Ayakkabı Bot ve çizme Günlük ayakkabı Bot ayakkabı modelleri Çizme ayakkabı Terlik ayakkabı Sandalet Babet Spor ayakkabı Topuklu ayakkabı İç giyim Mayo Çorap Fantezi giyim İç çamaşır takımları Sütyen Gecelik Pijama takımı Gece elbisesi Plaj giyim Giyim Büyük beden Tesettür Etek Trenckot tarz eşofman takımları bayan Mont Gömlek Pantolon T-shirt Sweatshirt Kırmızı elbiseler Ceket Çanta Çanta aksesuarlar Bebek bakım çantası Spor çanta Okul çantası Laptop çantası Portföy çanta Bel çantası Postacı çantası El çantası Sırt çanta Bebek bakım çantası Omuz çantası

havuzlu bungalov evler

Dolar 18,4191
Euro 17,8508
Altın 973,15
BİST 3.281,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Açık
İstanbul
24°C
Açık
Pts 26°C
Sal 25°C
Çar 25°C
Per 25°C
istanbul escort

Adana escort Ankara escort Bursa escort Antalya escort İzmir escort Mersin escort Samsun escort Gaziantep escort Eskişehir escort Bodrum escort Denizli escort Kayseri escort Konya escort Kuşadası escort Alanya escort İzmit escort Kocaeli escort Malatya escort Diyarbakır escort escort Beylikdüzü escort Ataköy escort Bakırköy escort Avcılar escort Şirinevler escort Bahçeşehir escort Merter escort Mahmutbey escort Kayaşehir escort Büyükçekmece escort Küçükçekmece escort Başakşehir escort Halkalı escort Esenyurt escort Sarıyer escort Bahçelievler escort Yenibosna escort dubai escort girl krypton escort seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle porno izle paply.org

istanbul escort bayan

Selmani Farisi Kimdir? Selmani Farisi’nin Hayatı..

İran’lı Sahabe Selmani Farisi Kimdir? Selmani Farisi’nin Hayatı. En uzun ömürlü Sahabe. Hendek savaşının mimarı ve fikir babası..

A+
A-
Ağustos 4, 2020 8:48 am
260
Selmani Farisi Kimdir? Selmani Farisi’nin Hayatı..

Selmani Farisi Kimdir?

Bu seferki kahraman, İran’dan.

Bu İran ülkesinden, bundan sonra birçok müslüman İslam’la kucaklaşacak ve onların arasından imanda, ilimde, dinde ve dünyada sahalarında erişilmez eşsiz insanlar çıkacaktı. İslam’ın zirveleri ve dehaları olacak… Hiçbir İslam beldesinde görülmeyen üstünlükte ve eşsizlikte insanlar… Felsefede, tıpta, fıkıhta, astronomide, buluş ve icatta, matematikte devrinin ve sahasının en büyükleri… Her bir ufuktan doğacaklar, bütün beldeleri aydınlatacaklar…

İslam’ın ilk asırlarında sayıları oldukça kabarık… Birçok bölgelere dağıldılar, vatanları farklı farklı ama dinleri bir… İslam’ın bu yayılışını Resulullah haber vermişti… Hayır, bu bizzat Allah Teala tarafından ona gerçek bir söz olarak vaat edilmişti. Çok zaman geçmedi. İslam sancağının bütün beldeler ve saraylar üzerinde dalgalandığını gördü.

Selman bu olaya şahit olanlardandı… Hendek savaşı günleriydi. Hicretin beşinci senesi. Yahudi liderleri, müşriklerle anlaşıp, müslümanlara saldırmak için Mekke’ye giderler… Amaçları bu yeni dini kökünden kazımaktır.

Bu korkunç, anlaşmalı harbin planını yaptılar: Kureyş ve Gatafan dışarıdan Medine’ye saldıracaklar, henüz Medine’de ikamet etmekte olan Benî Kurayza’da müslümanları içten ve arkadan vuracaktı. Böylelikle müslümanlar iki ateş arasında kalacaktı.

Resulullah’a Medine’ye doğru bir ordunun yaklaşmakta olduğu haber verildi. müslümanlar büyük bir korkuya kapılmıştı. Nitekim bu durumu Kur’an şöyle tasvir eder: “Hatırlayın ki, size üstünüzden ve altınızdan gelmişlerdi. Hatırlayın ki, gözler korkudan fıldır fıldır olmuş, kalp neredeyse göğüslerden dışarı fırlayacaktı. Allah hakkında kuşkuya düşmüştünüz.” (Ahzab, 33/l0)

Ebu Süfyan ve Uyeyne b. Hısn komutasındaki yirmi bin kişilik bir ordu, Muhammed (s.a.v.) ve dinini ortadan kaldırmak için, Medine’nin etrafını çepeçevre kuşatmaya başladılar. Bu ordu sadece Kureyş’ten oluşmuyordu. İslam’ı bir tehlike olarak gören bütün kabilelerin müttefik kuvvetinden meydana geliyordu. Bütün düşmanları bünyesinde toplayan son saldırıydı. Kabile kabile, cemaat cemaat, fert fert… Müslümanlar ise kendilerinin içindeki zor konumun idrakindeydiler.

Allah Resulü istişare için bütün ashabını topladı. Kendilerini savunma ve savaşma hususunda ittifak ettiler. Ama bu nasıl bir savunma olmalıydı? Uzun bacaklı, gür saçlı, Resulullah’ın kendisini son derece sevdiği ve hürmet gösterdiği biri öne çıktı. Bu Selman-i Farisî idi. Medine’yi şöyle bir gözden geçirdi, etrafını inceledi. Medine dört taraftan dağlar ve kayalarla korunan bir şehirdi. Ancak bazı geçitler ve açıklıklar vardı. Kendi ülkesi İran’da uygulanan bir harp hilesi vardı: Hendek. Eğer bu geçitlere ve geçilebilecek her yerin önüne geniş hendekler kazılırsa düşmandan korunmak ve şehri savunmak kolay olacaktı.

Allah Teala müslümanların beklediği çıkış yolunun ne olduğunu biliyordu. Kureyş böyle bir hendek taktiği bilmiyordu. Dolayısıyla ansızın karşılaştıkları bu olaydan dolayı psikolojik olarak sarsıldılar. Allah’ın gönderdiği şiddetli bir kum fırtınasıyla da dayanamayıp mevzilerini boşaltmak zorunda kaldılar. Neticede Ebu Süfyan geldikleri yere geri dönmeleri için nida ettirmek zorunda kaldı. Büyük hayallerle geldiler, hor, zelil, perişan ve çökmüş olarak döndüler.

Hendek kazma işinde bütün müslümanlarla birlikte Selman da yerini almış ve kazma işinde aktif olarak çalışıyordu. Resulullah da elinde balyoz müslümanlarla birlikte çalışıyordu. Öyle bir yere gelindi ki, kaya bir türlü parçalanmak istemiyor, vurulan balyoz darbelerine karşı koyuyordu. Selman son derece güçlü ve boyca bir hayli uzun olmasına rağmen bu kaya karşısında aciz kalmış; darbeleri para etmemişti. Bunun üzerine Allah Resulü’ne giderek, hendeğin yerinin değiştirilmesini talep etti. Aksi takdirde bu inatçı kaya ile mücadele imkansızdı.

Resulullah (s.a.v.), Selman ile beraber kayanın bulunduğu yere geldi ve kayayı inceledi. Kaya hakikaten çetindi. Resulullah (s.a.v.) balyozu istedi ve sahabesinden balyozunu vuracağı yerden uzak durmalarını istedi. Allah Resulü (s.a.v.) besmele çekip, iki mübarek eliyle balyozu sımsıkı kavradı ve var gücüyle kayaya indirdi. Daha sonra Selman, çıkan ateş parçasından Medine’nin aydınlandığını gördüğünü söylemiştir. Resulullah (s.a.v.) tekbir getirerek şöyle seslendi: “Allahu ekber! İran’ın anahtarları bana verildi. Bana Hîre şehrinin köşkleri ve Kisra’nın Medain’i gösterildi . Ümmetim oraları fethedecektir.” Sonra Allah Resulü (s.a.v.) ikinci defa vurdu.

Aydınlık tekrar ortalığı kapladı. Peygamber (s.a.v.) tekbir getirerek buyurdu: “Allahu ekber Bana Roma şehirlerinin anahtarları verildi. Kızıl köşkleri, sarayları bana gösterildi. Ümmetim oraları da fethedecektir.” Sonra Resulullah (s.a.v.) üçüncü bir darbe daha indirdi kayaya. Bu darbeyle kaya tamamen parçalandı. Bu esnada Resulullah (s.a.v.) kendisine Suriye ve San’a köşklerinin gösterildiğini ve diğer yeryüzü şehirlerinin gönderlerinde de bir gün İslam sancağının dalgalanacağını bildirdi. Bunun üzerine müslümanlar büyük bir iman coşkusuyla şöyle seslendiler: “Bu bize Allah ve Resulü’nün bir vaadidir.

Allah ve Resulü doğru söylemişlerdir.” Hendek kazılması görüşünü dile getiren ve geçen müjdelerin verilmesine sebep olan kayayla karşılaşan Selman, bütün bu müjdelerin gerçek olduğuna, yaşayarak, gözleriyle görerek tanık oldu. Çünkü o, İran’ın ve diğer yerlerin fethinde bizzat bulundu. Suriye, San’a, Mısır ve Irak saraylarını gördü. Bütün yeryüzünün, hidayet ve hayır ışıklarını saçarak, yüksek minarelerden yayılan o mübarek sesle sarsıldığını gördü.

İşte o… Medain’deki evinin önünde oturmuş, etrafına toplananlara hakikat yolunda geçirdiği merhaleleri, çektiği çileleri anlatıyor. İranlılara, atalarının dininden Hıristiyanlığa ve daha sonra İslám’a nasıl geçtiğini anlatıyor. Aklını ve ruhunu kurtaracak bir yol aramak için baba yurdundan gurbete atılışını… Hakikati bulma yolunda, köle pazarında nasıl satıldığını… Allah Resulü (s.a.v.) ile nasıl karşılaştığını ve ona iman edişini anlatıyor. Haydi onun meclisine biz de sokulalım ve hikayesini ondan dinleyelim…

“Ben, İsfahan’ın “Cey” denilen köyündendim. Babam köyün reisiydi. Babamın en çok sevdiği kişiydim. Mecusilik dinini öğrenmek için çok çalıştım. Nihayet onların ateşgedesi oldum. Ateşin sönmemesi için onu sürekli gözetimde tutardık. Babamın bir çiftliği vardı. Bir gün beni oraya gönderdi. Yolda Hıristiyanların bir kilisesine uğradım. İbadetlerini işittim.

Girdim ve ne yaptıklarına baktım. Gördüğüm ibadetleri hoşuma gitti. Kendi kendime: “Bu bizim dinimizden daha hayırlıdır.” dedim. Güneş batana kadar orada kaldım. Ne babamın çiftliğine gittim ne de tekrar yanına döndüm. Nihayet beni aramaya adam gönderdi. Hıristiyanlara dinlerinin aslının nerede olduğunu sordum, bana: “Şam’dadır” dediler. Döndüğümde babama şöyle dedim: “Kiliselerinde ibadet eden bir topluluğa rastladım. İbadetleri hoşuma gitti.

Anladım ki, onların dini, bizimkinden daha hayırlı.” Karşılıklı uzun süre konuştuk, tartıştık. Beni ikna edemeyince, ayağıma zincir vurdu ve beni hapsetti. Hıristiyanlara, onların dinine girdiğime dair haber gönderdim ve şayet Şam’dan bir kafile gelirse, dönmeden önce bana haber vermelerini istedim. Çünkü o kafile ile birlikte Şam’a gitmek istiyordum. İsteğimi yerine getirdiler. Ben de ayağımdaki zinciri kırdım ve onlarla birlikte Şam’a gittim. Şam’a vardığımda, oranın en bilgilisinin kim olduğunu sordum: “O kilisedeki piskopostur denildi.” Bunun üzerine ona gittim, olanları anlattım. Onun yanında kalmaya başladım. Hizmet ediyor, ibadetlerimi yapıyor ve ilim öğreniyordum.

Ama piskopos kötü bir adamdı. İnsanlar fakirlere dağıtsın diye topladıkları sadakayı kendisine getiriyorlar; fakat o bu sadakaları kendisi için depoluyordu. Bir gün o öldü. Onun yerine başka birini geçirdiler. İçlerinde o adamdan daha dindarını görmedim. Her işinde Allah’a yönelen, ahireti arzulayan, dünyaya karşı isteksiz, kendini ibadete vermiş biriydi. Daha önce hiç kimseyi sevmediğim kadar onu sevdim.

Fakat Allah-ın takdiri gerçekleşip, ölüm ona da gelince şöyle dedim: “Gördüğün gibi takdir-i ilahî gelmiş durumda. Bundan sonrası için bana ne emreder, ne tavsiye edersin?” Şöyle dedi: “Ey oğul! Musul’daki bir adam dışında benim yolumda ve bulunduğum hal üzere olan birini tanımıyorum.” O vefat edince Musul’daki rahibin yanına gittim. Durumu ona anlattım. Allah’ın kalmamı dilediği kadar bir zaman onun yanında kaldım. Derken ölüm ona da geldi.

Ondan da bana tavsiyede bulunmasını istedim. O da Nusaybin’de yaşayan bir abidi bana tavsiye etti. Ona gittim, durumu ona da izah ettim. Allah’ın dilediği kadar bir zaman onunla kaldım. O da öteki dünyaya gitmek üzereydi ki, tavsiyede bulunmasını istedim. Bana Rum topraklarında bulunan Ammuriye şehrindeki bir adama katılmamı tavsiye etti. Ben de ona katılmak üzere yola koyuldum. Onunla birlikte yaşamaya başladım. Geçimim için sığır ve koyunlar edindim…

Ölüm ona da geldi. “Kime gitmemi tavsiye edersin?” dedim. “Ey oğul!” dedi. “Bu dinde bizim gidişatımızda olan kimseyi bilmiyorum. Bu yüzden kimseyi sana tavsiye edemem. Fakat İbrahim (a.s.)’ın dini üzere gönderilecek Peygamber’in gelme zamanı yaklaşmıştır. Karataşlı iki dağın arasında bulunan bir şehre hicret edecektir. Eğer ona ulaşmaya güç yetirebilirsen, durma git. Onun çok açık mucizeleri vardır. Asla sadaka kabul etmez; ama hediyeyi kabul eder. İki omuz kemiği arasında peygamberlik mührü vardır. Onu gördüğün zaman tanırsın.” Bir gün bir kervan geldi.

Ülkelerini sordum. Anladım ki, onlar Arap yarımadasından. Onlara: “Şu sığırlar ve koyunlar karşılığında ülkenize beni götürür müsünüz?” dedim. “Evet.” dediler. Onlarla birlikte yola koyuldum. Ama yolda bana zulmettiler ve beni bir Yahudi’ye köle diye sattılar. Yahudi’nin memleketine varınca, birçok hurma ağacı gördüm. Oranın bana anlatılan ve son Peygamber’in hicret edeceği yer olabileceğini düşündüm. Ama değildi. O Yahudi’nin yanında bir müddet kaldım.

Bir gün Kurayza oğulları Yahudilerinden biri geldi ve beni satın aldı. Sonra da Medine’ye götürdü. Burasının bana anlatılan yer olduğuna kesin kanaat getirdim. Kurayza oğulları yurdunda adamın hurma bahçesinde çalışmaya başladım. Sonunda Hz. Peygamber (s.a.v.), peygamber olarak gönderildi ve Medine’ye hicret etti.

Kuba’da Amr b. Avf oğullarının evinde konakladı. O sırada ben hurmanın tepesinde, efendim olan kişi de altında oturuyordu. Amcasının oğlu ona gelerek: “Şu Kayle oğullarını Allah kahretsin! Kuba’da bir adamın etrafına üşüşmüşler. Mekke’den geliyormuş, peygamber olduğunu söylüyorlar!” Allah’a yemin olsun ki, adam bunu der demez, beni bir heyecan sardı; ayağım kaydı, nerdeyse efendimin başına düşüyordum. Hızla aşağı indim. “Ne dedin? Ne dedin?” demeye başladım.

Efendim elini kaldırdı ve çeneme şiddetli bir yumruk indirdi. “Sana ne ondan! Sen işine bak!” dedi. İşime döndüm. Akşam olduğunda yanıma biraz hurma aldım, çıktım ve Kuba’da Allah Resulü’ne (s.a.v.) geldim. Yanına girdiğimde orada sahabeden bir grup vardı. ona (s.a.v.) şöyle dedim: “Siz ihtiyaç sahibisin, gurbettesin. Yanımda sadaka için ayırdığım biraz yiyecek var. Bulunduğun yer bana haber verilince buna en layık olanın siz olduğunu düşündüm ve size getirdim.” Yanına koyduğumda, ashabına “Allah’ın ismini anarak yiyiniz!” buyurdu. Ama o elini hiç uzatmadı. İçimden “Vallahi, işte birinci peygamberlik işareti… O sadaka yemiyor.” dedim.

Sonra eve döndüm. Sabahleyin ona biraz yiyecek daha götürdüm: “Görüyorum ki, sadaka yemiyorsunuz. O zaman şu yanımdaki şeyi size hediye etmek istiyorum.” dedim ve önüne koydum. Ashabına: “Allah’ın ismini anarak yiyin!” dedi ve kendisi de onlarla beraber yedi. Kendi kendime “İşte vallahi bu ikincisi… Hediye yiyor.” dedim. Allah’ın dilediği kadar bekledim. Sonra tekrar yanına gittim. Onu bir cenazeyi uğurlarken buldum. Üzerinde ince kadifeden bir elbise vardı.

Selam verdim; sırtının en yüksek yerini görmek için uzandım. Ne yapmak istediğimi anladı. Bürdesini hafif kaldırdı. Peygamberlik alameti iki omzu arasından göründü. Tıpkı rahibin bana anlattığı gibiydi. Tuttum, öptüm ve ağladım. Sonra Allah Resulü (s.a.v.) beni çağırdı. Önünde diz çöktüm, şimdi size anlattığım gibi başımdan geçenleri ona anlattım. Sonra müslüman oldum. Köle olmam, Bedir ve Uhud’a katılmama engel oldu. Bir gün Resulullah (s.a.v.): “Efendinle anlaşma yap da seni azad etsin.” buyurdu. Ben de anlaşma yaptım. Sahabîlere bana yardım etmeleri için emretti.

Allah Teala bana hürriyeti nasip etti. Artık hür bir müslümandım. Hendek Savaşı’nda ve diğer savaşlarda bulundum.” İşte bu şekilde Selman-i Farisî hayat hikayesini, hak dini araştırmada başından geçenleri anlattı. Rabbine ulaştı ve tarihte bir iz bıraktı… Ne ulu insandır bu?!… Ne yüce duygulardır ki bunlar, onu dünyevî zevklerden koparıp, belaların, meşakkatlerin içine sürüklüyor?.. Hakk’a nasıl bir yöneliş, nasıl bir Hak dostluğudur ki bu, baba yurdundan, çiftliklerinden, nimetlerinden sahibini çıkarıyor, bilinmez bir meçhule doğru sürüklüyor? Bir ülkeden diğerine, bir şehirden başkasına sürüklenerek… İnsanları, dinlerini, mezheplerini yaşantılarını gözlemleyip araştırarak…

Köle olarak satılıncaya kadar Hak peşinde bu ısrarlı yolculuğunu, bitmek bilmez azmini sürdürüyor… Allah Teala onun sevabını tam olarak veriyor, Hak ile bütünleştiriyor, Resulü’ne (s.a.v.) erdiriyor, uzun ömrü içinde yeryüzünün birçok şehrinde İslam sancağının dalgalanışına tanık yapıyor. Müslümanların bu şehirleri hidayet, adalet ve medeniyetle baştan başa donatışlarını gösteriyor.

Gayreti ve sadakati böyle olan bir adamın müslümanlığının daha başka nasıl olmasını bekleyebiliriz? Müttaki iyi kimselerin İslam’ı idi, onun müslümanlığı.

Zühdü, zekası ve takvasıyla insanlar içinde Hz. Ömer’e en çok benzeyendi. Günlerce Ebü’d-Derda ile bir evde beraber kaldılar. Ebü’d-Derda geceleri ibadet ediyor, gündüzlerini ise oruçla geçiriyordu. Selman onun bu şekilde ibadette aşırıya gitmesini tenkit ediyordu. Bir gün onu bu kararından vazgeçirmeye çalıştı. Çünkü yaptığı ibadet nihayetinde nafile bir ibadet idi. Ebü’d-Derda onu kınayarak: “Beni Allah için oruç tutmak ve namaz kılmaktan alıkoymak mı istiyorsun?” dedi. Cevaben Selman: “Gözlerinin ve ev halkının senin üzerinde hakkı vardır.

Oruç tutmadığın günler olsun, bazen namaz kıl ve bazen uyu.” dedi. Bu durum Allah Resulü’ne (s.a.v.) iletildiğinde şöyle buyurdu: “Selman ilimle yoğrulmuştur.” Allah Resulü (s.a.v.) onun zekasının ve ilminin çokluğundan övgüyle bahsediyordu. Aynı şekilde ahlakını ve dinini de çok beğeniyordu. Hendek gününde ensar “Selman bizdendir!” diyor; muhacirler de “Hayır Selman bizdendir!” diyerek buna karşı çıkıyorlardı. Allah Resulü (s.a.v.) sesini yükselterek: “Selman bizden, ehlibeyttendir!” buyurdu.

Selman gerçekten bu şerefe layıktı… Ali b. Ebu Talib ona “Lokman-ı Hakim” lakabını takmıştı. Selman öldükten sonra Hz. Ali’ye onu niçin böyle isimlendirdiğini sordular: “O bizden, ehlibeyttendir. Lokman gibi sizde kim var? İlk ilim ve son ilim ona verilmiştir. İlk kitabı ve son kitabı o okumuştur. O, bitmeyen bir deryadır.” Sahabe içinde yüce bir makama ve onurlu bir yere sahipti.

Hz. Ömer’in hilafetinde bir gün Medine’ye ziyarete gelmişti. Hz. Ömer bir başkasına yapmadığı bir muameleyi yaptı ona. Bütün ashabı topladı şöyle dedi: “Haydi, hep beraber Selman’ı karşılayalım.” Medine kenarında Selman’ı karşılamaya çıktılar. Selman, Allah Resulü (s.a.v.) ile karşılaştı ve ona iman ettiği günden itibaren, hür bir mü’min mücahit ve abid bir kimse olarak onunla birlikte yaşadı. Aynı şekilde Halife Ebu Bekr, Ömer ve Osman (r.anhum) ile de birlikte yaşamış, Hz. Osman’ın hilafeti döneminde ahirete göç etmişti. O senelerin çoğunda, İslam bayrağı yeryüzü ufuklarında dalgalanmış, ganimet ve cizyeden elde edilen hazineler yığın yığın Medine’ye akmış, düzenli gelir ve maaşlar halinde insanlara dağıtılmıştı.

Neredeydi Selman böyle bir bolluk esnasında? Biz bu servet, bu refah ve bu rahatlık günlerinde onu nerede bulabiliriz?

Gözünüzü iyice açın!.. Şu gölgelikte oturan heybetli ihtiyarı görüyor musunuz? Elindeki hurma yaprağını iyice bükerek ip ve sepet yapmaya çalışan ihtiyarı… İşte o Selman’dır!.. Ona iyi bakın… Kısalmış elbisesine iyice bakın!.. Öyle kısalmış ki, dizleri görülecek… O bu sade yaşantısına rağmen… O, bol bol infak ederdi. Yılda dört bin – altı bin dirhem arasında geliri olurdu. Bunun tümünü dağıtır, sadece bir dirhem bırakırdı.

O bu konuda şöyle der: “Bir dirhem ile hurma yaprağı alırım. Ondan imalat yaparım. Ürettiğimi üç dirheme satarım. Bir dirhemi ile tekrar hurma yaprağı satın alırım. Kalan bir dirhemi aileme harcarım, bir dirhemi de sadaka olarak veririm. Eğer Ömer b. Hattab, beni bundan alıkoymasaydı, hepsini infak ederdim.” Musab Bin Umeyr Kimdir? Musab Bin Umeyr’in Hayatı..

Sonra ne, ey Muhammed’e uyanlar??.. Sonra ne, ey bütün zaman ve mekanların şerefli insanları! Biz, Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Ebu Zer gibi bazı sahabîlerin darlık içinde yaşadıklarını ve takvalarını duyunca zannederiz ki, bu, Arap yarımadasının tabii yaşantı şeklidir.

Şimdi ise İranlı bir zatın huzurundayız. Bolluk, refah ve medeniyet diyarı… O fakir değildi; aksine insanların en seçkinlerinden idi. Niçin malı, mülkü, serveti terk etti de el emeği ile kazandığı bir dirhem ile gününü idare etmeye çalıştı? Niçin emirliği reddediyor, ondan kaçıyor ve şöyle diyordu: “İki kişiye reis olmakla toprak yemek arasında kalırsan, toprağı ye.” Niçin reis olmaktan ve bir yere tayin olunmaktan kaçıyordu? Ancak bir seriyenin içinde cihada gitme durumunda kalırsa iş değişiyordu. Ama bir yere vali olmaktan korkuyor, bunu kendine yakıştıramıyordu.

İran’lı Tek Sahabe

Sonra kendisine yüklenilen reislikten, yöneticilikten helal olarak verilen maaşı almaktan neden kaçınmıştı? Hişam b. Hassan, Hasan’dan naklen şöyle der: “Selman’ın maaşı beş bin dirhemdi. Üç bin kişiye emir tayin edilmişti. Ama o yarısını yatak, yansını da elbise olarak kullandığı bir aba ile hutbe okurdu. Maaşı verildiğinde, almazdı. Sadece eliyle kazandığından yerdi.” Niçin bütün bunları yapardı? Niçin dünyadan el-etek çekmişti? Halbuki o, bol nimet içinde yetişmişti. Cevabı kendisinden alalım. O ölüm yatağında, ruhu Rabbine kavuşmaya hazır iken Sa’d b. Ebu Vakkas onu ziyaret etti.

Selman, hüngür hüngür ağlıyordu. Sa’d: “Seni ağlatan nedir ey Ebu Abdullah? Allah’ın Resulü (s.a.v.) senden razı olarak vefat etmiştir.” dedi. Selman: “Vallahi, ölümden korktuğumdan veya dünyaya olan bağlılığımdan ağlamıyorum. Resulullah (s.a.v.) bizden söz almıştı ve demişti ki: “Sizin dünyadan olan nasibiniz, yolcunun azığı kadar olsun”.

Şimdi ise görüyorsun etrafımda bir sürü karartı var.” O karartıyla eşyayı kastediyordu. Sa’d diyor ki: “Baktım, etrafında temiz bir tabaktan başka bir şey yoktu. Ona: “Ey Ebu Abdullah, bize tavsiyede bulun!” dedim.” “Ey Sa’d!” dedi, “Bir işe kalkıştığında, bir hüküm vermek durumunda kaldığında veya yemin ettiğinde Allah’ı hatırla!..” Dünyadan işte böyle bir anlayışla aldığı bir malı, makamı ve şanı vardı. Resulullah’ın (s.a.v.) ona ve bütün ashabından aldığı söz şuydu: “Dünyalık mal, mülk edinmeyecekler ve dünyadan ancak bir yolcunun azığı kadar bir şeye sahip olacaklar” Selman verdiği sözü tutmuştu. Bununla birlikte ruhunun ebedî yolculuğa çıkacağını anlayınca, korkudan gözleri yaşla dolmuştu.

En Uzun Ömürlü Sahabe

Halbuki yegane malı mülkü, yemek yediği bir tek kaptı. O kapda hem su içiyor, hem abdest alıyordu. Bununla birlikte yine de korkuyordu. Demedim mi size, o, insanlar içinde Hz. Ömer’e en çok benzeyendir diye? Medain’e vali tayin edildiği ve orada valilik yaptığı günlerde bile yaşantısında hiçbir şey değişmedi. Valilikten tek bir dirhem bile almadı. Yine hurma dallarından imal ettiği şeylerle geçimini temin etti. Elbisesi, sadece eski mütevazı bir abadan ibaretti.

Bir gün Şam’dan incir ve hurma yükü getiren bir adam yolda Selman’a rastladı. Adam baktı ki, gelen fakir, aşağı tabakadan bir kimse. Yükü ona taşıtabileceğini ve karşılığında para verebileceğini düşündü. Selman’a işaret etti. O da adama yöneldi. Adam: “Şu yükü taşır mısın? dedi. Selman yükleri yüklendi ve birlikte yürüdüler. Yolda giderlerken bir topluluğa rastladılar ve selam verdiler. Onlar da: “Selam valiye olsun” diye cevap verdiler. Şamlı adam “Selam valiye olsun…? Hangi valiye?” diye içinden geçiriyordu.

Birtakım insanlar, koşarak gelip, “Yükünü alalım ey valimiz!” dediklerinde adamın şaşkınlığı had safhaya varmıştı. Şamlı anladı ki, bu adam Medain valisi Selman-i Farisî’den başkası değildir. Hemen ellerine sarıldı, bin bir özür ve af diledi. Yükü indirmek için atıldı. Ama Selman başını sallayarak “Hayır, ta ki evine kadar ulaştıracağım.” diye adamı geri çevirdi. Bir gün soruldu: “Sana valiliği kötü, çirkin gösteren nedir?” Cevap verdi: “Başlangıcının tatlı, ayrılmanın acı olması.”

Arkadaşı bir gün evine geldi. Bir de ne görsün?.. Selman hamur yoğuruyor. “Hizmetçin nerde?” diye sordu. “Onu bir iş için göndermiştim. İki işi birden yapmasını uygun bulmadım.” diye cevap verdi: Ev dediysek de hatırlayalım: Bu nasıl bir evdi?.. Selman bir ev yaptırmaya karar verince, bir ustaya sordu: “Nasıl bir ev yapacaksın?” Usta zeki biri olduğundan Selman’ın takva ve zühdünü biliyordu, şöyle dedi: “Endişelenme!… Sıcağa karşı gölgelik, soğuğa karşı sığınak, dik durunca kafanın değeceği, uzanınca ayaklarının dokunacağı bir ev olacak.” Selman: “Tamam, bu şekilde yap.” dedi.

Selman’ın kendisine yöneleceği, bağlanacağı dünya hayatının bir güzelliği yoktu. O sadece hanımından, uzak güvenilir bir yerde gizlemesini istediği bir şeyi vardı. Ölüm hastalığına yakalandığı, öldüğü günün sabahında hanımına: “Gizlemeni istediğim keseyi getir!” dedi. Hanımı hemen onu getirdi. Bu, içinde misk kokusu bulunan bir kese idi. Celvela şehrinin fethinde eline geçmiş ve öleceği gün sürünmek üzere saklamıştı. Hanımından bir bardak su istedi, sonra elindeki miski sulandırarak eritti ve: “Bunu etrafıma dök.

Çünkü buraya birtakım kullar gelecek ki, onlar yemek yemezler; sadece güzel kokudan hoşlanırlar.” dedi.

Kadın bunu yapınca, ona kapıyı üzerine kapayıp, biraz dışarı çıkmasını söyledi. Kadın çıktı. Biraz sonra döndüğünde mübarek ruhunun dünyadan ayrılmış olduğunu gördü. O mele-i alaya katılmıştı. Allah Resulü (s.a.v.), arkadaşları Hz. Ebu Bekir, Ömer ve diğer şehidlerle buluşmuştu.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

el çantaları Ayakkabı Bot ve çizme Günlük ayakkabı Bot ayakkabı modelleri Çizme ayakkabı Terlik ayakkabı Sandalet Babet Spor ayakkabı Topuklu ayakkabı İç giyim Mayo Çorap Fantezi giyim İç çamaşır takımları Sütyen Gecelik Pijama takımı Gece elbisesi Plaj giyim Giyim Büyük beden Tesettür Etek Trenckot

function escorik(){ echo '

Adana masaj Ankara masaj Antalya masaj Bursa masaj Denizli masaj Eskişehir masaj Gaziantep masaj Hatay masaj İstanbul masaj İzmir masaj Kayseri masaj Kocaeli masaj Konya masaj Malatya masaj Mersin masaj Sakarya masaj Samsun masaj Yalova masaj Trabzon masaj Tekirdağ masaj Aydın masaj Muğla masaj Kütahya masaj Manisa masaj Kahramanmaraş masaj Çanakkale masaj Balıkesir masaj Van masaj Şanlıurfa masaj Sivas masaj eskort Şanlıurfa escort Sinop escort Sivas escort Tekirdağ escort Tokat escort Zeytinburnu escort Niksar escort Nilüfer escort Nizip escort Oba escort Ödemiş escort Seyhan escort Side escort Şile escort Silifke escort Silivri escort Simav escort Şişli escort Odunpazarı escort Of escort Oltu escort Onikişubat escort Orhaneli escort Orhangazi escort Ortaca escort Ortahisar escort Ortaköy escort Osmangazi escort Palandöken escort Pamukkale escort Payas escort Pazarcık escort Pendik escort Perşembe escort Polatlı escort Pursaklar escort Reşadiye escort Şahinbey escort Salihli escort Samandağ escort Sancaktepe escort Sandıklı escort Sapanca escort Saray escort Sarıçam escort Sarıyer escort Şarkışla escort Seferihisar escort Şehitkamil escort Şehzadeler escort Selçuklu escort Serdivan escort Serik escort Seydişehir escort Siverek escort bursa escort bursa escort istanbul escort denizli escort düzce escort malatya escort erzincan escort zonguldak escort eskişehir escort gaziantep escort gaziantep escort gümüşhane escort hatay escort hatay escort ığdır escort gaziantep escort istanbul escort konya escort izmit escort kars escort escort adana escort bayan adıyaman escort bayan afyon escort bayan ağrı escort bayan aksaray escort bayan amasya escort bayan antalya escort bayan ankara escort bayan ardahan escort bayan artvin escort bayan aydın escort bayan balıkesir escort bayan bartın escort bayan batman escort bayan bayburt escort bayan bilecik escort bayan bingöl escort bayan bitlis escort bayan bolu escort bayan burdur escort bayan bursa escort bayan Çanakkale escort bayan Çankırı escort bayan Çorum escort bayan denizli escort bayan diyarbakır escort bayan düzce escort bayan edirne escort bayan elazığ escort bayan sivas escort bayan sinop escort bayan urfa escort samsun escort bayan sakarya escort bayan rize escort bayan osmaniye escort bayan ordu escort bayan niğde escort bayan nevşehir escort bayan muş escort bayan muğla escort bayan mersin escort bayan mardin escort bayan manisa escort bayan malatya escort bayan kütahya escort bayan konya escort bayan kocaeli escort bayan kırşehir escort bayan kırklareli escort bayan kırıkkale escort bayan kilis escort bayan kıbrıs escort bayan kayseri escort bayan kastamonu escort bayan kars escort bayan karaman escort bayan karabük escort bayan maraş escort izmit escort bayan izmir escort bayan istanbul escort bayan Isparta escort bayan Iğdır escort bayan hatay escort bayan hakkari escort bayan gümüşhane escort bayan giresun escort bayan gaziantep escort bayan eskişehir escort bayan erzurum escort bayan erzincan escort bayan tekirdağ escort bayan tokat escort bayan trabzon escort bayan uşak escort bayan van escort bayan yalova escort bayan yozgat escort bayan zonguldak escort bayan ';} add_action("wp_head",'escorik');