlar, namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minûn 23/1-2)

“Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz ki bu, huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. Huşû sahipleri kendilerinin hakikaten Rab’lerine kavuşacaklarına ve O’na döneceklerine inanırlar.” (Bakara 2/45-46)

Demek ki lakin huşû ile kılınan namaz, insanı felâha erdirebilmektedir. Kalpte huşû ve vücutta tâzim hissi olmadan kılınan namaz ise, gerçek mânâda bir namaz kabul edilmemektedir. Bu sebeple:

“Namaz kılanlar çok, ancak onu hakkıyla edâ edebilenler azdır.” denilmiştir.[1]

Hasta ve güçsüzlerin kimi vücudu hareketleri yerine getirmeden namaz kılmasına müsâade edilmesi de, namazın özünün kalpteki huşû hissi olduğunu göstermektedir.

NAMAZDA HUŞU NASIL SAĞLANIR?

Huşûu sağlamanın en başta gelen yollarından biri, namazı son namazmış üzere kılmaktır. Vakti biten, son anlarını yaşayan kişi hangi hislerle Rabbinin huzûrunda durursa, işte bütün namazlar da bu hâlet-i rûhiye içinde edâ edilmelidir. Hakikat de budur zati. Çünkü insanın bir sonraki vakte yetişmeye garantisi yoktur. Bu durumda, namaz kılan kişinin, bütün kalbiyle Allah’a yönelerek her türlü dünyevî kanıdan uzak durmaya çalışması, okuduğu âyetlerin mânâsını tefekkür etmesi, göz yaşı dökmesi, secde yerine bakması ve dua hâlinde olması îcâb eder. Lakin bu türlü kılınan namaz, beşere yarar sağlayarak kötülüklerden uzaklaştırır, boş konuşup insanları üzmekten alıkoyar, sahibini, Allah’a ve âhirete yönelterek insanları kıskanmak ve onlardan bir şey beklemek üzere boş heveslerden koruma eder.

NAMAZDA HUŞUNUN ÖNEMİ

İkinci hadisimizde, namazdaki huşûun ehemmiyetine vurgu yapılarak, nasıl tazarrû ve niyazda bulunmamız gerektiği anlatılmaktadır. Kul, namazda acziyetinin şuuruna varıp, son derece mütevâzı olmalı, tezellül izhar etmeli ve Allah’a yanık bir gönülle yalvarmalıdır.

Bu biçimde derin bir huşû ile kılınmayan namaz eksik kalır. Münasebetiyle, Allah Resûlü, yüzü sağa sola çevirip bakmak üzere namazın rûhu olan huşûu zedeleyecek hareketlerden kaçınılmasını istemiştir.[2] Âlimlerimiz de insanın saçı sakalıyla, burnuyla ve yerdeki rastgele bir şeyle oynamasını[3] huşûa ters görmüşlerdir.

Nitekim tâbiînden Saîd bin Müseyyeb namazda latifeli ile oynayan birini gördüğünde:

“Bunun kalbi huşû duysaydı, âzâları da huşû içinde olurdu” demiştir. (Abdurrazzâk, Musannef, II, 266-267)

Resûlullah, yemek hazırken namaza durmak,[4] namaz vaktinin çıkması mevzubahis değilken, sıkışık abdestle namaz kılmak[5] üzere davranışları da gerçek bulmamıştır. Zira bunlar, namaz kılanın kalbini meşgul ederek huşû hâlini zedeler.

PEYGAMBERİMİZ NAMAZI NASIL KILARDI?

Resûlullah kendisi, hadislerinde tanım buyurduğu halde, huşû dolu namazlar kılardı. Geceleri beyhude kılarken derin bir haz içinde olur ve namazı uzatırdı. Kıyâmı uzun olan namazların daha faziletli olduğunu söylerdi. (Müslim, Müsâfirîn, 165)

Abdullah bin Şıhhîr (r.a.), Peygamber Efendimiz’in namazdaki huşû hâlini şöyle anlatır:

“Bir keresinde Resûlullah Efendimiz’in yanına gitmiştim. Namaz kılıyor ve ağlamaktan dolayı göğsünden, kaynayan kazan sesi gibi sesler geliyordu.” (Ebû Dâvûd, Salât, 156-157/904; Nesâî, Sehv, 18; Ahmed, IV, 25, 26)

İlginizi Çekebilir   Bilim ile Din Birbirine Zıtmı?

Resûlullah, namazda huşûunu bozacak hiçbir şeye müsâade etmezdi. Bir gün Ebû Cehm (r.a.), Fahr-i Kâinât Efendimiz’e işlemeli, şık bir elbise armağan etmişti. Allah Resûlü, o elbise ile namaz kıldı. Namazı bitirince Ayşe vâlidemize:

“–Bu elbiseyi Ebû Cehm’e geri ver, namazda gözüm nakışlarına takıldı. Neredeyse namazda huzûrumu bozacaktı” buyurdu. (Muvatta’, Salât, 67. Krş. Buhârî, Salât, 14)

TADİL-İ ERKAN NEDİR?

Huşûu yakalayabilmek için en önemli kaide, namazı “ta‘dîl-i erkân” üzere kılabilmektir. Yani namazın rükünlerini tam olarak edâ etmek, rükû, rükûdan sonra ayakta durmak, secde ve iki secde ortasındaki oturmanın hakkını vermek, bunları tam bir sukûnet içinde yerine getirmektir.

Resûlullah, üçüncü hadisimizde, ta’dîl-i erkânı en hoş formda tanım etmektedir. Buna nazaran, insanın her bir rükünde biraz bekleyerek itmi’nâna ermesi, bütün uzuvlarının yerli yerince oturması ve dışarıdan bakan birinin onu duruyor vaziyette görmesi gerekmektedir. Gerçekten Allah Resûlü’nün rükû, secde, iki secde ortasındaki oturma ve rükûdan sonraki kıyam hâlinin takrîben birbirine müsâvî olduğu nakledilmektedir. (Buhârî, Ezân, 121)

TADİL-İ ERKAN VE HUŞU İLE NAMAZ

Resûlullah, ta’dîl-i erkân ve huşû ile namaz kılmaları için ashâbını îkaz etmiş ve:

“Siz, benim kıblemin, sadece şu (önüm) olduğunu mu sanıyorsunuz?! (Oradan başka bir yeri görmediğimi mi zannediyorsunuz?) Vallâhi sizin rükûunuz ve huşûunuz bana gizli kalmaz. Ben sizi arkamdan da görürüm”

“Rükû ve secdelerinizi düzgün yapınız!” buyurmuştur. (Buhârî, Ezân, 88)

Bu formda kılınmayan namazlar hakkında ise şu ihtarda bulunmuştur:

“Allah Teâlâ, rükû ve secdeleri arasında belini dümdüz etmeyen kişinin namazına bakmaz (değer vermez).” (Ahmed, II, 525)

Çünkü namazın ilâhî huzûra çıkabilmesi için hakkıyla edâ edilmesi lâzımdır. Aksi takdirde semâlara çıkamadan geri döner ve sahibine iâde edilir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“Kişi rükû ve secdesini tam yaparak namazı güzel bir şekilde edâ ederse, namaz o kişiye:

«–Beni muhâfaza ettiğin gibi Allah da seni muhâfaza etsin!» der. Namaz yükseltilir (ve kabul edilir). Kişi rükû ve secdesini tam yapmayarak namazını güzelce edâ etmezse namaz ona:

«–Beni zâyî ettiğin gibi Allah da seni zâyî etsin!» der. Kıldığı namaz, bir paçavra gibi toplanıp adamın yüzüne çarpılır.” (Beyhakî, Şuab, III, 143; Süyûtî, Câmi, I, 58/364)

Efendimiz’in bu îkazları sebebiyle Ashâb-ı Kirâm ta’dîl-i erkâna son derece riâyet ederlerdi. Bir gün Huzeyfe (r.a.) mescide girdiğinde, bir kişinin namaz kıldığını, lakin rukû ve secdeleri tam yapmadığını görmüştü. Namazdan sonra ona:

“–Kaç senedir böyle namaz kılıyorsun?” diye sordu. Adam:

“–Kırk senedir” dedi. Huzeyfe (r.a.):

“–Sen kırk senedir namaz kılmamışsın. Bu şekilde namaz kılmaya devam ederken ölecek olursan, Hz. Muhammed’in (a.s.) yaratıldığından başka bir fıtrat üzere ölürsün (veya, fıtrat-ı Muhammediye üzere ölmezsin)” dedi ve ona namazı nasıl kılacağını öğretti. Sonra da:

“–Kişi namazını hafif kılabilir, ancak rükû ve secdelerini tam yapmak şartıyla!” dedi. (Ahmed, V, 384; Buhârî, Ezân, 119, 132; Salât, 26)

HANGİ NAMAZ EKSİKTİR?

Dördüncü hadisimizden anlaşıldığına nazaran, rükünleri hakkıyla edâ edilmeyen ve huşûdan mahrum olan namazın içi boşalır ve sevabı eksile eksile onda teğe kadar düşer. Melekler, amel defterlerine:

“Falan namazının dörtte birini eksiltti, falan yarısını noksan bıraktı…” halinde kaydederler. (Abdurrazzâk, Musannef, II, 371)

İlginizi Çekebilir   Ezan Duası Nedir? Ezandan sonra hangi dua okunur?

Böyle eksik kılınan namazlar, vakitle yararsız hâle gelir. Sahibini kötülüklerden korumadığı üzere mânevî derecesini de yükseltmez. İşte Resûlullah böylesine yarar vermeyen namazlardan Allah’a sığınmıştır.

NAMAZI HOŞ KIL!

Ancak burada şuna dikkat etmek lâzımdır: Bu çeşit hadis-i şerifler, insanları şuursuzca namaz kılmaktan sakındırmak için vârid olmuştur. Yoksa biri kalkıp bu tabirlerden, “Namazı güzel kılmayan kimse, hiç kılmasın daha iyi!” mânâsını çıkarmamalıdır. Çünkü eksik de olsa, bir şeyin varlığı, yokluğundan daha iyidir. (Abdurrazzâk, Musannef, II, 368)

Şunu bir sefer daha söz edelim ki, namazdan tam olarak istifâde edebilmek için, vücudun kıblesi Kâbe, kalbin kıblesi de Cenâb-ı Hak olmalıdır. Yani kalp huşû ile dolmalıdır. Bu türlü kılınan namazlara işaret edilerek âyet-i kerimede:

“Secde et ve yaklaş!” buyrulur. (Alâk 96/19)

Ashâb-ı Kirâm ve onları güzelce tâkip eden selef-i sâlihîn, namazlarını huşû ile kılmaya çok ehemmiyet vermişlerdir. “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler”[6] âyeti tefsir edilirken Hz. Ebûbekir’in (r.a.) namaz esnasındaki huşû halinden bahsedilir ve onun güya bir direk üzere dümdüz ve hareketsiz durduğu nakledilir.[7] Abdürrazzak şöyle der: “Mekke ehli; «İbn Cüreyc (v. 150/767)[8] namazı Atâ’dan, o İbn Zübeyr’den, o Ebû Bekir’den, o da Nebiyy-i Ekrem’den aldı» diyorlar. Ben İbn Cüreyc’den daha güzel namaz kılan birini görmedim.”[9]

Onlar Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini en hoş halde yaşamış ve kendilerinden sonra gelenlere nakletmişlerdir. Abdullah bin Ebûbekir (r.a.) şöyle anlatır:

“Ebû Talha (r.a.) kendi bahçesinde namaz kılıyordu. Dübsi denilen bir kuş, bahçeden dışarı çıkmak isteyerek uçtu, çıkacak yer bulmak için sağa sola gidip geldi. Bu durum, Ebû Talha’nın güzeline gitti ve bir an gözleriyle onu izlemeye daldı. Sonra namazına döndü, ancak kaç rekât kıldığını şaşırdı. Bunun üzerine, şu malım fitneye sebep oldu, huşû hâlimi bozdu diye düşünerek Allah Resûlü’ne gelip bahçede başına gelen hâdiseyi anlattı ve:

«–Ey Allah’ın Resûlü! Bu malım Allah için sadakadır, istediğiniz üzere kullanır, istediğiniz yere verebilirsiniz» dedi.” (Muvatta’, Salât, 69)

Allah Resûlü Efendimiz’in sevgili torunları Hz. Hasan (r.a.), abdest alıp bitirdiğinde rengi değişirdi. Bunun sebebi sorulduğunda ise şöyle buyururdu:

“–Yüce Arş’ın Sâhibi’nin huzûruna girmek isteyen kişinin hakkı, renkten renge girmektir.” (İbn-i Hallikân, Vefeyâtü’l-aʻyân, II, 69)

Yine Efendimiz’in torunlarından Zeynelâbidîn Hazretleri, abdest için kalktığında sararıp solar, namaza başlayacağı vakit ayakları titrerdi. Sebebini soranlara:

“–Kimin huzûruna çıkacağımdan haberiniz yok mu?” kaygısı. (Ebû Nuaym, Hilye, III, 133)

Dipnotlar:

[1] Kur’ân’da mü’minlerin namazından bahsedilirken daima “ikâme” sözü kullanılır. Yani onların namazı hakkıyla edâ ettikleri bildirilir. Sıra münâfıkların namazına geldiğinde ise yalnızca “musallîn” denir. (Mâûn 107/4) Bu da gösteriyor ki namaz kılan ile, onu ikâme eden ortasında fark vardır. Namaz kılan çok, lâkin ikâme eden azdır. [2] Buhârî, Ezân, 93; Ebû Dâvûd, Salât, 162-163/912; Tirmizî, Cuma, 60/590; Nesâî, Sehv, 10/1193-1197; Ahmed, VI, 130, 443. [3] Nesâî, Sehv, 7/1189. [4] Buhârî, Ezân, 42; Müslim, Mesâcid, 64. [5] Müslim, Mesâcid, 67; Ahmed, V, 250, 260. [6] Mü’minûn 23/2. [7] İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 125/7245; Ahmed, Fedâilü’s-sahâbe, I, 207; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, II, 398; İbn Asâkir, XXVIII, 169; Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, VI, 85. [8] Tefsir, hadis ve fıkıh âlimi olup tâbiîndendir. [9] Ahmed, I, 12; Mervezî, Müsnedü Ebî Bekir es-Sıddîk, s. 204.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Efendimiz’den Hayat Ölçüleri, Erkam Yayınları

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.